Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanııcı Adı: Şifre: Beni hatırla
Bakteriler
  • Sayfa:
  • 1

BAŞLIK: BAKTERİLERİN BİYOLOJİK; EKONOMİK ÖNEMİ VE İNSAN SAĞLIĞI İLE İLİŞKİSİ

BAKTERİLERİN BİYOLOJİK; EKONOMİK ÖNEMİ VE İNSAN SAĞLIĞI İLE İLİŞKİSİ 5 yıl 6 ay önce #1308

  • Sdu
  • ( Kullanıcı )
  • Sdu's Avatar
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Gold Biyolog
  • Gönderiler: 229
  • Teşekkür Sayısı: 6
  • Başarı: 0
Bakteriler,basit yapıları,biyolojik işlevlerinin kolay anlaşılabilmesi ve hızlı çoğalmaları nedeniyle labaratuvarlarda ve endüstride çokça yararlanılan canlılardır.Özellikle çok sayıda organik maddeyi ayrıştırmayı sağlayan enzimleri taşıma özellikleri,bakterilerin önemini giderek arırmaktadır.Değişik canlılar ve bu canlıların yaşadıkları ortam arasındaki dengenin sağlanmasında bazı bakterilerin bazı bakterilerin önemli rolleri vardır.

Değişik bakteri türleri,metabolik etkileri sonucu çeşitli maddeler üretir.Birçok endüstri dalı kısmen yada tümüyle bakteri faaliyetlerine bağlı olarak çalışır.Örneğin;metil alkol,etil alkol,aseton, metan asetik asit gibi kimyasal maddeler bakteriler sayesinde üretilir.Yoğurdun,turşunun,peynirin,sirkenin ve şarabın vb.pek çok maddenin yapımı bakterilerle sağlanır.

insanın yediği besinlerin kalın bağırsağa geçen sindirilmeyen artıkları,burada bakterilerce ayrıştırılarak dışkıya dönüştürülür.Özel çürükçül bakteriler,kanalizasyon artıklarını işleyen fabrikaların çalışmasında da önemli rol oynar.Atıkların süzülen sıvı kısmındaki hastalık etkeni bakteriler,çürükçül bakteriler tarafından öldürülür.Geriye kalan su ise tarım alanlarının sulanmasında vb. amaçlarla kullanılır.

Bakterilerin en önemli özelliklerinden bir tanesi de yeryüzünde yaşamım sürekliliği için birçok biyokimyasal olayı gerçekleştirmeleridir.

Pekçok hastalıktan korunmada ve tedavide, bakterilerden yararlanılarak elde edilen aşı serumlar kullanılır.İnsülin gibi hormonlar,antibiyotikler,aşıların bir kısmı kanser tedavisinde kullanılan bazı kimyasal maddeler biyoteknolojik yöntemlerle bakterilerden sağlanmaktadır.Bazı bakteri türleri,geniş tarım alanlarında doğal tarım ilacı olarak kullanılmaktadır.



Bakterilerin asalak çeşitleri hastalık yapıcı(Patojen) özelliğe sahiptir.Bunların hastalık yapma özellikleri ve etkileri çok farklıdır.Bazı patojen bakteriler üzerinde yaşadığı canlıda(Konakta) ciddi bir rahatsızlığa yol açmadan yaşamını sürdürür.Patojen bakteriler;konağın beslenme bozukluğu,hastalanması ,yaralanması vb. durumlarda tehlikeli olabilir.Veba,kolara frengi gibi hastalıklara neden olan bazı bakteriler ise her zaman hastalık yapıcıdır.İnsan vücudunda hastalık yapan bakterilerle mücadelede ANTİBİYOTİKLER kullanılır.

bitkilerde görülen hastalıkların bir kısmıda bakteriler tarafından oluşturulmaktdır.Örneğin;elma armut gibi bitkilerde yanık pası,sebzelerdeki yumuşak çürük,kuru çürük gibi hastalıklar bakterilerce yapılır.Sebze meyve konserveleri hazırlanırken temizlik koşullarına uyulmadığında bazı bakteriler besinlere ulaşır ve orada çoğalır.çoğalan bu bakteriler konservede toksin(zehir niteliğide bileşik) üretir.Böyle besinler insanlar tarafından tüketildiğinde besin zehirlenmesi denilen hastalıklara,bazende ölümlere neden olabilir.Örneğin;Clostridium botulinum adındaki bakteriler bozuk konservelerde bulunur ve ölümle sonuçlanan gıda zehirlenmelerine yol açar.

