Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 38 kayıt bulundu.

Jeomorfoloji Nedir

Güneş Sistemi’nin Oluşumu Güneş Sistemi’nin oluşumu ile ilgili farklı teoriler ortaya atılmıştır. En geçerli teori sayılan Kant-Laplace teorisine Nebula teorisi de denir. Bu teoriye göre, Nebula adı verilen kızgın gaz kütlesi ekseni çevresinde sarmal bir hareketle dönerken, zamanla soğuyarak küçülmüştür. Bu dönüş etkisiyle oluşan çekim merkezinde Güneş oluşmuştur. Gazlardan hafif olanları Güneş tarafından çekilmiş, çekim etkisi dışındakiler uzay boşluğuna dağılmış ağır olanlar da Güneş’ten farklı uzaklıklarda soğuyarak gezegenleri oluşturmuşlardır. Dünya’nın Oluşumu Dünya, Güneş Sistemi oluştuğunda kızgın bir gaz kütlesi halindeydi. Zamanla ekseni çevresindeki dönüşünün etkisiyle, dıştan içe doğru soğumuş, böylece iç içe geçmiş farklı sıcaklıktaki katmanlar oluşmuştur. Günümüzde iç kısımlarda yüksek sıcaklık korunmaktadır. Dünya’nın oluşumundan bugüne kadar geçen zaman ve Dünya’nın yapısı jeolojik zamanlar yardımıyla belirlenir. Jeolojik Zamanlar Yaklaşık 4,5 milyar yaşında olan Dünya, günümüze kadar çeşitli evrelerden geçmiştir. Jeolojik zamanlar adı verilen bu evrelerin her birinde , değişik canlı türleri ve iklim koşulları görülmüştür. Dünya’nın yapısını inceleyen jeoloji bilimi, jeolojik zamanlar belirlenirken fosillerden ve tortul tabakaların özelliklerinden yararlanılır. Jeolojik zamanlar günümüze en yakın zaman en üstte olacak şekilde sıralanır. • Dördüncü Zaman • Üçüncü Zaman • İkinci Zaman • Birinci Zaman • İlkel Zaman İlkel Zaman Günümüzden yaklaşık 600 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İlkel zamanın yaklaşık 4 milyar yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. Zamanın önemli olayları :  Sularda tek hücreli canlıların ortaya çıkışı  En eski kıta çekirdeklerinin oluşumu İlkel zamanı karakterize eden canlılar alg ve radiolariadır. Birinci Zaman (Paleozoik) Günümüzden yaklaşık 225 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Birinci zamanın yaklaşık 375 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. Zamanın önemli olayları :  Kaledonya ve Hersinya kıvrımlarının oluşumu  Özellikle karbon devrinde kömür yataklarının oluşumu  İlk kara bitkilerinin ortaya çıkışı  Balığa benzer ilk organizmaların ortaya çıkışı Birinci zamanı karakterize eden canlılar graptolith ve trilobittir. İkinci Zaman (Mezozoik) Günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. İkinci zamanın yaklaşık 160 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. İkinci zamanı karakterize eden dinazor ve ammonitler bu zamanın sonunda yok olmuşlardır. Zamanın önemli olayları :  Ekvatoral ve soğuk iklimlerin belirmesi  Kimmeridge ve Avustrien kıvrımlarının oluşumu İkinci zamanı karakterize eden canlılar ammonit ve dinazordur. Üçüncü Zaman (Neozoik) Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce sona erdiği varsayılan jeolojik zamandır. Üçüncü zamanın yaklaşık 63 milyon yıl sürdüğü tahmin edilmektedir. Zamanın önemli olayları :  Kıtaların bugünkü görünümünü kazanmaya başlaması  Linyit havzalarının oluşumu  Bugünkü iklim bölgelerinin ve bitki topluluklarının belirmeye başlaması  Alp kıvrım sisteminin gelişmesi  Nümmilitler ve memelilerin ortaya çıkışı Üçüncü zamanı karakterize eden canlılar nummilit, hipparion, elephas ve mastadondur. Dördüncü Zaman (Kuaterner) Günümüzden 2 milyon yıl önce başladığı ve hala sürdüğü varsayılan jeolojik zamandır. Zamanın önemli olayları :  İklimde büyük değişikliklerin ve dört buzul döneminin (Günz, Mindel, Riss, Würm) yaşanması  İnsanın ortaya çıkışı Dördüncü zamanı karakterize eden canlılar mamut ve insandır. Dünya’nın İç Yapısı Dünya, kalınlık, yoğunluk ve sıcaklıkları farklı, iç içe geçmiş çeşitli katmanlardan oluşmuştur. Bu katmanların özellikleri hakkında bilgi edinilirken deprem dalgalarından yararlanılır.  Çekirdek  Manto  Taşküre (Litosfer) Deprem Dalgaları Deprem dalgaları farklı dalga boylarını göstermektedir. Deprem dalgaları yoğun tabakalardan geçerken dalga boyları küçülür, titreşim sayısı artar. Yoğunluğu az olan tabakalarda ise dalga boyu uzar, titreşim sayısı azalır. Çekirdek : Yoğunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduğu bölümdür. Dünya’nın en iç bölümünü oluşturan çekirdeğin, 5120-2890 km’ler arasındaki kısmına dış çekirdek, 6371-5150 km’ler arasındaki kısmına iç çekirdek denir. İç çekirdekte bulunan demir-nikel karışımı çok yüksek basınç ve sıcaklık etkisiyle kristal haldedir. Dış çekirdekte ise bu karışım ergimiş haldedir. Manto Litosfer ile çekirdek arasındaki katmandır. 100-2890 km’ler arasında bulunan mantonun yoğunluğu 3,3-5,5 g/cm3 sıcaklığı 1900-3700 °C arasında değişir. Manto, yer hacminin en büyük bölümünü oluşturur. Yapısında silisyum, magnezyum , nikel ve demir bulunmaktadır. Mantonun üst kesimi yüksek sıcaklık ve basınçtan dolayı plastiki özellik gösterir. Alt kesimleri ise sıvı halde bulunur. Bu nedenle mantoda sürekli olarak alçalıcı-yükselici hareketler görülür. Mantodaki Alçalıcı-Yükselici Hareketler Mantonun alt ve üst kısımlarındaki yoğunluk farkı nedeniyle magma adı verilen kızgın akıcı madde yerkabuğuna doğru yükselir. Yoğunluğun arttığı bölümlerde ise magma yerin içine doğru sokulur. Taşküre (Litosfer) Mantonun üstünde yer alan ve yeryüzüne kadar uzanan katmandır. Kalınlığı ortalama 100 km’dir. Taşküre’nin ortalama 35 km’lik üst bölümüne yerkabuğu denir. Daha çok silisyum ve alüminyum bileşimindeki taşlardan oluşması nedeniyle sial de denir. Yerkabuğunun altındaki bölüme ise silisyum ve magnezyumdan oluştuğu için sima denir. Sial, okyanus tabanlarında incelir yer yer kaybolur. Örneğin Büyük Okyanus tabanının bazı bölümlerinde sial görülmez. Yeryüzünden yerin derinliklerine inildikçe 33 m’de bir sıcaklık 1 °C artar. Buna jeoterm basamağı denir. Kıtalar ve Okyanuslar Yeryüzünün üst bölümü kara parçalarından ve su kütlelerinden oluşmuştur. Denizlerin ortasında çok büyük birer ada gibi duran kara kütlelerine kıta denir. Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’den daha geniş yer kaplar. Asya, Avrupa, Kuzey Amerika’nın tamamı ve Afrika’nın büyük bir bölümü Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güney Amerika’nın ve Afrika’nın büyük bir bölümü, Avustralya ve çevresindeki adalarla Antartika kıtası Güney Yarım Küre’de bulunur. Yeryüzünün yaklaşık ¾’ü sularla kaplıdır. Kıtaların birbirinden ayıran büyük su kütlelerine okyanus denir. Kara ve Denizlerin Farklı Dağılışının Sonuçları Karaların Kuzey Yarım Küre’de daha fazla yer kaplaması nedeniyle, Kuzey Yarım Küre’de; • Yıllık sıcaklık ortalaması daha yüksektir. • Sıcaklık farkları daha belirgindir. • Eş sıcaklık eğrileri enlemlerden daha fazla sapma gösterir. • Kıtalar arası ulaşım daha kolaydır. • Nüfus daha kalabalıktır. • Kültürlerin gelişmesi ve yayılması daha kolaydır. • Ekonomi daha hızlı ve daha çok gelişmiştir. Hipsografik Eğri Yeryüzünün yükseklik ve derinlik basamaklarını gösteren eğridir. Kıta Platformu : Derin deniz platformundan sonra yüksek dağlar ile kıyı ovaları arasındaki en geniş bölümdür. Karaların Ortalama Yüksekliği : Karaların ortalama yüksekliği 1000 m dir. Dünya’nın en yüksek yeri deniz seviyesinden 8840 m yükseklikteki Everest Tepesi’dir. Kıta Sahanlığı : Deniz seviyesinin altında, kıyı çizgisinden -200 m derine kadar inen bölüme kıta sahanlığı (şelf) denir. Şelf kıtaların su altında kalmış bölümleri sayılır. Kıta Yamacı : Şelf ile derin deniz platformunu birbirine bağlayan bölümdür. Denizlerin Ortalama Derinliği : Denizlerin ortalama derinliği 4000 m dir. Dünya’nın en derin yeri olan Mariana Çukuru denzi seviyesinden 11.035 m derinliktedir. Derin Deniz Platformu : Kıta yamaçları ile çevrelenmiş, ortalama derinliği 6000 m olan yeryüzünün en geniş bölümüdür. Derin Deniz Çukurları : Sima üzerinde hareket eden kıtaların, birbirine çarptıkları yerlerde bulunur. Yeryüzünün en dar bölümüdür. Yerkabuğunu Oluşturan Taşlar Yerkabuğunun ana malzemesi taşlardır. Çeşitli minerallerden ve organik maddelerden oluşan katı, doğal maddelere taş ya da kayaç denir. Yer üstünde ve içinde bulunan tüm taşların kökeni magmadır. Ancak bu taşların bir kısmı bazı olaylar sonucu değişik özellikler kazanarak çeşitli adlar almıştır. Oluşumlarına göre taşlar üç grupta toplanır. • Püskürük (Volkanik) Taşlar • Tortul Taşlar • Başkalaşmış (Metamorfik) Taşlar UYARI : Tortul taşları, püskürük ve başkalaşmış taşlardan ayıran en önemli özellik fosil içermeleridir. Püskürük (Volkanik) Taşlar Magmanın yeryüzünde ya da yeryüzüne yakın yerlerde soğumasıyla oluşan taşlardır. Katılaşım taşları adı da verilen püskürük taşlar magmanın soğuduğu yere göre iki gruba ayrılır.  Dış Püskürük Taşlar  İç Püskürük Taşlar Dış Püskürük Taşlar Magmanın yeryüzüne çıkıp, yeryüzünde soğumasıyla oluşan taşlardır. Soğumaları kısa sürede gerçekleştiği için Küçük kristalli olurlar. Dış püskürük taşların en tanınmış örnekleri bazalt, andezit, obsidyen ve volkanik tüftür. Bazalt : Koyu gri ve siyah renklerde olan dış püskürük bir taştır. Mineralleri ince taneli olduğu için ancak mikroskopla görülebilir. Bazalt demir içerir. Bu nedenle ağır bir taştır. Andezit : Eflatun, mor, pembemsi renkli dış püskürük bir taştır. Ankara taşı da denir. Dağıldığında killi topraklar oluşur. Obsidyen (Volkan Camı) : Siyah, kahverengi, yeşil renkli ve parlak dış püskürük bir taştır. Magmanın yer yüzüne çıktığında aniden soğuması ile oluşur. Bu nedenle camsı görünüme sahiptir. Volkanik Tüf : Volkanlardan çıkan kül ve irili ufaklı parçaların üst üste yığılarak yapışması ile oluşan taşlara volkan tüfü denir. İç Püskürük Taşlar Magmanın yeryüzünün derinliklerinde soğuyup, katılaşmasıyla oluşan taşlardır. Soğuma yavaş olduğundan iç püskürükler iri kristalli olurlar. İç püskürük taşların en tanınmış örnekleri granit, siyenit ve diyorittir. Granit : İç püskürük bir taştır. Kuvars, mika ve feldspat mineralleri içerir. Taneli olması nedeniyle mineralleri kolayca görülür. Çatlağı çok olan granit kolayca dağılır, oluşan kuma arena denir. Siyenit : Yeşilimsi, pembemsi renkli iç püskürük bir taştır. Adını Mısır’daki Syene (Asuvan) kentinden almıştır. Siyenit dağılınca kil oluşur. Diyorit : Birbirinden gözle kolayca ayrılabilen açık ve koyu renkli minerallerden oluşan iç püskürük bir taştır. İri taneli olanları, ince tanelilere göre daha kolay dağılır. Tortul Taşlar Denizlerde, göllerde ve çukur yerlerde meydana gelen tortulanma ve çökelmelerle oluşan taşlardır. Tortul taşların yaşı içerdikleri fosillerle belirlenir. Tortul taşlar, tortullanmanın çeşidine göre 3 gruba ayrılır. • Kimyasal Tortul Taşlar • Organik Tortul Taşlar • Fiziksel Tortul Taşlar Fosil : Jeolojik devirler boyunca yaşamış canlıların taşlamış kalıntılarına fosil denir. Kimyasal Tortul Taşlar Suda erime özelliğine sahip taşların suda eriyerek başka alanlara taşınıp tortulanması ile oluşur. Kimyasal tortul taşların en tanınmış örnekleri jips, traverten, kireç taşı (kalker), çakmaktaşı (silex)’dır. Jips (Alçıtaşı) : Beyaz renkli, tırnakla çizilebilen kimyasal tortul bir taştır. Alçıtaşı olarak da isimlendirilir. Traverten : Kalsiyum biokarbonatlı yer altı sularının mağara boşluklarında veya yeryüzüne çıktıkları yerlerde içlerindeki kalsiyum karbonatın çökelmesi sonucu oluşan kimyasal tortul bir taştır. Kalker (Kireçtaşı) : Deniz ve okyanus havzalarında, erimiş halde bulunan kirecin çökelmesi ve taşlaşması sonucu oluşan taştır. Çakmaktaşı (Silex) : Denizlerde eriyik halde bulunan silisyum dioksitin (SİO2) çökelmesi ile oluşan taştır. Kahverengi, gri, beyaz, siyah renkleri bulunur. Çok sert olması ve düzgün yüzeyler halinde kırılması nedeniyle ilkel insanlar tarafından alet yapımında