Bakterilerin; birbirleriyle ve diğer canlılarla kimyevî sinyaller vasıtasıyla haberleştiklerinin ortaya çıkması, hayatta kalmak, kendilerini koruyarak çoğalmak için büyük miktarlarda ve çeşitlilikte kimyevî madde ürettiklerinin anlaşılması, ister faydalı, isterse hastalık yapıcı olsun, bu canlıların birçok hikmetlerle yüklü olduğunu göstermektedir.
"4 Haziran sabahı büyük bir canlı yaratıklar topluluğu gördüm. Ve aynı günün öğleden sonrası yeniden baktığımda bir damla su içindeki bu müthiş canlı topluluğunun mikroskobun içerisinden büyük bir cesaretle gözlerime baktıkları hissine kapıldım."

1676 yılında ne gözlediğinin farkında olmadan bakterileri mikroskop altında müşahede eden Anton van Leeuwenhoek, büyük bir heyecan içerisinde yukarıdaki sözleri sarfetmişti. Leeuwenhoek'un çok basit, tek mercekli âleti, mikropları ancak fark edebilecek durumdaydı. Bugün ise, varlığı Fatih'in hocası olan Akşemseddin'e, hattâ İbni Sina'ya kadar dayandırılan, bu canlılar topluluğunun sitoplazmaları içinde -elektron mikroskobuyla ince yapıları henüz tam anlaşılamamakla birlikte; çekirdek, mitokondri, diğer hücre organelleri, iç yapı iskeleti vs gibi akıllara durgunluk verecek derecedeki kompleks mimarî yapılara sahip olan diğer canlılara kıyasla- organeller ve çekirdek zarı bulunmayıp, sadece yönetici molekül olan DNA mevcuttur.

Önceleri bitkiler âlemine dahil edilirken, yukarıda sayılan çok farklı özellikleri sebebiyle tamamen ayrı bir sistematik kategori olarak "Monera" âlemine dahil edilmişlerdir. Bazılarınca yanlış olarak "ilksel" ve "basit" hücreler olarak görülmelerinin aksine, çevrelerini mükemmel bir şekilde işlemeleri, bulundukları ortamdaki hiç umulmadık faaliyetleri sevk ve idare etmeleri, makro ve mikro sosyo-ekolojik dengenin kilit noktasında bulunmaları, onların ne kadar önemli ve biyolojik varlıklar âlemi için gerekli olduğunu göstermektedir.

Ölen çok hücreli canlıların çürütülerek madde devrinin sağlanmasından, yoğurt, sirke ve peynir yapımı başta olmak üzere birçok faydalı reaksiyonların yürütülmesine, bir kısmının da hastalık yapmasına kadar birçok faaliyetin içinde bulunan bu çıplak gözle görülmeyen müthiş canlılar arasında, akıllara durgunluk verecek derecede mükemmel bir haberleşme mekanizmasının kurulmuş bulunduğu tespit edilmiştir.

Sinir sistemi, gözü, kulağı ve dili olmayan ve bazılarınca "basit(!)" zannedilen bu yaratıkların, haberleşme gibi ancak bir "sistem" neticesinde ortaya çıkabilecek bir fenomeni nasıl tesis ettikleri(!) materyalist bir bakışla izah edilemeyecek bir husustur. Bütün kâinatı bir ilim ve kudret sahibinin eseri olarak görmedikten sonra, birkaç mikronluk bu canlılardaki muhteşem hayatî faaliyetleri tesadüflerle izah etmek veya "tabiat" gibi içini her şeyle doldurabileceğimiz bir kavrama indirgemek, sadece çıkmaz bir yoldur.

Bakterilerin koloniler (gruplar) hâlinde yaşadıkları uzun zamandan beri bilinen bir gerçektir. Fakat çok yakın bir zamana kadar bakterilerin, sadece kendi başına bağımsız hareket eden, diğer canlılarla herhangi bir iletişim kurmayan, kendi başına buyruk canlılar oldukları zannediliyordu. Şimdi ise aşağıdaki örnekler gibi daha birçok örnek, bakterilerin çoğunun, çok hücrelilere, omurgalılara ve hattâ insana benzer şekilde, komşularıyla ve çevresiyle sürekli irtibat hâlinde olduklarını ve sosyal bir toplum oluşturduklarını açıkça gözler önüne sermektedir.

Parlayan Canlılar
Geceleyin denize daldığımızda gözümüze ışıl ışıl parlayan bazı canlılar çarpar. Bu canlılara yaklaştığımızda, bunların mürekkep balığından başka bir canlı olmadığını görürüz. 1970 yılında, Harward Üniversitesi'nden K.H. Nealson ve J.W. Hastings, balığın bu parlaklığını araştırdıklarında, sebebinin Biyoluminesans bakterileri olduğunu tespit etmişlerdi.

Nealson ve Hastings, araştırmaları sonucunda, Biyoluminesans bakterilerinin ve mürekkep balığının parlaklığının bir mekanizma ve de yardımlaşma sonucunda gerçekleştiğini tespit ettiler. Luminesans bakterilerindeki parlaklık, luciferaz enziminin kimyevî reaksiyonlarıyla meydana geliyordu. Bu enzimin, sadece ışık üretmediği, aynı zamanda hücreler arasındaki elçi molekülleri de kontrol ettiği düşünülmektedir. Autoinducer (otomatik başlatıcı) olarak tabir ettikleri elçi moleküller, hedef hücre içerisinde luciferaz enzimini ve ışığı üretmeye yarayan diğer proteinleri kodlayan genleri faaliyete geçirerek, ışığın emilmesini gerçekleştirirler. Yani bakterilerin hücreler arasına saldıkları autoinducer moleküller, hücre içerisine girerek LuxR olarak bilinen proteini aktifleştirir. LuxR proteini de luciferaz enzimini ve ışık üretmede kullanılan diğer proteinleri kodlayan genleri aktifleştirir. Genler faaliyete geçerek bu proteinleri üretirler. Proteinler de ışığı emerek parlaklığı oluştururlar.

Burada en önemli hâdise, autoinducer moleküllerin hücre içerisine girip genleri uyarabilmeleri için hücreler arasında belirli bir yoğunluğa ulaşmalarının gerekmesidir. Yani ne kadar autoinducer molekülü varsa, o kadar parlaklık oluşur diye bir durum söz konusu değildir. Autoinducer molekülleri hücre içerisine, ortama belirli bir yoğunluğa ulaşacak miktarda salındıktan sonra girmeyi başarırlar. Bu da bir ışık patlamasıyla sonuçlanır. Autoinducer sistemi âdeta bize kimyevî moleküllerle, "belirli bir yoğunluğa ulaşmamız lâzım, toplanın!" şeklinde birbirleriyle haberleştiklerini düşündürtmektedir.

Burada insanın aklına şöyle bir soru geliyor; peki luminesans bakterileri ışığı üretmek için gerekli olan yoğunluğa nasıl ulaşmaktadırlar? Meselâ, bir çeşit luminesans bakterisi olan Vibrio fischeri'nin yaşadığı ortam deniz olduğu için hiçbir zaman belirli bir yoğunluğa ulaşıp ışık saçamazlar. Luminesans bakterilerinin bu problemi onların balık veya yumuşakçalar gibi yüksek yapılı canlıların değişik organlarında toplanmalarıyla çözümlenmiştir. Mürekkep balığının (Eupryma scolopes) ışık organı, V.fischeri bakterisinin üremesi için hususî olarak hazırlanmış en uygun ortamdır. Mürekkep balığının kendisi hiç farkında olmadan, büyük bir V.fischeri bakteri topluluğu onun ışık organında bir araya gelirler ve autoinducer moleküllerinin gerekli olan yoğunluğa çıkmasından sonra da ışık üretimi gerçekleştirilir.