kullanılmıştır. Organik Tortul Taşlar Bitki ya da hayvan kalıntılarının belli ortamlarda birikmesi ve zamanla taşlaşması sonucu oluşur. Organik tortul taşların en tanınmış örnekleri mercan kalkeri, tebeşir ve kömürdür. Mercan Kalkeri : Mercan iskeletlerinden oluşan organik bir taştır. Temiz, sıcak ve derinliğin az olduğu denizlerde bulunur. Ada kenarlarında topluluk oluşturanlara atol denir. Kıyı yakınlarında olanlar ise, mercan resifleridir. Tebeşir : Derin deniz canlıları olan tek hücreli Globugerina (Globijerina)’ların birikimi sonucu oluşur. Saf, yumuşak, kolay dağılabilen bir kalkerdir. Gözenekli olduğu için suyu kolay geçirir. Kömür : Bitkiler öldükten sonra bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı % 60 ise turba, C miktarı % 70 ise linyit, C miktarı % 80 – 90 ise taş kömürü, C miktarı % 94 ise antrasit adını alır. Fiziksel (Mekanik) Tortul Taşlar Akarsuların, rüzgarların ve buzulların, taşlardan kopardıkları parçacıkların çökelip, birikmesi ile oluşur. Fiziksel (mekanik) tortul taşların en tanınmış örnekleri kiltaşı (şist), kumtaşı (gre) ve çakıltaşı (konglomera)’dır. Kiltaşı (Şist) : Çapı 2 mikrondan daha küçük olan ve kil adı verilen tanelerin yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır. Kumtaşı (Gre) : Kum tanelerinin doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşan fiziksel tortul bir taştır. Çakıltaşı (Konglomera) : Genelde yuvarlak akarsu çakıllarının doğal bir çimento maddesi yardımıyla yapışması sonucu oluşur. Başkalaşmış (Metamorfik) Taşlar : Tortul ve püskürük taşların, yüksek sıcaklık ve basınç altında başkalaşıma uğraması sonucu oluşan taşlardır. Başkalaşmış taşların en tanınmış örnekleri mermer, gnays ve filattır. Mermer : Kalkerin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması, yani metamorfize olması sonucu oluşur. Gnays : Granitin yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur. Filat : Kiltaşının (şist) yüksek sıcaklık ve basınç altında değişime uğraması yani metamorfize olması sonucu oluşur. Yeraltı Zenginliklerinin Oluşumu Yerkabuğunun yapısı ve geçirmiş olduğu evrelerle yer altı zenginlikleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Yer altı zenginliklerinin oluşumu 3 grupta toplanır: • Volkanik olaylara bağlı olanlar; Krom, kurşun, demir, nikel, pirit ve manganez gibi madenler magmada erimiş haldedir. • Organik tortulanmaya bağlı olanlar; Taş kömürü, linyit ve petrol oluşumu. • Kimyasal tortulanmaya bağlı olanlar; Kayatuzu, jips, kalker, borasit ve potas yataklarının oluşumu. İç Güçler ve Etkileri Faaliyetleri için gerekli enerjiyi yerin içinden alan güçlerdir. İç güçlerin oluşturduğu yerşekilleri dış güçler tarafından aşındırılır. İç güçlerin oluşturduğu hareketlerin bütününe tektonik hareket denir. Bunlar; 1. Orojenez 2. Epirojenez 3. Volkanizma 4. Depremler’dir. UYARI : İç kuvvetler gerekli olan enerjiyi mantodan alır. Deniz tabanı yayılmaları, kıta kaymaları, kıta yaylanmaları, dağ oluşumu ve tektonik depremler mantodaki hareketlerden kaynaklanır. Orojenez (Dağ Oluşumu) Jeosenklinallerde biriken tortul tabakaların kıvrılma ve kırılma hareketleriyle yükselmesi olayına dağ oluşumu ya da orojenez denir. Kıvrım hareketleri sırasında yükselen bölümlere antiklinal, çöken bölümlere ise senklinal adı verilir. Antiklinaller kıvrım dağlarını, senklinaller ise çöküntü alanlarını oluşturur. Jeosenklinal : Akarsular, rüzgarlar ve buzullar, aşındırıp, taşıdıkları maddeleri deniz ya da okyanus tabanlarında biriktirirler. Tortullanmanın görüldüğü bu geniş alanlara jeosenklinal denir. Fay Yerkabuğu hareketleri sırasında şiddetli yan basınç ve gerilme kuvvetleriyle blokların birbirine göre yer değiştirmesine fay denir. Fay elemanları şunlardır: Yükselen Blok : Kırık boyunca birbirine göre yer değiştiren bloklardan yükselen kısma denir. Alçalan Blok : Kırık boyunca birbirine göre yer değiştiren bloklardan alçalan kısma denir. Fay atımı : Yükselen ve alçalan blok arasında beliren yükseklik farkına fay atımı denir. Fay açısı : Dikey düzlem ile fay düzlemin yaptığı açıya fay açısı denir. Fay aynası : Fay oluşumu sırasında yükselen ve alçalan blok arasındaki yüzey kayma ve sürtünme nedeniyle çizilir., cilalanır. Parlak görünen bu yüzeye fay aynası denir. Faylar boyunca yüksekte kalan yerkabuğu parçalarına horst adı verilir. Buna karşılık faylar boyunca çöken kısımlara graben denir. Horstlar kırık dağlarını, grabenler ise çöküntü hendeklerini oluşturur. Türkiye’de Orojenez Türkiye’deki dağlar Avrupa ile Afrika kıtaları arasındaki Tetis jeosenklinalinde bulunan tortul tabakaların orojenik hareketi sonucunda oluşmuştur. Kuzey Anadolu ve Toros Dağları Alp Orojenezi’nin Türkiye’deki kuzey ve güney kanadını oluşturmaktadır. Ege bölgesi’ndeki horst ve grabenler de aynı sistemin içinde yer almaktadır. Epirojenez Karaların toptan alçalması ya da yükselmesi olayına epirojenez denir. Bu hareketler sırasında yeryüzünde geniş kubbeleşmeler ile yayvan büyük çukurlaşmalar olur. Orojenik hareketlerin tersine epirojenik hareketlerde tabakaların duruşunda bozulma söz konusu değildir. Dikey yönlü hareketler sırasındaki yükselmelerle jeoantiklinaller, çukurlaşmalar sırasında ise okyanus çanakları, yani jeosenklinaller oluşur. UYARI : III. Zaman sonları, IV. Zamanın başlarında Anadolu’nun epirojenik olarak yükselmesi ortalama yükseltiyi artırmıştır. Bu nedenle Anadolu’da yüksek düzlükler geniş yer kaplar. Transgresyon – Regrasyon Epirojenik hareketlere bağlı olarak her devirde kara ve deniz seviyeleri değişmiştir. İklim değişiklikleri ya da tektonik hareketler nedeniyle denizin karalara doğru ilerlemesine transgresyon (deniz ilerlemesi) , denizin çekilmesine regresyon (deniz gerilemesi) denir. Volkanizma Yerin derinliklerinde bulunan magmanın patlama ve püskürme biçiminde yeryüzüne çıkmasına volkanizma denir. Volkanik hareketler sırasında çıkan maddeler bir baca etrafında yığılarak yükselir ve volkanlar (yanardağlar) oluşur. Volkan Bacası : Mağmanın yeryüzüne ulaşıncaya kadar geçtiği yola volkan bacası denir. Volkan Konisi : Lav, kül, volkan bombası gibi volkanik maddelerin üst üste yığılması ile oluşan koni biçimli yükseltiye volkan konisi, koni üzerinde oluşan çukurluğa krater denir. Volkanlardan Çıkan Maddeler Volkanlardan çıkan maddeler değişik isimler alır : • Lav • Volkan Bombası • Volkan Külü • Volkanik Gazlar Lav Volkanlardan çıkarak yeryüzüne kadar ulaşan eriyik haldeki malzemeye lav denir. Lavın içerisindeki SİO2 (Silisyum dioksit) oranı lavın tipini ve volkanizmanın karakterini belirler. Asit Lav : SİO2 % 66 ise asit lavlar oluşur. Fazla akıcı değillerdir. Orta Tip Lav : SİO2 oranı % 33 - % 66 ise lav orta tiptir. Bu tip lavların çıktığı volkanlarda volkanik kül miktarı azdır. Bazik Lav : SİO2 oranı < % 33 ise lav bazik karakterli ve akıcıdır. Patlamasız, sakin bir püskürme oluşur. Volkan Bombası : Volkan bacasından atılan lav parçalarının havada dönerek soğuması ile oluşur. Volkan Külü : Gaz püskürmeleri sırasında oluşan, basınçlı volkan bacasından çıkan küçük taneli malzemeye kül denir. Volkanik küllerin bir alanda birikmesiyle volkanik tüfler oluşur. Volkanik Gazlar : Volkanizma sırasında subuharı, karbon dioksit, kükürt gibi gazlar magmadan hızla ayrışarak yeryüzüne çıkar. Büyük volkanik bulutların oluşmasını sağlar. Püskürme Şekilleri Volkanik hareketlerin en yoğun olduğu yerler, yerkabuğunun zayıf olduğu noktalar, çatlaklar ve yarıklardır. Magmanın yeryüzüne ulaştığı yere göre adlandırılan, merkezi çizgisel ve alansal olarak üç değişik püskürme şekli vardır : Merkezi Püskürme : Magma yeryüzüne bir noktadan çıkıyorsa, buna merkezi püskürme denir. Çizgisel Püskürme : Magma yeryüzüne bir yarık boyunca çıkıyorsa, buna çizgisel püskürme denir. Alansal Püskürme : Magma yeryüzüne yaygın bir alandan çıkıyorsa, buna alansal püskürme denir. Volkan (Yanardağ) Biçimleri Volkanların yapısı ve biçimleri yeryüzüne çıkan magmanın bileşimine, miktarına ve çıktığı yere göre değişir. Tabla Biçimindeki Volkanlar : Akıcı lavların geniş alanlara yayılmaları sonucunda oluşur. Örneğin Hindistan’daki Dekkan Platosu Kalkan Biçimindeki Volkanlar : Akıcı lavların bir bacadan çıkarak birikmesi sonucunda oluşan, geniş alanlı ve kubbemsi bir görünüşe sahip volkanlardır. Örneğin : Güneydoğu Anadolu’daki Karacadağ Volkanı Koni Biçimindeki Volkanlar : Magmadan değişik dönemlerde yükselen, farklı karakterdeki malzemenin birikmesi ile oluşur. Bu volkanların kesitinde, farklı karakterdeki malzeme katmanları ardarda görüldüğü için tabakalı volkanlar da denir. Örneğin ülkemizdeki Erciyes, Nemrut, Hasan ve Ağrı volkanları koni biçimli volkanlardır. Tüf Konileri : Volkanlardan çıkan küllerin ve diğer kırıntılı maddelerin birikmesi ile oluşan konilere denir. Örneğin ülkemizde Kula ve Karapınar çevresindeki koniler kül konileridir. Volkanik Kuşaklar Yeryüzünde bilinen volkanların sayısı binlere ulaşmasına karşın ancak 516 kadarı tarihi çağlarda faaliyet göstermiş, bu nedenle aktif volkanlar olarak kabul edilmişlerdir. Yerkabuğunu bloklar halinde bölen kırıklar üzerinde bulunan volkanlar, bir çizgi doğrultusunda sıralanmakta adeta kuşak oluşturmaktadır. Dünya’daki Volkanlar Dünya üzerindeki aktif volkanlar üç ana bölgede toplanmıştır. Volkanların en yoğun olduğu bölge Pasifik Okyanusu’nun kenarlarıdır. Volkanların aktif olduğu ikinci bölge Alp-Himalaya kıvrım kuşağı, üçüncü bölge ise okyanus ortalarıdır. Okyanus Ortaları Yerkabuğunun üst bölümünü oluşturan sial okyanus tabanlarında daha incedir. Bu ince kabuk mantodaki yükselici hareketler nedeniyle yırtılarak ayrılır. Ayrılma bölgesi adı verilen bu bölümden magma yükselir ve okyanus tabanına yayılır. Bu durum okyanus ortalarında aktif volkanların bulunmasının nedenidir. Türkiye’deki Volkanlar Alp-Himalaya kıvrım kuşağında yer alan Türkiye’de volkanlar, tektonik hatlara uygun olarak beş bölgede yoğunlaşmıştır. Ancak günümüzde Türkiye’de aktif volkan bulunmamaktadır. Depremler Yerkabuğunun derinliklerinde doğal nedenlerle oluşan salınım ve titreşim hareketleridir. Yerkabuğunun titreşimi sırasında değişik özellikteki dalgalar oluşmakta ve bunlar depremin merkezinden çevreye doğru farklı hız ve özellikle yayılmaktadır. Deprem dalgaları P, S, L dalgaları olarak 3 çeşittir. Depremlere neden olan olayların kaynaklandığı yerden uzaklaşıldıkça depremin etkisi azalır. Oluşum nedenlerine göre depremler, 3 gruba ayrılır : • Volkanik Depremler • Çökme Depremleri • Tektonik Depremler P, S, L Dalgaları P dalgaları (Primer dalgalar), titreşim hareketi ile yayılma doğrultusunun aynı yönde olduğu ve yayılma hızının en fazla olduğu dalgalardır. S dalgaları (Sekonder dalgalar), titreşim hareketlerinin yayılma doğrultusuna dik ve bir düzlem üzerinde aşağı yukarı olduğu dalgalardır. L dalgaları (Longitidunal dalgalar), yüzey dalgaları veya uzun dalgalar olarak da tanımlanır. Bu dalgaların hızları diğer dalgalara göre daha azdır. Volkanik Depremler Aktif volkanların bulunduğu yerlerde, patlama ve püskürmelere bağlı oluşan yer sarsıntılarıdır. Etki alanları dardır. Çökme Depremleri Bu tür depremler, eriyebilen taşların bulunduğu yerlerdeki yer altı mağaralarının tavanlarının çökmesiyle oluşur. Ayrıca kömür ocaklarının ve galerilerinin çökmesi de bu tür depremlere neden olur. Çok küçük ölçülü sarsıntılardır. Etki alanları dar ve zararları azdır. Tektonik Depremler Yerkabuğunun üst katlarındaki kırılmalar sırasında oluşan yer sarsıntılarıdır. Bu sarsıntılar çevreye deprem dalgaları olarak yayılır. Yeryüzünde oluşan depremlerin büyük bölümü tektonik depremlerdir. Etki alanları geniş, şiddetleri fazladır. En çok can ve mal kaybına neden olan depremlerdir. Örneğin ülkemizde 1995’te Afyon’un Dinar ilçesinde, 1998’de Adana’da oluşan depremler tektonik kökenlidir. UYARI : Tektonik depremlerin en etkili olduğu alanlar dış merkez ve yakın çevresidir. Depremin İç ve Dış Merkezi Depreme neden olan olayın kaynaklandığı noktaya odak, iç merkez ya da hiposantr denir. Yeryüzünde depremin iç merkezine en yakın olan noktaya ise, dış merkez ya da episantr denir. Depremin en şiddetli olduğu episantrdan uzaklaşıldıkça depremin etkisi azalır. Yer sarsıntıları sismograf ile kaydedilir. Deprem’in şiddeti günümüzde Richter ölçeğine göre değerlendirilir. Depremin Etkileri ve Korunma Yolları Depremler önceden tahmin edilmesi mümkün olmayan yer hareketleridir. Ancak alınacak bazı önlemlerle depremlerin zarar derecesi azaltılabilir. Depremin Etkileri : Depremin yıkıcı etkisi deprem şiddetine, dış merkeze (episantr) olan uzaklığa, zeminin yapısına, binaların özelliğine ve kütlenin eski ya da yeni oluşuna bağlı olarak değişir. Depremden Korunma Yolları Depremin yıkıcı etkisi birtakım önlemlerle azaltılabilir. Bunun için, • Yerleşim yerlerini deprem kuşakları dışında seçmek • Yerleşim birimlerini sağlam araziler üzerinde kurmak • İnşaatlarda depreme dayanıklı malzemeler kullanmak • Çok katlı yapılardan kaçınmak gerekir. Deprem Kuşakları Genç kıvrım – kırık kuşakları yerkabuğunun en zayıf yerleridir. Bu nedenle bu bölgeler volkanik hareketlerin sebep olduğu depremlerin sık görüldüğü yerlerdir. • Dünya’daki Deprem Kuşakları Depremlerin görüldüğü alanlar volkanik kuşaklarla ve fay hatlarıyla uyum içindedir. Aktif volkanların en etkili olduğu Pasifik okyanusu kenarları birinci derece deprem kuşağıdır. Anadolu’nun da içinde bulunduğu Alp-Himalaya kıvrım kuşağı ikinci derece, okyanus ortaları ise üçüncü derece deprem kuşağıdır. • Türkiye’de Deprem Kuşakları Alp-Himalaya kıvrım kuşağında bulunan Anadolu’nun büyük bir bölümü ikinci derece deprem kuşağında yer alır. Bu durum Anadolu’nun jeolojik gelişimini henüz tamamlamadığını gösterir. Türkiye’deki deprem kuşakları 5 grupta toplanır : I. Dereceden Deprem Kuşağı : Tektonik çukurluklar ve aktif kırık hatları yakınındaki alanlardır. Burada meydana gelen depremler büyük ölçüde can ve mal kaybına neden olur. II. Dereceden Deprem Kuşağı : Depremlerin birinci derece deprem kuşağındakine oranla daha az zarar verdiği alanlardır. III. Dereceden Deprem Kuşağı : Sarsıntıların az zararla geçtiği alanlardır. IV. Dereceden Deprem Kuşağı : Sarsıntıların çok az zararla ya da zararsız geçtiği alanlardır. V. Dereceden Deprem Kuşağı : Sarsıntıların çok az olduğu ya da hiç hissedilmediği alanlardır. Dış Güçler ve Etkileri Faaliyetleri için gerekli olan enerjiyi Güneş’ten alan güçlerdir. Dış güçler çeşitli yollarla yerkabuğunu şekillendirirler. Dış güçler, akarsular, rüzgarlar, buzullar ve deniz suyunun hareketleridir. Dış güçlerin etkisiyle yeryüzünde bir takım olaylar gerçekleşir. Bu olaylar aşağıda sırlanmıştır. • Taşların çözülmesi • Toprak oluşumu • Toprak kayması ve göçme (heyelan) • Erozyon Taşların Çözülmesi Yerkabuğunu oluşturan taşlar, iklimin ve canlıların etkisiyle parçalanıp, ufalanırlar. Taşların çözülmesinde taşın cinsi de etkili olmaktadır. Taşların çözülmesi fiziksel ve kimyasal yolla iki şekilde gerçekleşir: • Fiziksel (Mekanik) Çözülme • Kimyasal Çözülme UYARI : Kaya çatlaklarındaki bitkilerin, köklerini daha derinlere salması sonucunda kayalar parçalanır ve ufalanır. Bu tür çözülme, fiziksel çözülmeyi artırıcı etki yapar. Ayrıca bitki köklerinden salgılanan özsular taşlarda kimyasal çözülmeye neden olur. Fiziksel (Mekanik) Çözülme Taşların fiziksel etkiler sonucunda küçük parçalara ayrılmasına denir. Fiziksel çözülme, taşları oluşturan minerallerin kimyasal yapısında herhangi bir değişikliğe neden olmaz. UYARI : Fiziksel (mekanik) çözülme, kurak, yarı kurak ve soğuk bölgelerde belirgindir. Fiziksel (Mekanik) çözülme üç şekilde olur : • Güneşlenme yolu ile fiziksel çözülme : Gece ile gündüz, yaz ile kış arasındaki sıcaklık farklarının fazla olduğu yarı kurak ve kurak bölgelerde görülür. Gündüz, güneşlenme ve ısınmanın etkisiyle taşları oluşturan minerallerin etkisiyle taşları oluşturan minerallerin hacimleri genişler. Gece, sıcaklık farklarının fazla olduğu yarı kurak ve kurak bölgelerde görülür. Gündüz, güneşlenme ve ısınmanın etkisiyle taşları oluşturan minerallerin hacimleri genişler. Gece, sıcaklık düşünce minerallerin hacimleri yeniden küçülür. Bu hacim değişikliği taşların parçalanmasına neden olur. • Buz çatlaması yolu ile fiziksel çözülme : Sıcaklığın çok zaman donma noktasına yakın olduğu ve yağışın yeter derecede olduğu yüksek dağlar ve yüksek enlemlerde görülen çözülme şeklidir. Yağışlardan sonra taşların delik, çatlak ve ince yarıklarına sular dolar. Sıcaklık donma noktasına kadar düşünce, taşın içine sızmış olan sular donar. Donan suyun hacmi genişlediği için basınç etkisiyle taşlar parçalanır ve çözülür. • Tuz çatlaması yolu ile fiziksel çözülme : Taşların tuzlu suları emmiş bulunduğu ve buharlaşmanın çok fazla olduğu çöl bölgelerinde görülür. Kurak bölgelerde buharlaşma ile kılcal taş çatlaklarından yeryüzüne yükselen tuzlu sular, yüzeye yaklaştıkça suyunu yitirir. Çatlakların kenarında tuz billurlaşması olur. Gece nemli geçerse, suyunu yitiren tuz billurları yeniden su alır ve hacmi genişler. Basınç etkisiyle taşlar parçalanır ve çözülür. Kimyasal Çözülme Kimyasal reaksiyonlar suya ihtiyaç duyduğunda ve sıcaklık reaksiyonu hızlandırdığından, sıcak ve nemli bölgelerde yaygın olan çözülme şeklidir. Kaya tuzu, kalker gibi taşlar suda kolayca erirler. Taşlar, kimyasal yolla parçalanıp ufalanırken kimyasal bileşimleri de değişir. UYARI : Kimyasal çözülme, ekvatoral, okyanus ve muson iklim bölgelerinde belirgindir. Toprak Oluşumu Toprak, taşların ve organik maddelerin ayrışması ile oluşan, içinde belli oranda hava ve su bulunan, yerkabuğunun üstünü ince bir tabaka halinde saran örtüdür . Toprağın içinde bulunan çeşitli organizmalar toprağın oluşumuna yardım eder. Toprağın üstündeki organik maddece zengin bölüme humus adı verilir. Toprak oluşumunu etkileyen etmenler : • İklim koşulları • Ana kayanın özellikleri • Bitki örtüsü • Eğim koşulları • Oluşum Süresi’dir UYARI : Mekanik çözülmeyle toprak oluşumu zordur. Kimyasal çözülmede ise toprak oluşumu daha kolaydır. Örneğin çöllerde toprak oluşumunun yavaş olması kimyasal çözülmenin yetersiz olmasına bağlıdır. Toprak Horizonları Yerkabuğu üstünde ince bir örtü halinde bulunan toprak, çeşitli katmanlardan oluşur. Bu katmanlara horizon adı verilir. Toprağın dört temel horizonu vardır. A Horizonu : Dış etkilerle iyice ayrışmış, organik maddeler bakımından zengin, en üstteki katmandır. Tarımsal etkinlikler, bu katman üzerinde yapılmaktadır. B Horizonu : Suyun etkisiyle üst katmanda yıkanan minerallerin biriktirdiği katmandır. C Horizonu : İri parçalardan oluşan ve ana kayanın üzerinde bulunan katmandır. D Horizonu : Fiziksel ve kimyasal çözülmenin görülmediği, ana kayadan oluşan, en alt katmandır. Toprak Tipleri Topraklar yeryüzünün çeşitli bölgelerinde farklı özellikler gösterir. Bazıları mineraller bakımından, bazıları da humus bakımından zengindir. Topraklar oluştukları yerlere ve oluşumlarına göre iki ana bölümde toplanır : • Taşınmış Topraklar • Yerli Topraklar Taşınmış Topraklar Akarsuların, rüzgarların, buzulların etkisiyle yüksek yerlerden, kopartılıp, taşınan ve çukur alanlarda biriktirilen malzeme üzerinde oluşan topraklardır. Akarsuların taşıyıp biriktirdiği maddeler, alüvyon, rüzgarların biriktirdiği maddeler lös, buzulların biriktirdikleri moren (buzultaş) adını alır. Taşınmış topraklar çeşitli yerlerden getirilip, farklı özellikteki taşların ufalanmasından oluştukları için mineral bakımından zengindir. Bu nedenle çeşitli bitkilerin yetiştirilmesi için uygun, verimli topraklardır. Yerli Topraklar Dış güçlerin etkisiyle yerli kaya üzerinde sonucunda oluşan topraklardır. Özelliklerini belirleyen temel etkenler ana kayanın cinsi ve iklim koşullarıdır. Yerli topraklar iki ana bölümde toplanır: • Nemli Bölge Toprakları • Kurak Bölge Toprakları Nemli Bölge Toprakları Yağışın yeterli olduğu bölgelerde oluştukları için, mineral maddeler, tuz ve kireç toprağın alt katmanlarına taşınmıştır. Tundra Toprakları : Tundra ikliminin görüldüğü bölge topraklarıdır. Yılın büyük bir bölümünde donmuş haldedir. Yaz aylarında sadece yüzeyde ince bir tabaka halinde çözülme görülür. Geniş bataklıklar oluşur. Bitki örtüsü çok cılız olduğundan humus tabakası yoktur. Verimsiz topraklardır. Buralardaki kısa boylu ot, çalı ve yosunlara tundra adı verilir. Podzol Topraklar : Tayga adı verilen iğne yapraklı orman örtüsü altında oluşan, soğuk ve nemli bölge topraklarıdır. Toprağın aşırı yıkanması nedeniyle organik maddelerin çoğu taşınmıştır. Bu nedenle renkleri açıktır. Bu tip topraklar Sibirya, Kuzey Avrupa ve Kanada’da yaygındır. Kahverengi Orman Toprakları : Yayvan yapraklı orman örtüsü altında oluşan, ılık ve nemli bölge topraklarıdır. Kalın bir humus tabakası bulunur. Kırmızı Topraklar : Akdeniz ikliminin egemen olduğu bölgelerde kızılçam ve maki örtüsü altında gelişen topraklardır. Demir oksitler bakımından zengin olduğu için, renkleri kırmızımsıdır. Kalkerler üzerinde oluşanlara terra rossa adı verilir. Lateritler : Sıcak ve nemli bölge topraklarıdır. Yağış ve sıcaklığın fazla olması nedeniyle çözülme ileri derecededir. Buna bağlı olarak toprak kalınlığı fazladır. Demiroksit ve alüminyum bakımından zengin olduğundan renkleri kızıla yakındır. Topraktaki organik maddeler, mikroorganizmalar tarafından parçalandığı için toprak yüzeyinde humus yoktur. Kurak Bölge Toprakları Yağışların az buna bağlı olarak bitki örtüsünün cılız olması nedeniyle bu topraklarda humus çok azdır. Ayrıca yağışların azlığı nedeniyle toprak katmanları tam oluşmamıştır. Kireç ve tuzlar bakımından zengin topraklardır. Kurak bölge toprakları oluşturdukları iklim bölgesinin kuraklık derecesine göre farklılaşırlar. Çernozyemler : Nemli iklimden kurak iklime geçişte ilk görülen topraklardır. Orta kuşağın yarı nemli alanlarında, uzun boylu çayır örtüsü altında oluşan bu topraklara kara topraklar da denir. Organik madde yönünden zengin olan bu topraklar üzerinde, yoğun olarak tarım yapılır. Kestane ve Kahverenkli Step Toprakları : Orta kuşak karaların iç kısımlarındaki step alanlarının topraklarıdır. Organik maddeler ince bir tabaka oluşturmaktadır. Tahıl tarımına elverişli topraklardır. Çöl Toprakları : Çöllerde görülen, organik madde yönünden son derece fakir topraklardır. Kireç ve tuzlar bakımından zengin topraklardır. Renkleri açıktır. Tarımsal değerleri bulunmaz. Türkiye’de Görülen Toprak Tipleri Ilıman kuşakta yer alan Türkiye’de, iklim tiplerine ve zeminin yapısına bağlı olarak toprak tipleri çeşitlilik gösterir. Podzollar : İğne yapraklı orman örtüsü altında oluşan topraklardır. Toprağın aşırı yıkanması nedeniyle organik maddelerin çoğu taşınmıştır. Açık renkli topraklardır. Çay tarımına uygun topraklardır. Kahverengi Orman Toprakları : Orman örtüsü altında oluşan topraklardır. Humus yönünden zengindirler. Kırmızı Topraklar : Kızılçam ve maki örtüsü altında oluşan topraklardır. Demir oksitler bakımından zengin olduğu için, renkleri kırmızımsıdır. Kalkerler üzerinde oluşanlara terra rossa adı verilir. Bu topraklar turunçgil tarımına en uygun topraklardır. Kestane ve Kahverenkli Step Toprakları : Yarı kurak iklim koşulları ve step bitki örtüsü altında oluşan topraklardır. Yüksek sıcaklık nedeniyle kızılımsı renktedirler. Zayıf bitki örtüsü nedeniyle organik maddeler ince bir örtü oluşturur. Tahıl tarımına uygun topraklardır. Vertisoller : Genellikle kireç bakımından zengin, killi, marnlı tortullar üzerinde oluşan, toprak