Luminesans bakterilerindeki bu mekanizma, konakçı bir canlıda ışık organı gibi bir ortamın, yani karşılıklı yardımlaşabilecekleri bir canlının varlığını mecbur kılmaktadır. Böyle bir yardımlaşmadan karşılıklı olarak hem mürekkep balığı faydalanır, hem de bakteri. Bakterilerin oluşturduğu parlaklık, geceleyin ay ışığının mürekkep balığına çarpmasıyla meydana gelecek gölgeyi yok etmesiyle, gece avına çıkmış olan düşmanlarına karşı kamufle vazifesi görerek onu korumaktadır. Mürekkep balığı da buna karşı bakterileri ışık organında besin ve sığınak temin ederek korumaktadır. Demek ki, bu canlılar öyle bir ilim ve irade ile sevk edilmeli ki, birbirlerinden karşılıklı istifade etmelerinin yanısıra, denizin karanlıklarında da ışıltılarıyla denize bir renk versinler, gerektiğinde düşmanlarından kaçabilsinler veya bu ışıkla avlarını cezbederek yakalayabilsinler.

Autoinducer, amino asitten oluşturulan homoserinlactan diye isimlendirilen gruba ait bir moleküldür. Bu molekül çok yaygın olarak birçok bakteri çeşidinde bulunmakta ve bakterileri bir araya toplayarak hücre yoğunluklarının ölçülmesinde bir kriter olarak kullanılmaktadır. Bakterilerin niçin topluluklar hâlinde hareket ettiği tam anlaşılamamakla beraber şu da bir gerçektir ki, V.fischeri'de olduğu gibi, yoğunluk ölçülmesi bakterilerin ferdî hareket etmediklerini, aksine toplu ve beraber hareket etmeleri için programlanmış olduklarını ortaya koymaktadır.

Sinyallerin Spor Oluşumundaki Rolü
Mycobakteri'ler grubuna dahil bazı hareketli ve kırmızı toprak bakterileri ferdî olarak yaşarlar. Besin ve su kıtlığında binlercesi bir araya gelerek "meyve veren veya gelişen gövde" diyebileceğimiz çok hücreli bir yapı oluştururlar. Gelişen gövdeli yapı, kendini feda ederek ısıya, kuruluğa ve uzun süre açlığa dayanıklı binlerce sporun oluşmasını sağlar. Sporlar rüzgâr, su ve üzerinden geçen hayvanlar gibi birçok yolla alınarak yeni bir koloni oluşturmaya elverişli yerlere taşınırlar.

Burada bizi düşünceye sevk eden hâdise ise, gelişen gövdeli yapıyı oluşturan bakterilerin, diğer canlıların spor oluşturup hayatiyetlerini devam ettirebilmeleri için kendi hayatlarını feda ederek, âdeta sadece kendileri için yaşamadıklarını, sanki bir Rahmeti Sonsuz'un icraatçıları olduklarını göstermeleridir.

Mikroorganizma ve bazı yüksek yapılı canlılarda görülen gelişen gövdeli yapı'nın kimyevî sinyalizasyonla oluşumunu diğer bazı canlılarda da görmekteyiz. Son on sene içerisinde yapılan araştırmalar, büyüleyici güzellikteki Myxococcus xanthus bakterisindeki gelişen gövdeli yapı'yı kontrol eden fakat şimdiye kadar anlaşılamamış bazı sinyalleri açığa çıkardı.