horizonlarının henüz gelişimini tamamlamadığı topraklardır. Aşırı miktarda kil içeren vertisoller yağışlı dönemde çok su çeker, kurak dönemde aşırı su kabedip, çatlar. Litosoller : Dağlık alanlarda, eğimli yamaçlarda veya volkanik (genç bazalt platolarının bulunduğu) düzlüklerde görülen ana kayanın ufalanmış örtüsüdür. Genelde derinliği 10 cm kadardır ve toprak horizonları gelişmemiştir. Alüvyal Topraklar : Akarsuların denize ulaştığı yerlerde görülür. Çeşitli yerlerden taşınan, farklı özellikteki taşların ufalanması ile oluşan bu topraklar mineral yönünden zengin ve çok verimlidir. Toprak Kayması ve Göçme (Heyelan) Toprağın, taşların ve tabakaların bulundukları yerlerden aşağılara doğru kayması ya da düşmesine toprak kayması ve göçmesi denir. Ülkemizde bu olayların tümüne birden heyelan adı verilir. Yerçekimi, yamaç zemin yapısı, eğim ve yağış koşulları heyelana neden olan etmenlerdir. UYARI : Heyelanın oluşumu yağışların fazla olduğu dönemlerde daha çok görülür. Yerçekimi : Heyelanı oluşturan en önemli etkendir. Yerçekimi gücü sürtünme gücünden fazla olduğu zaman yamaçtaki cisimler aşağıya doğru kayar. Yamaç Zeminin Yapısı: Suyu emerek içerisinde tutan taş ve topraklar kayganlaşır. Özellikle killi yapının yaygın olduğu yamaçlarda kil suyu içinde tuttuğu için heyelan daha sık görülür. Kalker gibi suyu alt tabakalara geçiren taşların oluşturduğu yamaçlarda ise heyelan ender görülür. Eğim : Yamaç eğimi yerçekiminin etkisini artırıcı bir rol oynar. Bu nedenle dik yamaçlarda heyelan olasılığı daha fazladır. Ayrıca tabakalar yamaç eğimine uyum sağlamışsa, yani paralelse yer kayması kolaylaşır. Yol, kanal, tünel ve baraj yapımları sırasında yamaç dengesinin bozulması, volkanizma, deprem gibi etkenler de heyelana neden olur. Yağış Koşulları : Yağmur, kar suları tabakalar arasına sızarak toprağı kayganlaştırır, toprağı doygun hale getirir. Böylece su ile doygun kütlelerin yamaç aşağı kayması kolaylaşır. Heyelan genellikle yağışlardan sonra oluşur. Heyelanın Etkileri ve Korunma Yolları Heyelan hemen her yıl can ve mal kaybına yol açmaktadır. Ancak alınacak bir takım önlemlerle heyelanın etkileri azaltılabilir. Heyelanın Etkileri İnsan ve hayvan ölümleri Tarımsal hasar ve toprak kaybı Bina hasarları Ulaşım ve taşımacılığın aksaması Heyelandan Korunma Öncelikle heyelan tehlikesi olan yerlerde setler yapılmalı, yamaçlar ağaçlandırılmalıdır. Ayrıca yol, kanal, tünel ve baraj yapımlarında yamacın bozulmamasına özen gösterilmelidir. Türkiye’de Heyalan Türkiye’de heyelan sık görülen, doğal bir felakettir. Türkiye’de arazinin çok engebeli olması toprak kaymalarını kolaylaştırmaktadır. Bölgeden bölgeye farklılık gösteren heyelanların en sık görüldüğü bölgemiz Karadeniz’dir. Bölgede arazi eğiminin fazla, yağışların bol ve killi yapının yaygın olması heyelanın sık görülmesine neden olur. Ülkemizde ilkbahar aylarında görülen kar erimeleri ve yağışlar heyelan olaylarını artırır. Erozyon Toprak örtüsünün, akarsuların, rüzgarların ve buzulların etkisiyle süpürülmesine erozyon denir. Yeryüzünde eğim, toprak, su ve bitki örtüsü arasında doğal bir denge bulunmaktadır. Bu dengenin bozulması erozyonu hızlandırıcı bir etki yapmaktadır. Dış etkenler ya da arazinin yanlış kullanılması erozyona neden olmaktadır. UYARI : Eğim fazlalığı ve cılız bitki örtüsü erozyonu artıran en önemli etkenlerdir. Bu nedenle kurak ve yarı kurak enlemlerde erozyon önemli bir sorundur. Dış Etkenler Akarsu, rüzgar gibi dış güçlerin yapmış olduğu aşındırma sonucunda toprak örtüsü süpürülür ve başka yerlere taşınır. Dış güçlerin etkisi bitki örtüsünün bulunmadığı ya da çok cılız olduğu yerlerde daha belirgindir. Ayrıca eğimin fazla olduğu yerlerde sular daha kolay akışa geçerek toprak örtüsünün süpürülmesini hızlandırır. Arazinin Yanlış Kullanılması Özellikle yamaçlardaki tarlaların yamaç eğimi yönünde sürülmesi, eğimli yerlerde tarla tarımının yaygın olması, arazinin teraslanmaması erozyon hızını artırmaktadır. Su Erozyonu Bitki örtüsünün cılız ya da hiç olmadığı yerlerde toprağın ve ana kayanın sularla yerinden kopartılarak taşınmasına su erozyonu denir. Kırgıbayır ve peribacası su erozyonu ile oluşan özel şekillerdir. Kırgıbayır : Yarı kurak iklim bölgelerinde sel yarıntılarıyla dolu yamaçlara kırgıbayır (badlans) denir. Peribacası : Özellikle volkan tüflerinin yaygın olarak bulunduğu vadi ve platoların yamaçlarında sel sularının aşındırması ile oluşan özel yeryüzü şekillerine peribacası denir. Bazı peribacalarının üzerinde şapkaya benzer, aşınmadan arta kalan sert volkanik taşlar bulunur. Bunlar volkanik faaliyet sırasında bölgeye yayılmış andezit ya da bazalt kütleridir. Peribacalarının en güzel örnekleri ülkemizde Nevşehir, Ürgüp ve Göreme çevresinde görülür. Rüzgar Erozyonu Bitki örtüsünün olmadığı ya da cılız olduğu yerlerde toprağın rüzgarlarla yerinden kopartılarak taşınmasına rüzgar erozyonu denir. Erozyonun Etkileri ve Erozyondan Korunma Yolları Oluşumu için milyonlarca yıl geçmesi gereken toprak örtüsünü yok eden ve her geçen gün etkilerini arttıran erozyon doğal bir felakettir. Alınacak bir takım önlemlerle etkileri azaltılabilir. Erozyonun Etkileri Tarım topraklarının azalması, sellerin artması, tarımsal üretimin ve verimin azalması, otlakların azalması, hayvancılığın gerilemesi, çölleşmenin başlaması. Erozyondan Korunma Yolları Var olan ormanlar ve meralar korunmalı, çıplak yerler ağaçlandırılmalı, ormanlık alanlarda keçi beslenmesi engellenmeli, yamaçlardaki tarlalar, yamaç eğimine dik sürülmeli, meyve tarımı ve nöbetleşe ekim yaygınlaştırılmalı, orman içi köylülerine yeni geçim kaynakları sağlanmalı. Türkiye’de Erozyon Türkiye’de arazi engebeli ve çok eğimli olduğu için toprak erozyonu önemli bir sorundur. Bazı bölgelerimiz dışında bitki örtüsünün cılız olması da erozyonu artırmaktadır. Ayrıca nüfusun hızla artması, tarım alanlarına olan gereksinimin artması, ormanların tahrip edilmesine yol açmaktadır. Bunlara bağlı olarak hemen hemen tüm bölgelerimizde toprak erozyon hızı yüksektir. Akarsular Yeryüzünün şekillenmesinde en büyük paya sahip dış güç akarsulardır. Yüzey sularının eğimli bir yatak içinde toplanıp akmasıyla akarsu oluşur. Akarsular küçükten büyüğe doğru dere, çay, öz, ırmak ve nehir şeklinde sıralanır. Bir akarsuyun doğduğu yere akarsu kaynağı, döküldüğü yere akarsu ağzı denir. Bir akarsu, birbirine bağlanan küçük, büyük, dar veya geniş birçok koldan oluşan bir sistemdir. Bu sistemin en uzun ve su bakımından en zengin olan kolu ana akarsudur. Akarsu Havzası (Su Toplama Alanı) Akarsuyun tüm kollarıyla birlikte sularını topladığı bölgeye akarsu havzası denir. Bir akarsu havzasının genişliği iklim koşullarına ve yüzey şekillerine bağlıdır. Akarsu havzaları iki bölümde incelenir : • Açık Havza : Sularını denize ulaştırabilen havzalara açık havza denir. Örnek : Yeşilırmak, Kızılırmak, Yenice, Sakarya, Susurluk, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Aksu, Göksu, Seyhan, Ceyhan, Fırat, Dicle Çoruh • Kapalı Havza : Sularını denize ulaştıramayan havzalara kapalı havza denir. Kapalı havzaların oluşmasındaki temel etken yer şekilleridir. Sıcaklık ve nem koşulları da kapalı havzaların oluşmasında etkilidir. Örnek : Van Gölü Kapalı Havzası, Tuz Gölü Kapalı Havzası, Konya Kapalı Havzası, Göller Yöresi Kapalı Havzası, Aras, Kura UYARI : Sularını Hazar Denizi’ne boşaltan Aras ve Kura ırmakları kapalı havza oluşturur. Su Bölümü Çizgisi Birbirine komşu iki akarsu havzasını birbirinden ayıran sınıra su bölümü çizgisi denir. Su bölümü çizgisi genellikle dağların doruklarından geçer. Su bölümü çizgisi; • Kurak bölgelerde, • Bataklık alanlarda, • Karistik alanlarda çoğunlukla belirsizdir. Akarsu Akış Hızı Akarsuyun akış hızı yatağın her iki kesitinde farklıdır. Suyun hızı yanlarda, dipte ve su yüzeyinde sürtünme nedeniyle azdır. Suyun en hızlı aktığı yer akarsuyun en derin yerinin üzerinde ve yüzeyin biraz altındadır. Akarsu yatağında suyun en hızlı aktığı noktaları birleştiren çizgiye hız çizgisi (talveg) denir. Akış hızı, yatağın eğimi ve genişliği ile taşınan su miktarına bağlı olarak değişir. Akarsu Akımı (Debisi) Akarsuyun herhangi bir kesitinden birim zamanda geçen su miktarına (m3) akım veya debi denir. Akarsuyun akımı yıl içerisinde değişir. Akım, akarsuyun çekik döneminde az, kabarık döneminde fazladır. Akarsu akımını; • Yağış miktarı rejimi • Yağış tipi • Zeminin özelliği • Kaynak suları • Sıcaklık ve buharlaşma koşulları etkiler. Akarsu Rejimi Akarsuyun akımının yıl içerisinde gösterdiği değişmelere rejim ya da akım düzeni denir. Akarsu rejimini belirleyen temel etken havzanın yağış rejimidir. Yağışların az, sıcaklık ve buharlaşmanın fazla olduğu dönemlerde akarsu akımı düşer. Yağışların fazla olduğu ve kar erimelerinin görüldüğü dönemlerde akım yükselir. Akarsu rejimleri 4 tiptir. Düzenli Rejim : Akımı yıl içerisinde fazla değişmeyen akarsuların rejim tipidir. Düzensiz Rejim : Akımı yıl içerisinde büyük değişmeler gösteren akarsuların rejim tipidir. Karma Rejim : Farklı iklim bölgelerinden geçen akarsuların rejim tipidir. Örneğin : Nil Nehri Sel Tipi Rejim : İlkbahar yağışları ve kar erimeleri ile bol su taşıyan, yaz aylarında ise suları yok denecek kadar azlan akarsuların rejim tipidir. Örneğin ülkemizdeki İç Anadolu Bölgesi akarsuları. İklim Bölgelerine Göre Akarsu Rejimleri Sıcaklık ve yağış koşulları ile akarsuların taşıdıkları su miktarı ve akım düzeni arasında sıkı bir ilişki vardır. Farklı iklim bölgelerindeki akarsuların rejimleri birbirinden farklı olabilir. Ancak iklim bölgelerinin yüksek ve karlı bölümlerindeki akarsuların rejimleri benzerdir. Kar erimelerinin olduğu dönemlerden akım yükselir. Kış aylarında kar yağışının fazla olması akımın düşük olmasına neden olur. Yağmurlu Ekvatoral İklimde Akarsu Rejimi : Bu iklim tipinde yağışlar bol ve yağış rejimi düzenli olduğu için Ekvatoral bölge akarsuları yıl boyunca bol su taşır. Örneğin Amazon ve Kongo nehirleri. Yağmurlu Okyanusal İklimde Akarsu Rejimi : Bu iklim tipinde yağışların bol ve düzenli olması nedeniyle akarsular yıl boyunca bol su taşır. Örneğin İngiltere’deki Thames Nehri Muson İkliminde Akarsu Rejimi : Bu iklim tipinde yaz yağışları nedeniyle akım yükselir. Kış kuraklığı akım düşer. Örneğin Ganj ve İndus nehirleri. Akdeniz İkliminde Akarsu Rejimi : Yaz kuraklığına, sıcaklık ve buharlaşmanın fazlalığına bağlı olarak yaz aylarında akım düşüktür. Kışın yağışlar, ilkbaharda kar erimeleri ile yükselir. Türkiye Akarsularının Özellikleri 1. Türkiye’nin dağlık ve engebeli bir ülke olması nedeniyle, akarsularımızın boyu genellikle kısadır. 2. Yağışlı ve kar erimelerinin olduğu dönemlerde taşan, kurak dönemlerde ise kuruyacak derecede suları azalan akarsularımızın rejimleri düzensizdir. 3. Karadeniz Bölgesi’ndeki akarsularımızın dışındakiler genellikle bol su taşımazlar. 4. Akarsularımız rejimlerinin düzensiz ve yatak eğimlerinin fazla olması nedeniyle ulaşıma uygun değildir. 5. Türkiye bugünkü görünümünü 3. ve 4. zamandaki orojenik ve epirojenik hareketlerle kazanmıştır. Bu nedenle akarsularımız henüz denge profiline ulaşamamıştır. UYARI : Türkiye’deki akarsuların yatak eğimleri ve akış hızları fazla olduğundan hidro-elektrik potansiyelleri yüksektir. Taban Seviyesi, Denge Profili Akarsuların döküldükleri deniz ya da göl yüzeyine taban seviyesi denir. Deniz yüzeyi ana taban seviyesini oluşturur. Göl yüzeyi ya da kapalı havza yüzeyi yerel taban seviyesi diye adlandırılır. Akarsular aşındırma ve biriktirmesini taban seviyesine göre yapar. Yatağını taban seviyesine indirmiş olan akarsular aşındırma ve biriktirme faaliyetini dengelemiştir. Aşınım ve birikimin eşitlendiği bu profile denge profili denir. Plato, Peneplen Akarsuların amacı bulundukları bölgeyi aşındırarak deniz seviyesine yaklaştırmak diğer bir deyişle denge profiline ulaşmaktır. Akarsuyun aşınım sürecinde görülen şekiller; plato ve peneplendir. Plato : Akarsu vadileriyle derince yarılmış düz ve geniş düzlüklerdir. Peneplen : Geniş arazi bölümlerinin, akarsu aşınım faaliyetlerinin son döneminde deniz seviyesine yakın hale indirilmesiyle oluşmuş, az engebeli şekle peneplen (yontukdüz) denir. UYARI : Bir akarsuyun denge profiline ulaşabilmesi ve arazinin peneplen haline gelebilmesi için tektonik hareketlerin görülmediği milyonlarca yıllık bir süre gerekmektedir. Denge Profilinin Bozulması İklim değişikliklerinde ve tektonik hareketlere bağlı olarak deniz seviyesinin alçalması ya da yükselmesi taban seviyesinin değişmesine neden olur. Taban seviyesinin alçalması ya da yükselmesi de akarsuyun denge profilinin bozulmasına neden olur. Taban Seviyesinin Alçalması Taban seviyesinin alçalması, akarsuyun denge profilini bozarak akarsuyun aşındırma ve taşıma gücünün artmasına neden olur. Bu nedenle akarsu yatağına gömülür. Taban Seviyesinin Yükselmesi Taban seviyesinin yükselmesi, akarsuyun denge profilini bozarak akarsuyun taşıma gücünün azalmasına neden olur. Bu nedenle akarsu menderesler çizerek birikim yapar. Menderes : Akarsuyun geni vadi tabanı içinde, eğimin azalması nedeniyle yaptığı bükümlere denir. Akarsuların Aşındırma Şekilleri : Dış güçler içerisinde en geniş alana yayılmış, nemli bölgelerde ve orta enlemlerde etkili olan en önemli dış güç akarsulardır. Akarsular aşındırma ve biriktirme yaparak yeryüzünü şekillendirir. Akarsu, hızının ve kütlesinin yaptığı etki le yatağı derine doğru kazar, yatağı boyunca kopardığı veya erittiği maddeleri taşır. Akarsu aşındırması ile oluşan şekiller vadi ve dev kazanıdır. UYARI : Akarsuların aşındırmasında yatak eğimi temel etkendir. Çünkü yatak eğimi akarsuyun akış hızını belirler. Yatak eğiminin fazla olduğu yukarı bölümlerinde derinlemesine aşındırma daha belirgindir. Vadi Akarsuyun içinde aktığı, kaynaktan ağıza doğru sürekli inişi bulunan, uzun çukurluklardır. Akarsuların aşındırma gücüne, zeminin yapısına ve aşınım süresine bağlı olarak çeşitli vadiler oluşur. UYARI : Vadi tabanları tarım, bahçecilik, ulaşım ve yerleşme bakımından elverişli alanlardır. Çentik (Kertik) Vadi : Akarsuların derine aşındırmasıyla oluşan V şekilli, tabansız, genç vadilere çentik vadi ya da kertik denir. Türkiye’nin bugünkü görünümünü 3. ve 4. zamanda kazanmış olması nedeniyle, Türkiye akarsuları henüz denge profiline ulaşmamış, geç akarsulardır. Bu nedenle ülkemizde çok sayıda çentik (kertik) vadi bulunmaktadır. Yarma Vadi (Boğaz) : Akarsuyun, iki düzlük arasında bulunan sert kütleyi derinlemesine aşındırması sonucunda oluşur. Vadi yamaçları dik, tabanı dardır. Akarsuyun yukarı bölümlerinde görülür. Türkiye’de çok sayıda yarma vadi (boğaz) bulunur. Karadeniz Bölgesi’nde, Yeşilırmak üzerinde, Şahinkaya yarma vadisi, Marmara Bölgesi’nde, Sakarya üzerinde Geyve Boğazı, Akdeniz Bölgesi’nde Atabey deresi üzerinde Atabey Boğazı başlıca örnekleridir. Kanyon Vadi : Klaker gibi dirençli ve çatlaklı taşlar içinde, akarsuyun derinlemesine aşındırmasıyla oluşur. Vadinin yamaç eğimleri çok dik olup, 90 dereceyi bulur. Kanyon vadiler Türkiye’de Toroslar’da yaygın olarak görülür. Antalya’daki Köprülü Kanyon, ülkemizdeki güzel bir örnektir. Tabanlı Vadi : Akarsu, yatağını taban seviyesine yaklaştırınca derine aşınım yavaşlar. Yatak eğiminin azalması akarsuyun menderesler çizerek yanal aşındırma yapmasına neden olur. Yanal aşındırmanın artması ile tabanlı vadiler oluşur. Menderes Akarsu yatak eğiminin azalması, akarsuyun akış hızının ve aşındırma gücünün azalmasına neden olur. Akarsu büklümler yaparak akar. Akarsuyun geniş vadi tabanı içinde, eğimin azalması nedeniyle yaptığı büklümlere menderes denir. Menderesler yapan akarsuyun, uzunluğu artar ancak akımı azalır. Taban seviyesinin alçalması nedeniyle menderesler yapan bir akarsuyun, yatağına gömülmesiyle oluşan şekle gömük menderes denir. Dev Kazanı Akarsuların şelale yaparak döküldükleri yerlerde, hızla düşen suların ve içindeki taş, çakıl gibi maddelerin çarptığı yeri aşındırmasıyla oluşan yeryüzü şeklidir. Akdeniz Bölgesi’ndeki Manavgat ve Düden şelalelerinin düküldükleri yerlerde güzel dev kazanı örnekleri bulunur. Akarsu Biriktirme Şekilleri Akarsular aşındırdıkları maddeleri beraberinde taşır. Yatak eğimleri azaldığında akarsuların aşındırma ve taşıma gücü de azalır. Bu nedenle taşıma güçlerinin azaldığı yerde taşıdıkları maddeleri biriktirirler. UYARI : Akarsuların yatak eğimi azaldığında hızları, aşındırma ve taşıma güçleri azalır. Biriktirmedeki, temel etken yatak eğimin azalmasıdır. Birikinti Konisi : Yamaçlardan inen akarsular, aşındırdıkları maddeleri eğimin azaldığı eteklerde biriktirir. Yarım koni şeklindeki bu birikimlere birikinti konisi adı verilir. Birikinti konileri zamanla gelişerek verimli tarım alanı durumuna gelebilir. Dağ Eteği Ovası : Bir dağın yamaçlarından inen akarsular taşıdıkları maddeleri eğimin azaldığı yerde birikinti konileri şeklinde biriktirirler. Zamanla birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşan hafif dalgalı düzlüklere dağ eteği ovası adı verilir. Dağ İçi Ovası : Dağlık alanların iç kısımlarında, çevreden gelen akarsuların taşıdıkları maddeleri eğimin azaldığı yerlerde biriktirmesi ile oluşan ovalardır. Türkiye gibi engebeli ülkelerde dağ içi ovaları çok görülür. Taban Seviyesi Ovası : Akarsuların taban seviyesine ulaştığı yerlerde, eğimin azalması nedeniyle taşıdığı maddeleri biriktirmesi ile oluşturduğu ovalardır. Bu tür ovalarda akarsular menderesler yaparak akar. Gediz ve Menderes akarsularının aşağı bölümlerindeki ovalar bu türdendir. Seki (Taraça) : Yatağına alüvyonlarını yaymış olan akarsuyun yeniden canlanarak yatağını kazması ve derinleştirmesi sonucunda oluşan basamaklardır. Taban seviyesinin alçalması nedeniyle, tabanlı bir vadide akan akarsuyun aşındırma gücü artar. Yatağını derine doğru kazan akarsu vadi tabanına gömülür. Eski vadi tabanlarının yüksekte kalması ile oluşan basamaklara seki ya da taraça denir. Kum Adası (Irmak Adası) : Akarsuların yatak eğimlerinin azaldığı geniş vadi tabanlarından taşıdıkları maddeleri biriktirmesi ile oluşan şekillerdir. Kum adaları akarsuyun taşıdığı su miktarı ve akış hızına bağlı olarak yer değiştirirler. Kum adaları üzerinde yoğun bir bitki örtüsünün bulunması kum adalarının yer değiştirmediğini gösterir. Delta : Akarsuların denize ulaştıkları yerlerde taşıdıkları maddeleri biriktirmesiyle oluşan üçgen biçimli alüvyal ovalardır. Deltalar, taban seviyesi ovalarının bir çeşididir. Onlardan ayrılan yönü biriktirmenin deniz içinde olmasıdır. Bu nedenle deltanın oluşabilmesi için; • Gel-git olayının belirgin olmaması • Kıyının sığ olması • Kıyıda güçlü bir akıntının bulunmaması • Akarsu ağzında eğimin azalması gerekir. Yeraltı Suları ve Kaynaklar Yer altı Suyu (Taban Suyu) Yağış olarak yeryüzüne düşen ya da yeryüzünde bulunan suların, yerçekimi etkisiyle yerin altına sızıp, orada birikmesiyle oluşan sulardır. Yer altı suyunun oluşabilmesi için beslenme ve depolanma koşullarının uygun olması gerekir. Yer altı suyunun beslenmesini etkileyen en önemli etmen yağışlardır. Depolama koşulları ise yüzeyin eğimine, bitki örtüsüne ve yüzeyin geçirimlik özelliğine bağlıdır. Yer altı Sularının Bulunuş Biçimleri Bol yağışlı ve zemini geçirimli taşlardan oluşan alanlarda yer altı suyu fazladır. Az yağış alan, eğimi fazla ve geçirimsiz zeminlerde ise, yer altı suyunun oluşumu zordur. Kum, çakıl, kumtaşı konglomera, kalker, volkanik tüfler, alüvyonlar, geçirimli zeminleri oluşturur. Bu nedenle alüvyal ovalar ve karstik yöreler yer altı suyu bakımından zengin alanlardır. Kil, marn, şist, granit gibi taşlar ise geçirimsizdir. Yer altı suyu oluşumunu engeller. Yeraltında biriken sular Taban suyu Artezyen Karstik Yeraltı Suyu olarak bulunur. Taban Suyu Altta geçirimsiz bir tabaka ile sınırlandırılan, geçirimli tabaka içindeki sulardır. Bu sular genellikle yüzeye yakındır. Marmara Bölgesi’ndeki ovalar, Ege Bölgesi’ndeki çöküntü ovaları, Muş, Erzurum ve Pasinler ovalarındaki yer altı suları bu gruba girer. Artezyen Bu tür sular basınçlı yeraltı sularıdır. İki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli tabaka içinde bulunan sulardır. Tekne biçimli ovalar ve vadi tabanlarında bu tür sular bulunmaktadır. İç Anadolu Bölgesi artezyen suları bakımından zengindir. Karstik Yer altı Suyu Karstik yörelerdeki kalın kalker tabakalar arasındaki çatlak ve boşluklarda biriken yer altı sularıdır. En önemli özelliği birbirinden bağımsız taban suları oluşturmasıdır. Karstik alanların geniş yer kapladığı Akdeniz Bölgesi karstik yeraltı suları bakımından zengindir. Kaynak Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Türkiye’de kaynaklara pınar, eşme, bulak ve göze gibi adlar da verilir. Kaynaklar, yer altı suyunun bulunuş biçimine, yüzeye çıktığı yere ve suların sıcaklığına göre gruplandırılabilir. Sularının sıcaklığına göre kaynaklar, soğuk ve sıcak su kaynakları olarak iki gruba ayrılır : Soğuk Su Kaynakları Yağış sularının yeraltında birikerek yüzeye çıkması sonucunda oluşurlar. Genellikle yüzeye yakın oldukları için dış koşullardan daha çok etkilenirler. Bu nedenle suları soğuktur. Soğuk su kaynakları yeraltında bulunuş biçimine ve yüzeye çıktığı yere göre üç gruba ayrılır : Tabaka Kaynağı : Geçirimli tabakaların topoğrafya yüzeyi ile kesiştikleri yerden suların yüzeye çıkmasıyla oluşan kaynaklara tabaka kaynağı denir. Vadi Kaynağı : Yeraltına sızan suların bulunduğu tabakanın bir vadi tarafından kesilmesi ile oluşan kaynaktır. Genellikle vadi yamaçlarında görülür. Karstik Kaynak (Voklüz) : Kalın kalker tabakaları arasındaki boşlukları doldurmuş olan yer altı sularının yüzeye çıktığı kaynaktır. Bol miktarda kireç içeren bu kaynakların suları genellikle sürekli değildir. Yağışlarla beslendikleri için karstik kaynakların suları soğuktur. Toroslar üzerindeki Şekerpınarı en tanınmış karstik kaynak örneklerinden biridir. Sıcak Su Kaynakları Yerkabuğundaki fay hatları üzerinde bulunan kaynaklardır. Fay kaynakları da denir. Suları yerin derinliklerinden geldiği için sıcaktır ve dış koşullardan etkilenmez. Sular geçtikleri taş ve tabakalardaki çeşitli mineralleri eriterek bünyelerine aldıkları için mineral bakımından zengindir. Bu tür kaynaklara; kaplıca, ılıca, içme gibi adlar verilir. Sıcak su kaynaklarının özel bir türüne gayzer denir. Gayzer : Volkanik yörelerde yeraltındaki sıcak suyun belirli aralıklarla fışkırması ile oluşan kaynaklardır. UYARI : Yerin derinliklerinde bulunan suların sıcaklığı yıl içinde fazla bir değişme göstermez. Fay kaynakları volkanik ve kırıklı bölgelerde görülür. Türkiye’de Sıcak Su Kaynaklarının Dağılışı Türkiye kaplıca ve ılıca bakımından zengin bir ülkedir. Bursa, İnegöl, Yalova, Bolu, Haymana, Kızılcahamam, Sarıkaya, Erzurum, Sivas Balıklı Çermik, Afyon, Kütahya, Denizli çevresindeki kaplıca ve ılıcalar en ünlüleridir. Karstik Şekiller Yağışlar ve yer altı suları, kalker, jips, kayatuzu, dolomit gibi eriyebilen, kırık ve çatlakların çok olduğu taşların bulunduğu yerlerde, kimyasal aşınıma neden olurlar. Kimyasal aşınım sonunda oluşan şekillere karstik şekiller denir. Karstik Aşınım Şekilleri Yağışların ve yeraltı sularının oluşturduğu karstik aşınım şekillerinin aşınım şekillerinin büyüklükleri değişkendir. Karstik aşınım şekilleri şunlardır : Lapya : Kalkerli yamaçlarda yağmur ve kar sularının yüzeyi eriterek açtıkları küçük oluklardır. Oluşan çukurluklar keskin sırtlarda yan yana sıralandığından yüzey pür      