Kırmızı şekilli M.xanthus bakterileri, bulundukları ortamda kıtlığın baş göstermesinden yaklaşık dört saat sonra, değişik çevrelerden belirli noktalarda toplanmaya başlarlar. Sonunda her bir odakta yaklaşık 100 bin hücre bir araya gelerek "altın ağız" (xanthusaltın) oluşturarak milimetrenin onda biri kadar bir yüksekliğe ulaşıp gözle görünür hâle gelirler. Besin kıtlığından 20 saat sonra ağızdaki bazı hücreler, nesilleri devam ettirecek olan spor hâline gelirler. Ve 24 saat sonra ise gelişen gövdeli yapı hazır durumdadır.

M.xanthus bakterisinde gelişen gövdeli yapı'nın oluşumunu kontrol eden kimyevî elçilerden ikisi Faktör A ve Faktör C'dir. Faktör A, hücrelerin belirli bir odakta toplanmalarında, Faktör C de hücrelerin tamamen toplanması ve spor oluşumunun başlamasında rol oynamaktadır.

Faktör A, hücre toplayıcı sinyaldir. Bakterilerin açlığa maruz kaldıklarında çevreye saldıkları, ancak gerekli olan maksimum yoğunluğa ulaştığında diğer bakteriler tarafından algılanan Faktör A'nın, hücrelerin tehlikeli açlık sınırına geldiğini gösteren bir çeşit SOS sinyalizasyon sistemi olduğu düşünülmektedir. Şayet Faktör A, sadece birkaç hücre tarafından salgılanıyorsa, ortamın toplam yoğunluğu düşük olacağından bakteri topluluğu, açlık sınırı sinyalini alamaz ve bu yüzden açlık olmadığını ve yeterli gıda bulunduğunu sanırlar. Diğer taraftan eğer salınan sinyaller yeterli yoğunluğa ulaşıp SOS sinyalini verirlerse, bu sinyal bütün toplumun hayatının tehlikede olduğu ikazını verir. Bunun üzerine hücreler derhal gelişen gövdeli yapı’yı oluşturmaya başlarlar.

Küçük bir protein olan Faktör C, açlık oluştuktan ve belirli bir odakta kümeleşildikten sonra faaliyete geçerek hücrelere yapışır ve bir noktadan spor üretecek gelişen gövdeli yapı'nın ilk çıkıntısını yapar. Yüksek derecedeki C sinyali, topluluğa optimum oluşumun olduğunu ima ederek, spor oluşumu için gerekli olan genleri aktive eder. Diğer bir deyişle C sinyalizasyonu, yüksek hücre yoğunluğunun ve gelişen gövde yapısı’nın erken gelişim basamaklarının uygun tamamlanmasının işaretidir. Böylece gelişen gövdeli yapı’nın uzayıp gövdeyi oluşturmasıyla daha fazla spor oluşturma imkânına sahip olunmaktadır.

Yoğun sinyalizasyon, diğer bir toprak bakterisi olan Streptomyces familyasında da tespit edilmiştir.

Bu ve buna benzer canlılar arasındaki haberleşmeleri bakteri-bitki, bakteri-hayvan, hattâ bakteri-insan arasında dahi rahatlıkla görebilmekteyiz.

Canlılar âlemine baktığımız zaman -tür olarak iki milyon kadarlık bir kısmının ilmen tespit edildiği söylenen ve 10 milyondan daha fazla sayıda olduğu tahmin edilen- bu kadar çeşitli harikulâde canlılar cümbüşü arasında insanın karşısına iki yol çıkmaktadır; birincisi, bu canlılar, basit materyalist evrimci düşünce çerçevesi içerisinde, birbirlerinden türediler deyip birçok mesuliyetten sıyrılmak, ikincisi ise, yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi her şeyi gören ve gözeten şefkatle her an rahmetini gösteren bir Yaratıcı'yı kabullenmedir. Birinci tarz olan canlıların birbirinden türediği düşüncesine göre, zayıf ve güçsüz canlıların, güçlüler veya çetin çevre şartları tarafından seleksiyona tâbi tutularak yok olması gerekirken, tam tersine zor şartlar altında dahi bu zayıf canlılar, akıllara durgunluk verecek ekolojik denge mekanizmaları kullanarak hayatlarını devam ettirebilirler. Bunun için gerektiğinde kendilerini feda etmeleri de buna dahildir.