http://www.biyologlar.com/jeomorfoloji-nedir

Türkiye kuşlar listesi

Türkiye kuşlar listesi

Türkiye'nin farklı iklimli bölgeleri birçok farklı kuş türünün yaşaması için elverişlidir. Yaklaşık 465 kuş türü Türkiye sınırları içinde gözlemlenebilmektedir

http://www.biyologlar.com/turkiye-kuslar-listesi

BAŞKOMUTAN TARİHİ MİLLİ PARKI

BAŞKOMUTAN TARİHİ MİLLİ PARKI

İli : AFYON Adı : BAŞKOMUTAN TARİHİ MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1981 Alanı : 40.742 ha. Konumu : İç-Batı Anadolu’da Afyon, Kütahya ve Uşak illeri sınırları içerisinde yer almaktadır. Ulaşım : Milli parka, Ankara - İzmir karayolu , Antalya-Afyon karayolu ve İstanbul-Bursa-Eskişehir karayolu ile ulaşılmaktadır. Kaynak Değerleri :        26 Ağustos’ta Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz’da, 27-28 Ağustos’taki kanlı muharebelerle Kocatepe Bölgesi’ndeki düşman kuvvetleri sürülmüş ve 29 Ağustos’ta Afyon’a ulaşılmıştır. Beş gün geceli gündüzlü aralıksız süren meydan savaşının, Ulu Önder Atatürk’ün 26-30 Ağustos 1922 tarihinde bütün dünyayı şaşırtan bir başarı ile sonuçlandırdığı Kurtuluş Savaşı’nın geçtiği yörelerdeki tarihi olgular Başkomutan Tarihi Milli Parkı’nın ana kaynak değerini oluşturur.          Milli parkın en önemli kaynak değeri olan harp tarihi, arazinin jeolojik yapısı ve bitki örtüsüyle de desteklenmektedir.          Kocatepe ve Dumlupınar bölümlerinde yer alan ormanlık alanlar içerisinde bütün yıl su bulunan vadi boyları, pek çok endemik türleri kapsayan bitki örtüsü ve yaban hayatı zenginlikleri milli parkın diğer kaynak değerlerini oluşturur.         Görünecek Yerler : Milli park sahası içerisindeki iki ana bölüm içinde yer alan Kocatepe ve Dumlupınar savaş alanları, şehitlikler ve anıtlar görülmesi gereken yerlerdir. Ayrıca ormanlık alanlardaki vadi boylarındaki bitki zenginliği ziyaretçileri etkileyici niteliktedir. Saha içerisinde ve Afyon şehir merkezi ile Dumlupınar\'da bulunan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin anılarını ve eşyalarını sergileyen müzeler de görülebilecek yerlerdir. Mevcut Hizmetler : Akören mevkiindeki günübirlik kullanım alanı, ziyaretçilere piknik yapma imkanı sunmaktadır. Konaklama : Ayrıca çadırlı ve karavanlı kamping mümkündür. Basit kamping için Çalköy Göleti ve çevresi rekreaktif amaçlı kullanıma uygundur. Tanıtım Parkı içinde 60 türün üzerinde bitki mevcuttur. Dumlupınar bölümünde 43 endemik taksonun bulunduğu , Kocatepe Dumlupınar bölümlerinin her ikisinde ise 19 endemik taksonun bulunduğıu saptanmıştır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda Dumlupınar bölümünde 403 taksonun bulunduğu tespit edilmiştir. Kasnak Meşesi, Sığır Kuyruğu, Çoban Dikeni, Bozgeven, Karaçam-Sarıçam, Karaçam-Boylu Ardıç-Kokar Ardıç, Sedir, Kayın alanda yer alan ağaç ve bitki türlerindendir. Kirpi, yabani tavşan, kör fare, kurt, kızıl tilki, tepeli batağan, küçük batağan, akpelikan, tepeli pelikan, alaca balıkçıl, küçük akbalıkçıl, balaban, cüce balaban, büyük akbalıkçıl, erguvani balıkçıl, kara leylek, leylek flamingo, angıt atmaca, şahin, kızıl şahin, paçalı şahin, kerkenez, ala doğan, turna, küçük ağaçkakan, alaca ağaçkakan, boğmaklı toygar, küçük boğmaklı toygar, tepeli toygar, bülbül, setti bülbülü, alaca sinekkapan, saka, bataklık kirazkuşu alanda yer alan Bern sözleşmesine göre mutlak koruma altında olan türlerdir. Dumlupınar bölümünde yer alan Zafertepe-Çalköy göleti, alanın ortasında canlılara(özellikle kuş türlerine)taze su sağlayan göleti ve kıyı boyunca uzanan tatlısu çayırları ile sazlık alanlardan oluşan bir sulak alan niteliğindedir. Dumlupınar Göleti;1315 m yükseklikte olup,Aropojenik nitelikli tatlısu göletidir.Çevresinde dar bir şerit halinde sucul bitki örtüsü barındıran çayırlar ile kısa bir taşlık kıyı şeridinde oluşmaktadır http://www.milliparklar.gov.tr  FOTO GALERİ

http://www.biyologlar.com/baskomutan-tarihi-milli-parki

AĞRI DAĞI MİLLİ PARKI

AĞRI DAĞI MİLLİ PARKI

İli : AĞRI Adı : AĞRI DAĞI MİLLİ PARKI Kuruluşu : 2004 Alanı : 87.380 ha. Konumu : Ağrı ve Iğdır ili sınırları içerisinde yer almaktadır. Ulaşım : Doğubeyazıt – Gürbulak ilçesi devlet karayolu ve Iğdır İli Nahçıvan sınır kapısı arasındaki devlet karayolu ile Milli Parka ulaşılabilir. Kaynak Değerleri :           2002 yılının uluslararası düzeyde “Dağlar Yılı” olarak kutlanması ve Türkiye’nin kutlama etkinlikleri çerçevesinde önemli bir dağı milli park statüsüne kavuşturma taahhüdü bulunması nedeniyle Ağrı Dağının öncelikle milli park ilan edilmesine yönelik çalışmalar 2002 yılı aralık ayında başlatılmıştır. 2003 yılı itibariyle 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu gereği ilgili Bakanlıkların görüşüne sunulan öneri alana başlangıçta Milli Savunma Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olumsuz görüş vermişlerdir. Ancak adı geçen Bakanlık yetkilileri ile 2003 ve 2004 yıllarında karşılıklı görüşülerek mutabakata varılmış ve 2004 yılı Ekim ayında Milli Park teklifi Bakanlar Kurulu’na sunulmuş ve 17 Kasım 2004 tarih ve 25643 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak Milli Park ilan edilmiştir.           Ağrı Dağı Milli Parkı Büyük ve Küçük Ağrı Dağları, Meteor Çukuru ve Nuh’un gemisinin bulunduğu alanlar olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Ağrı ve Iğdır illeri sınırları içerisinde kalan Milli Parkın toplam alanı 87380 ha’dır.           Ağrı Dağı, 5137 m yüksekliği ile ülkemizin ve Avrupa’nın en yüksek noktası olması yanında zirvesinde de ülkemizin en büyük buzulu bulunmaktadır. Ağrı Dağının bulunduğu coğrafyada paleolitik çağdan günümüze dek birçok medeniyet yaşamıştır. Hurriler, Urartular, Kutlar, Hun’lar, Araplar, Selçuklu’lar, İlhanlı’lar, Harzemşahlar, Timuroğulları, Safaviler, Çıldıroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular ve sonrasında 1514’de Çaldıran zaferi ile Osmanlılar yerleşmiştir.           Ayrıca insanlık tarihinde Ağrı Dağı, Nuh’un gemisinin tufandan sonra indiği yer olarak bilinmektedir. Dünyada Alaska’daki meteor çukurundan sonra ikinci büyük göktaşı çukuru da milli park sınırları içerisindedir. Flora ve fauna bakımından da oldukça zengin olan alandaki önemli türler şu şekildedir.           Flora : Ardıç, Andıç, Gürgen, Huş, Kafkas Üçgülü, Kırmızı Üçgül, Aküçgül, Yabani Fiğ, Yabani Yonca, Kılçıksız Brom, Tilki Kuyruğu, Koyun yumağı, Yabani Arpa, Yabani Buğday, Yabani Çavdar.           Fauna : Ur Keklik, Kaya Kekliği, Çil Keklik, Yaban Koyunu, Çengel boynuzlu Dağ Keçisi, Tilki, Kurt, Tavşan, Vaşak, Yaban Domuzu, Akbaba, Kartal, Şahin, Doğan, Engerek Yılanı, Alabalık, Sazan bulunmaktadır. Ayrıca yakın bir zamanda Anadolu Parsı’nın görüldüğü söylenmektedir. http://www.milliparklar.gov.tr VİDEO GALERİ         FOTO GALERİ

http://www.biyologlar.com/agri-dagi-milli-parki

SOĞUKSU MİLLİ PARKI

SOĞUKSU MİLLİ PARKI

İli : ANKARA Adı : SOĞUKSU MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1959 Alanı : 1195 ha. Konumu : Ankara ili, Kızılcahamam ilçesi merkezindedir. Ulaşım : Ankara iline 80 km, kaplıcaları ile ünlü Kızılcahamam ilçesine ise 2 km mesafede bulunan Milli Parka, Ankara-İstanbul karayolu ile ulaşılmaktadır. Kaynak Değerleri :           İç Anadolu stebinden Kuzey Anadolu’nun gür ve yeşil ormanlık bölgelerine geçiş kuşağında yer alan saha, iki ana vadiye açılan pek çok yandere ve vadiler arası düzlüklerden meydana gelen jeomorfolojik bir yapıya sahiptir. Jeolojik yapı ise; andezit, bazalt, tüf ve anglomera türü kayaçlardan oluşmaktadır.           Bu arazi yapısı üzerinde; tabii görünüşünü koruyan karaçam, sarıçam, meşe ve kavak ağaçlarından oluşan ve alt flora yönünden zengin türlere sahip bir orman dokusu bulunmaktadır. Yaban domuzu, ayı, kurt, tilki, geyik, sansar ve kuşlardan kara akbaba ve kartal sık görülen yaban hayvanlarıdır.           Milli park; doğal kaynak değerlerinin yanında, günübirlik rekreasyonel ve sportif aktivitelerin gerçekleştirilmesine de oldukça uygundur. Bunlardan piknik, doğa yürüyüşleri, tırmanma gibi faaliyetler ziyaretçiler tarafından saha içerisinde gerçekleştirilebilir. Görünecek Yerler : Milli parkın peyzaj görünümlerinin zengin çeşitlilik göstermesi, günün her saatinde peyzajın çekicilik özelliğini artırmaktadır. Ziyaretçiler saha içerisinde sıkılmadan bu zengin peyzaj çeşitliliğini seyretme imkanı bulmaktadır. Mevcut Hizmetler : Milli park günübirlik rekreasyonel faaliyetlerden piknik, doğa yürüyüşleri gibi aktivitelere uygun olup, bu faaliyetler için gerekli tesisleri (büfe, WC, çeşme gibi) içermektedir. Milli park içinde idare binası, misafirhane, gazino, memba suyu işletmesi, büfe, müze, açık hava tiyatrosu vardır. Konaklama : Çadır ile konaklama mümkün olduğu gibi, bungalowlarda da kalınabilir. Ayrıca park içinde otel vardır. Milli Park, flora yönünden oldukça zengindir. Hakim ağaç türünü karaçam, sarıçam, göknar, gürgen oluşturur. Ayrıca çeşitli çayır otları ve çiçekler mevcut olup; Yabani çilek, yabani gül, ahlat, bodur ardıç, yabani fındık, titrek kavak ve bazı meşe türleri de bulunmaktadır. Milli Parkın 945 hektarı ormanlık saha, 250 hektarı ise açıklık sahadır. Bölgede hakim olan vejetasyon tipleri ve bunların fizyonomik görünümleri bölge vejetasyonunun İç Anadolu'dan çok Karadeniz vejetasyonuna benzediğini göstermektedir. Milli Park sınırları içinde orman, step, çayır ve dere ekosistemi olmak üzere başlıca 4 ekosistem tipi belirlenmiştir. Yoğunlukta olan orman ekosistemi, kendi içinde Yaprak Döken Ormanlar ve İbreli Ormanlar olmak üzere iki farklı şekilde görülmektedir. 930 hektarı ormanlık saha olan Soğuksu Milli Parkında, ibreli orman ağaçları çoğunluktadır. En belirgini de karaçam ağaçlarıdır. Step ekosistemi orman açıklıklarında, çayır ekosistemi eğilimi olmayan yaz aylarında suyu çekilen çok nemli alanlarda yayılış göstermektedir. Dere ekosistemi ise yazları suları çok azalan yada kuruyan Batılganın Dere ve Küçük Soğuksu Deresinde eğimsiz düz alanlarda bulunur. Soğuksu Milli Parkı faunası kuşlar, memeliler ve sürüngenler olarak sınıflandırılır. Sahada, yaban domuzu, ayı, tilki, çakal, kurt, sincap ve tavşan gibi memeli hayvanlar bulunmaktadır. Yoğunlukla görülen sincaplar ile ayılar, gelen ziyaretçilerin ilgi odağıdır. Ayrıca, Milli Parkta, 160 civarında kuş türü bulunmaktadır. Bu kuş türlerinin en önemlisi dünya çapında koruma altına alınan “Kara Akbaba” dır. İspanyadan sonra en çok kuş çiftinin bulunduğu ülkemizde Soğuksu Milli Parkı; bu kuşların Eskişehir-Türkmenbaba alanından sonra en fazla gözlendiği alan konumundadır. Bu kuşlar milli park ile özdeşleşmiş olup, Kızılcahamam ilçesinin girişinde insanları Kara Akbaba heykeli karşılamaktadır. http://www.milliparklar.gov.tr VİDEO GALERİ    FOTO GALERİ