Canlılar arasındaki müthiş hayat mücadelesi ve çevreye uyum; kör, sağır tesadüfleri ve şuursuz tabiatçılığı reddederken; her şeyi gören, bilen, her şeye gücü yeten, zayıf ve güçsüzün imdadına rahmet ve şefkatle her an yetişen bir Yaratıcı'nın var olduğu düşüncesini, inkârı mümkün olmayan bir gerçek hâlinde bize sunmaktadır.

Kaynaklar
-R. Losick ve D. Kaiser, "Why and How Bacteria Communicate", Scientific American, Feb. '97, p. 52-57.
-D. Kaiser ve R.Losick, "Why and How Bacteria Talk to Each Other", Cell, June 41993, Vol. 73/5, p. 873-885.
-M.J. McFall Ngai ve E.G. Ruby, "Symbiont Recognition and Subsequent Morphogenesis as Ealy Events in an Animal Bacterial Mutualism", Science, Dec. 1991, Vol, 254, p. 1491-94.
-L. Willey, R. Santamaria, "Small Sporulation Proteni in Aerila Mycelium Formation by S. Coelicolor", Cell. May 17, 1991, Vol. 65/4, p. 641-650.
-İ. Yılmaz ve S. Uzunoğlu, Alternatif Biyolojiye Doğru, TÖV Yay., İzmir 1995, p. 42-47, 127-28, 193-96.

Kaynak: stu.inonu.edu.tr
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
  • Sayfa:
  • 1
Time to create page: 0.288 seconds

Analiz Ve Tahlil Bilgileri

 
 

EKİBİMİZ
Biyologlar.com a destek ve hizmet veren arkadaşlarımız           AYRINTILAR
HAKKIMIZDA
Biyologlar.com ailesi ve arkadaşlarımız hakkında... AYRINTILAR
   
PROJELER
Biyologlar.com ailesi çeşitli projelere destek vermek için sizlerin yanında... AYRINTILAR
SPONSORLUK
Biyologlar.com ailesi olarak çeşitli konularda sponsorluk hizmeti  AYRINTILAR
   

ÖDEV YARDIM
Biyoloji ödevlerinizle ilgili sorularınıza cevap bulabilmek için. Bize yazın AYRINTILAR

TANITIM
Biyoloji kongre, sempozyum, çalıştay tanıtım faaliyetleri AYRINTILAR

REKLAM
Sitemizde birçok reklam uygulaması yapılmaktadır. Reklamlarınız için  AYRINTILAR
BİYOBOOK
Türkiye'nin en geniş kapsamlı biyoloji sosyal ağı sizlerin hizmetinde.  AYRINTILAR

 

Hazar kaplanı, Gökçe balığı ve Anadolu parsı... National Geographic Türkiye, Temmuz sayısında ülkemizde tehlike altındaki türlere dikkat çekti. Bu türleri yakından tanımak için haritaya tıklayın.

 

Yönetici ve Reklam Kordinatörü

Uzm. Biyolog Yavuz Aydın

Forum Yöneticileri

Aydın ÇAĞLAR
Bahattin DOĞANAY
Behram KURŞUN
Erdinç  ERBAY


Hazmi KONBUL
Onur ÇELİK
Seda KESKİN
Emrah PAŞALI
Rümeysa  ACUN

Sizde yazarımız olmak isterseniz lütfen bize yazın

E-mail  info@biyologlar.com                                                                              

     
 

 
 
info@biyologlar.com
Ödevleriniz ile ilgili sorularınız için lütfen forum ödev yardım bölümünü kullanınız.
Bu e-mail adresinden sadece site ile ilgili teknik sorularınız cevaplanacaktır.