http://www.biyologlar.com/soguksu-milli-parki

GÜLLÜK DAĞI (TERMESSOS) MİLLİ PARKI

GÜLLÜK DAĞI (TERMESSOS) MİLLİ PARKI

li : ANTALYA Adı : GÜLLÜK DAĞI (TERMESSOS) MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1970 Alanı : 6.702 ha. Konumu : Akdeniz Bölgesi’nde Antalya ili, Korkuteli ilçesi sınırları içerisinde ve Toros Dağları üzerinde yer almaktadır. Ulaşım : Antalya’ya 34 km uzaklıkta olup, Antalya-Korkuteli karayolu ile ulaşılır. Kaynak Değerleri :           Antalya’nın kuzeyinde geniş düzlükler meydana getiren travertn basamaklarından sonra yükselen Torosların Güllük Dağı yamaçlarında yer alan antik Termessos şehrini, Anadolu’nun yerli ırkı olan Solimler kurmuştur. Termessos ve Solimler hakkında kesin bilgi olmamakla birlikte Bellerofontes efsanesine bağlı olarak Homeros’un İlyada’sında Solimler’den Termessos halkı olarak bahsedilmektedir. Termessos’un tarih sahnesine çıkışı M.Ö. 334’de İskender’in bölgeden geçtiği tarihle başlar. Aşağı şehir, şehir merkezi ve mezarlık olarak 3 bölümde gelişen şehir, Roma döneminde en parlak çağlarını yaşamıştır.           Şehrin surları, kuleler, kral yolu, Hadrian Kapısı, gymnasium, agora, tiyatro, odeon, zengin süslemeli mezarlar, şehrin suyunu sağlayan sarnıçlar ve drenaj sistemi Termessos’un en görkemli yapılarının kalıntılarıdır.           Milli parkta; Güllük Dağı’nın sarp kayalıkları, duvarları 600 m’ye kadar yükselen Mecine Kanyonu gibi jeomorfolojik özellikler yanında, Akdeniz iklim tipinin bitki topluluklarını sergileyen orman ve maki örtüsü, bu doğal ortamda barınan dağ keçisi, alageyik, şah kartal gibi nadir yaban hayvanı türleri bulunmaktadır. Görünecek Yerler : Milli park; antik Termessos şehri kalıntıları, Güllük Dağı’nın değişik jeolojik ve jeomorfolojik oluşumları, Akdeniz bitki topluluklarının sergilendiği orman ve maki toplulukları, zengin fauna gibi doğal ve kültürel pek çok özellikleri ile görülmeye değer bir sahadır.          Antik Termessos şehri kalıntıları günümüze kadar en iyi şekilde korunarak ulaşabilmiş eserlerdendir.         Milli parkta tabiatın sunduğu bütün zenginlikler, güzellikler ve Termessos şehri, surları, kuleleri, kral yolu, Hadrian Kapısı, gymnasium, tiyatro, odeon, zengin süslemeli mezarlar, sarnıçlar gezilebilir. Milli parkı ziyaret için en uygun zaman Nisan-Aralık aylarıdır. Mevcut Hizmetler : Milli park içerisindeki idare merkezi, her türlü donanımıyla ziyaretçilere park hakkındaki bilgileri verebilecek şekilde hizmet vermektedir. “Doğa Okulu” olarak, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü, üniversiteler ve TÜBİTAK ile işbirliği içerisinde doğa derslerinin uygulamalı olarak gerçekleştirildiği bir sahadır. Burada rekreasyonel faaliyetlerden doğa yürüyüşleri tercih edilirken, piknik imkanı da söz konusudur. Kırgazinosu günübirlik aktivitelere hizmet vermektedir. 250-1665 m yükselti farklılığı ve değişik bakı özelliği ile zengin biyolojik çeşitliliğe sahip milli parkta, Akdeniz iklim tipinin bitki topluluklarını sergileyen orman ve maki örtüsü içerisinde sakız ağacı, yabani zeytin, sandal, keçiboynuzu, defne, tespih vb. 680 bitki türü tespit edilmiş olup , 80 (%11.76) adedi Türkiye endemiği olarak tanımlanmıştır. Dağ Ekosistemi; 250-1665m. kızılçam orman , Akdeniz maki vejetasyon ve kayalık bölgelerden oluşmaktadır. http://www.milliparklar.gov.tr VİDEO GALERİ          

http://www.biyologlar.com/gulluk-dagi-termessos-milli-parki

OLİMPOS - BEYDAĞLARI SAHİL MİLLİ PARKI

OLİMPOS - BEYDAĞLARI SAHİL MİLLİ PARKI

İli : ANTALYA Adı : OLİMPOS - BEYDAĞLARI SAHİL MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1972 Alanı : 34.425 ha. Konumu : Akdeniz Bölgesi’nde, Antalya ili sınırları içerisinde yer almaktadır. Ulaşım : Antalya-Kemer-Kumluca devlet karayolu ile ulaşılır. Kaynak Değerleri :           Batı Toroslar’ın genç dağlar kuşağını içine alan yörenin jeolojik yapısı, genellikle kalker ve serpantin kayaçlarından meydana gelir. Akdeniz Bölgesi’nin bütün ekolojik şartlarına sahip sahada, bitki örtüsü deniz kıyısında fıstık çamları ile başlar. Yükseldikçe kızılçam, karaçam ve 1000 m’nin üstünde sedir ağaçları görülür. Park sınırları içinde bine yakın bitki türü ve bunların içinde de 21 endemik türün bulunuşu, milli parkın tür yönünden çeşitliliğini göstermektedir. Alanda ayı, dağkeçisi, yaban domuzu, tilki, çakal, kurt, sansar ile çeşitli kuş ve balık türleri yaban hayatının bireyleridir.           Antik çağlarda Likya olarak bilinen bölgenin doğusunda yer alan milli park, tarih öncesi dönemlerden itibaren iskan bölgesi olmuştur. Sahilin kuzeyindeki Beldibi Mağarası’ndaki buluntular bunu ispatlamaktadır. Milli parkın en önemli yerleşim yerleri; M.Ö. VII. yüzyılda Rodos Kolonisi olarak kurulan Phaselis (Tekirova) ve Olympos şehirleridir. Ayrıca Kemer yakınlarında Idyros, Adrasan Limanı ve Gagai diğer tarihi yerleşimlerdir.           Olympos’un birkaç kilometre batısındaki dağlık arazide kalker ve serpantin formasyonları kontağındaki çatlaklardan çıkan ve “Likya’ nın sönmeyen ateşi” diye adlandırılan doğalgaz, yüzyıllardır yanmakta ve Bellerophentes mitosuna Chimaira (Yanar Taş) adıyla geçerek yöreye mitolojik değer kazandırmaktadır.           Akdeniz Bölgesi iklim şartlarına sahip alanda yılın 7-8 ayında her türlü deniz sporları, piknik, kamp, yürüyüş yapılabilir ve arkeolojik alanlar gezilebilir. Mevcut Hizmetler : Milli parktan; her türlü deniz sporları, piknik, çadırlı kamp, yürüyüş, arkeolojik alanlar gezilerek yararlanılabilir. Kındılçeşme günübirlik kamp alanı ile Büyükçaltıcak , Küçükçaltıcak, Topçam günübirlik alanlarından faydalanılabilir. Konaklama : Milli park içinde otel, motel ve kamp alanları vardır. Milli parkta, yaban keçisi(capra aegagrus), şah kartal (aquila heliaca), vaşak (felis lynx),kurt gibi sayıları her geçen gün azalan önemli türler barınmakta ve üremektedirler. Türkiye’de bulunan 456 kuş türünün 72 adedi milli parkta görülmektedir. 0-2365 m yükselti farklılığı ve değişik bakı özelliği ile zengin biyolojik çeşitliliğe sahip milli parkta, akdeniz iklim tipinin bitki topluluklarını sergileyen orman ve maki örtüsü içerisinde sakız ağacı(pistasia terebinthus), yabani zeytin(olea oleaster), sandal(arbutus andrache), keçiboynuzu(ceretonia ciliqua), defne(laurus nobilis), tespih(styrax officinalis) vb 865 bitki türü tespit edilmiş olup , 25 adedi bölge endemiği olup sadece bu bölgede yetişmektedir. bunların toplam tür sayısına oranı (%3’tür). 154 (%18) adedi türkiye endemiği olarak tanımlanmıştır. Parkın denize bakan kısımlarında kızılçam ve maki formasyonundan oluşan bir kombinasyon aniden yükselen dağlarla birlikte vahşi bir görüntü sağlamaktadır.  http://www.milliparklar.gov.tr VİDEO GALERİ   http://www.milliparklar.gov.tr FOTO GALERİ

http://www.biyologlar.com/olimpos-beydaglari-sahil-milli-parki

Halüsinojen mantarlar

Halüsinojen mantarlar, anormal bilinç durumları meydana getiren psilocybin ve psilocin maddelerini içeren bütün mantarlara verilen addır. "Sihirli mantarlar" olarak da bilinirler.

http://www.biyologlar.com/halusinojen-mantarlar

Psilocybe cubensis

Alem: Fungi Bölüm: Basidiomycota Sınıf: Homobasidiomycetae Takım: Agaricales Familya: Strophariaceae Cins: Psilocybe Tür: P. cubensis Psilocybe cubensis, Strophariaceae familyasından psilocybin ve psilocin maddelerini içeren halüsinojen bir mantar türü. Genelde tropik ve sub-tropik bölgelerde çayırlık yerlerde yetişir. Psilocybe cubensis, Maya'lar tarafından iyileştirme ve ruhani ayinlerde kullanılmıştır. Mantar ilk olarak 1904 yılında F.S. Earle tarafından Küba'da isimlendirilmiştir, o yüzden cubensis adı verilmiştir. İçerdiği psikoaktif maddeler şunlardır: Psilocybin (4-Phosphoryloxy-N,N-dimethyltryptamine) Psilocin (4-hydroxy-N,N-dimethyltryptamine) Baeocystin (4-Phosphoryloxy-N-methyltryptamine) Norbaeocystin (4-Phosphoryloxytryptamine) Tüketilmesi durumunda 4-6 saatlik etkisi vardır. Alınan doza ve kişinin özelliklerine bağlı olarak, genelde renklerin daha canlı ve farklı görülmesi, farklı bir bilinç ve algılama durumuna geçiş ve halüsinasyonlar gibi etkileri vardır. Çok ender durumlarda kişinin yoğun psikiyatrik tedavi görmesini gerektirecek tehlikeli problemlere yol açabilir. Genel olarak çok fazla yan etkisi olmasa da Psilocybe ailesindeki mantarlara çok benzeyen ölümcül derecede zehirli mantarlar (Galerina autumnalis gibi) olduğundan kesinlikle bilinçsizce toplanmamalı ve yenmemelidir. Çoğu ülkede Psilocybe cubensis ve diğer halüsinojen mantarların üretimi, bulundurulması ve tüketimi yasaktır.

http://www.biyologlar.com/psilocybe-cubensis

Psilocybe baeocystis

Alem: Fungi Bölüm: Basidiomycota Sınıf: Homobasidiomycetae Takım: Agaricales Familya: Strophariaceae Cins: Psilocybe Tür: P. baeocystis Psilocybe baeocystis, Strophariaceae familyasından psilocybin içeren etkili bir halüsinojen bir mantar türüdür. Çizildiği veya berelendiği zaman mavi renk alır. Diğer halüsinojen Psilocybe türleri gibi çoğu ülkede yetiştirilmesi ve kullanılması yasadışıdır. Küçük çocuklarda tehlikeli olabilir, yetişkinlerde de kötü tecrübeler, korku ve panik atak gibi istenmeyen durumlara yol açabilir. Diğer Psilocybe türleri gibi asıl tehlikesi Galerina autumnalis gibi zehirli mantarlarla karıştırılma riskidir.

http://www.biyologlar.com/psilocybe-baeocystis

Toygargiller (Alaudidae)

Çöl toygarı (Ammomanes deserti) (T) Küçük çöl toygarı (Ammomanes cinctura) Boğmaklı toygar (Melanocorypha calandra) Küçük boğmaklı toygar (Melanocorypha bimaculata) Ak kanatlı toygar (Melanocorypha leucoptera) Kara toygar (Melanocorypha yeltoniensis) Bozkır toygarı (Calandrella brachydactyla) Çorak toygarı (Calandrella rufescens) Asya kısa parmaklı toygarı (Calandrella cheleensis) Tepeli toygar (Galerida cristata) Orman toygarı (Lullula arborea) Bayağı toygar (Alauda arvensis) Kulaklı toygar (Eremophila alpestris) Hüthüt toygarı (Alaemon alaudipes)

http://www.biyologlar.com/toygargiller-alaudidae

Kıtaların Kayma Kuramının Zoocoğrafik Açıdan Önemi

Wegener, Kıtaların Kayma Kuramı’nı ortaya atınca ve bu kurama önemli destekler gelince ve özellikle 1960 ve 1995 yılları arasında belirli ölçülerle bilimsel olarak kanıtlanınca, geçmişteki fauna ve flora yayılışlarının, bundan önceki kuramlarda öne sürüldüğü gibi büyük ölçüde kara ve su köprüleri ile olmadığı sonucuna varılmıştır. Yayılışların, bugünkü kara parçalarının tümünün bir araya gelmesinden oluşmuş “pangea” dediğimiz tek ve bütün bir kara parçasının var olmasıyla gerçekleştiği anlaşılmıştır. Dünya tek kıta iken evrimleşen ve kalıtsal yapısı ya da evrimleşmeye dirençliliği nedeniyle yapısını değiştirememiş ya da çok az değiştirmiş canlıların her kıtada temsil edilmesi beklenilmelidir. 1950’lerdeki bazı ünlü biyocoğrafyacılar (MİCHAELSEN, İRMSCHER, RENSCH, EANNEL gibi) bu kuramda yer alan kıtaların arasındaki biyolojik ilişkileri açıklamalarıyla öne çıktılar. Nitekim, en yaygın toprak solucanı (Lumbricus terrestris) ve bazı yengeç türlerinin tüm kıtalarda (yalıtılmış bölgeler halinde olsa bile) bulunmaları (kozmopolit yayılış) (daha sonra taşınma olaylarıyla kozmopolit olanlar değil), bu devirdeki flora ve fauna birliğinin bir kanıtı olarak gösterilebilir. Doğal olarak faunanın bu eski sakinlerini ararken, özellikle, evrimsel değişime dayanıklı olan ya da mutasyon oluşturan etkilerden büyük ölçüde korunmuş olan canlı grupları göz önüne alınmalıdır. Bunlar genellikle toprak içinde, taşların altında (solucanlar, kırkayaklar, çıyanlar, galeri ve tünel kazarak toprak altında yaşayan böcekler ve omurgalılar vs), suların derinliklerinde yaşayan (bir çok kabuklu (Crustacea), yumuşakça (Mollusca)) ve sert ışınlara dirençli kabukları olan hayvanlardır (midyeler ve dış iskelete sahip eklembacaklılar). Bu kuram için öne sürülen en önemli zoolojik bulgu Unca adı verilen bir yengeç türünün dağılışı gösterilmektedir. 1968 yılında Amazonların ağzında bulunan çok küçük, vücut yapısı bakımından ilkel ve köken olarak çok eski (değişmeden ya da pek az değişerek günümüze ulaşmış) bu yengeç türü, dünyanın uygun birçok yerinde dağınık durumda, sanki her biri ayrı bir vahada yaşıyormuş gibi bulunmaktadır. Bu yengeçlerin pasif ya da aktif olarak yayılma olanakları olmadığı için, kıtalar birbirlerinden ayrılmadan önce oluştukları ve yayıldıkları kabul edilmektedir. Bu tarihten sonra yapılan zoolojik araştırmalar, özellikle kökeni eskiye dayalı yengeçler üzerinde yapılan çalışmalar, Batı Afrika ile Doğu Amerika nehirlerinde, özellikle, taban sularında ve sedimanlarında yaşayan bazı yengeçlerin yakın akraba olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu hayvanlar tamamen tatlı suya bağımlı olduklarından, deniz suyu bir çeşit zehir etkisi yapar. Dolayısıyla herhangi bir yola Atlantik’i aşmaları söz konunu olamaz. Kuram bazı eksik ve kuşkulu noktaları nedeniyle, özellikle jeologlar tarafından itiraza uğruyordu. Fakat daha sonra yapılan katkılarla derin denizlere yönelik paleontolojik, jeolojik, stratigrafik ve biyolojik (BRUNDİN) bulgular; uzaydan çekilen fotoğraflar, sismik incelemeler ve derin deniz araştırmaları, kurama önemli boyutlarda destek sağlamıştır. Atlantik’te kıtaların birbirinden ayrılma hattının uzaydan saptanması ve buradaki jeolojik olayların açıklanası, Kıtaların Kayma Kuramı üzerindeki kuşkuyu ortadan kaldırarak, araştırmaların ayrıntılara yönelmesini sağladı. Kıtaların kayma kuramı özellikle Kretase ve Jura’daki hayvansal yayılışlar için mantıklı açıklamalar getirilmesini sağlamıştır.      

http://www.biyologlar.com/kitalarin-kayma-kuraminin-zoocografik-acidan-onemi

Hayvanlarda haberleşme

Hayvanlar, aralarında haberleşmek için çeşitli usuller kullanırlar. Bu bazan sesle, bazan hareketle, bazan da koku, renk veya ışık sinyalleriyle gerçekleşir. Hayvanların bir kısmı bir çeşit mors alfabesi ile konuşur. Birçok balık türü de yaydıkları elektrik sinyalleriyle haberleşirler. Pekçok sayıda tatlı su balığı zayıf elektrik sinyalleri yayar. Bunlarla karanlıkta yollarını bulur ve birbirleriyle haberleşirler. Yaşayan hayvan çeşidi kadar lisan çeşidi mevcuttur. Her hayvan türü, kendine has bir dil ile anlaşılır. Sinyali alan hayvan, bunun hangi anlama geldiğini anlayarak harekete geçer. Haberleşmenin aynı cins hayvanlar arasında olması, kısa ve öz olması önemlidir. Haberleşmede sinyaller; cinsel çağrı, korunma, rakibini tehdit etme, birbirini tanıma, besinin yerini bildirme, tehlikeyi haber verme gibi maksatlarla kullanılır. Böceklerin çoğu, vücudun eğe şeklindeki bir kısmını cisme vurarak, kas yardımı ile bir zarı titreterek ses çıkarırlar. Ateş böceği gibi hayvanlar da ışık sinyalleriyle haberleşirler. Son zamanlara kadar balıklar dilsiz sanılırdı. Fakat yapılan araştırmalar birçok balığın yüzgeçleri, dişleri, kemikleri, yüzme keseleri, solungaç veya kaslarıyla ilginç sesler çıkardığını gösterdi. Amazon Nehrinin sularında kuşlar gibi cıvıldayan, trampet çalan, tabanca ateşi veya köpek hırlamaları gibi sesler çıkaran balıklar vardır. İşitme organları “labiren” denen bir kapsül içinde bulunan iç kulaktan ibarettir. Bununla sudaki ses titreşimlerini işitirler. Kuzusunu kaybeden koyun, meleyerek yavrusunu arar. Geyikler bir tehlikenin varlığını ayaklarını hızla yere vurarak arkadaşlarına duyururlar. Tavşanlar da, kızgınlık veya alarm işareti vermek için arka ayaklarını sertçe yere vururlar. Yunuslar, su altında çeşitli sinyaller çıkararak haberleşirler. Kuşların çoğu öterek, leylek gagasını takırdatarak hemcinsleriyle anlaşır. Miyavlamak, kişnemek, havlamak, böğürmek çeşitli hayvanların lisanıdır. Kunduzlar, geniş ve yassı kuyruklarını tehlike durumunda suya çarparak çıkardığı seslerle arkadaşlarını uyarırlar. Bir geyik, kuyruğunu aniden kaldırıp beyaz kısmını göstererek yavrusuna “Beni takip et!” demek ister. Tropik bölgelerde yaşayan “ağaç karıncaları”, ağaç kabuklarına ve yapraklara vurmak suretiyle ağaçtan ağaca birbirleriyle konuşurlar. Ağaç galerilerde yaşayan böcekler başlarını sert zemine vurarak haberleşirler. Eski mobilya ve ahşap eşyalarda bazan koro halinde başlarını vurmaya başlarlar. Gecenin sessizliğinde hastaları ürkütürler.

http://www.biyologlar.com/hayvanlarda-haberlesme

Mikroorganizmalarda Sınıflandırma ve yapı

Mikroorganizmalar gezegenimiz üzerindeki yaşamın taksonomisine ait herhangi bir yerde bulunabilir. Çoğu protistleri, bazı mantarları, aynı zamanda bazı mikro hayvanları ve bitkileri da içine alan belli sayıda ökaryotlar mikroskobik iken, bakteri ve arkeaların çoğunluğu mikroskobiktir. Virüsler, mikrobiyolojinin çalışma alanında olmasına rağmen, genellikle cansız sayılır ve dolayısıyla mikroorganizma olarak kabul edilmez. Prokaryotlar Prokaryotlar ya da Prokaryota; bakteriler, mavi-yeşil algler, riketsiyalar, aktinomisetler, ve mikoplazmaların gruplarının dahil olduğu; gerçek çekirdek zarları ve membrana bağlı organelleri olmayan, fosfolipid barındıran hücre duvarı ve tek helezonlu DNA molekülü hücre içinde serbest halde bulunan mikroorganizmaları kapsayan canlılar üstalemdir. Halk arasında mikrop diye adlandırılan mikroorganizmalar, hücresel yapılı olanlar ve hücresel yapıda olmayanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Hücresel yapıda olanlar Bakteriler, mantarlar, protistlerdir. Hücresel yapıda olmayanlar ise Virüsler, viroidler, prionlardır. Canlıların bilimsel sınıflandırması içinde çok çeşitli grupları içerdiği için genel geçer özellikler belirtmek zordur. Bakteriler Bakteriler tek hücreli mikroorganizma grubudur. Tipik olarak birkaç mikrometre uzunluğunda olan bakterilerin çeşitli şekilleri vardır, kimi küresel, kimi spiral şekilli, kimi çubuksu olabilir. Yeryüzündeki her ortamda bakteriler mevcuttur. Toprakta, deniz suyunda, okyanusun derinliklerinde, yer kabuğunda, deride, hayvanların bağırsaklarında, asitli sıcak su kaynaklarında, radyoaktif atıklarda büyüyebilen tipleri vardır. Tipik olarak bir gram toprakta bulunan bakteri hücrelerinin sayısı 40 milyon, bir mililitre tatlı suda ise bir milyondur; toplu olarak dünyada beş nonilyon (5×1030) bakteri bulunmaktadır, bunlar dünyadan biyokütlenin çoğunu oluşturur. Bakteriler gıdaların geri dönüşümü için hayati bir öneme sahiptirler ve gıda döngülerindeki çoğu önemli adım, atmosferden azot fiksasyonu gibi, bakterilere bağlıdır. Ancak bu bakterilerin çoğu henüz tanımlanmamıştır ve bakteri şubelerinin sadece yaklaşık yarısı laboratuvarda kültürlenebilen türlere sahiptir. Bakterilerin araştırıldığı bilim bakteriyolojidir, bu, mikrobiyolojinin bir dalıdır. Arkea Arkeler, Arkea  veya Arkebakteriler, canlı organizmaların bir ana bölümüdür. Yabancı literatürde bu gruptaki canlılar Archaea veya Archaebacteria, grubun tek bir üyesi ise tekil olarak Archaeum, Archaean, veya Archaeon olarak adlandırılır Arkeler, Ökaryotlar ve Bakteriler, üç-saha sisteminin (İngilizce three domain system) temel gruplarıdır. Bakteriler gibi arkaeler de çekirdeği olmayan tek hücreli canlılardır, yani prokaryotlardır (prokaryotlar altı-alemli sınıflandırmada Monera olarak adlandırılırlar). İlk tanımlanan arkaeler aşırı ortamlarda bulunmuş olmalarına rağmen sonradan hemen her habitatta raslanmışlardır. Bu üst krallığa ait tek bir organizma "arkeli" (Arkea'ye ait anlamında; İngilizce archaean) olarak adlandırılır, bu sözcük sıfat olarak da kullanılır. Ökaryotlar Ökaryotlar (Latince: Eukaryota), hücrelerinin yapısından dolayı beraber gruplandırılmış bir canlılar grubudur. Bilimsel sınıflandırmada Ökaryotlar, Bakteriler ve Arkeler, tüm canlıları kapsayan üç ana gruptur. Ökaryotların tanımlayıcı özelliği genetik malzemelerinin zarla çevrili bir (veya birkaç) çekirdek içinde yer almasıdır. Bu nedenle kelime, Eski Yunanca eu, gerçek ve karyon, çekirdek sözcüklerinden türetilmiştir. Sıfat hali ökaryotiktir. Bakteri ve arkeler çekirdeksiz olduklarından beraberce prokaryot olarak adlandırılırlar (Eski Yunanca pro-, evvel ve karyon çekirdek sözcüklerinden). Çekirdeğin yanı sıra, ökaryotların mitokondri veya kloroplast gibi zarla çevrili çeşitli organelleri vardır, bu tür hücre içi karmaşık yapılar da prokaryotlarda bulunmaz. Ökaryotların ortak bir atası olduğu için bir üst alem (domain) olarak tanımlanmışlardır. Üst alem sisteminde ökaryotların, prokaryotlara kıyasla, arkelerle daha çok ortak özellikleri vardır ve bu yüzden arkelerle beraber Neomura kladı içinde gruplandırılırlar. Protistler Protistler (Protista, bazen Protoctista), ayrışık (heterojen) bir canlı grubudur ve hayvan, bitki ya da mantar olarak değerlendirilemeyen ökaryot canlılardan oluşur. Protistler bilimsel sınıflandırma açısından âlem olarak değerlendirilse de tek soylu (monophyletic) değil, kısmi soylu (paraphyletic) bir gruptur. Protistler içinde değerlendirilen canlıların da görece basit yapılı (tek hücreli ya da ileri düzeyde özelleşmiş dokuları olmayan çok hücreli) olmak dışında ortak özellikleri pek yoktur. Beslenmeleri fotosentez, absorbsiyon ya da fagositoz ile, çoğalmaları ise eşeyli ya da eşeysiz üreme ile gerçekleşen protistlerin hareketsiz olanları olabildiği gibi, kamçı, siller ya da yalancı ayaklarla hareket ederleri de bulunur. Yaklaşık olarak 60.000 yaşayan, 60.000 kadar da soyu tükenmiş fosil türü bilinmektedir. Protistalar canlılar dünyasının ökaryot hücreli en ilkel organizma grubudur. Çoğunlukla tek hücre halinde yaşamakla birlikte koloni halinde yaşayanları da vardır. Protistalar kamçılılar, silliler, kökayaklılar, sporlular, cıvık mantarlar ve algler olmak üzere gruplara ayrılırlar. Mikro Hayvanlar Mantar Mantarlar (Fungi), çok hücreli ve tek hücreli olabilen ökaryotik canlıları kapsayan bir canlılar alemi ve şapkalı mantarların tümüne halk arasında verilen genel addır. Halk arasında küf, pas, rastık, maya, mildiyö, şapkalı mantar, kav mantarı, puf mantarı gibi çeşitli isimlerle anılan bütün mantarlar, mantarlar (Fungi) alemi içersinde incelenirler. Latince Fungi mantarlar, Fungus ise mantar anlamındadır. Dünyanın heryerinde bulunurlar. Fazla nemli yerlerde daha çokturlar. Yeryüzünde 1,5 milyon kadar mantar türü olduğu düşünülmekte ise de günümüzde sadece 69.000 kadar türü tanımlanmıştır. Çoğu insan, mantarların bitki olduğunu düşünmektedir, ancak mantarlar bitki değildir. Çünkü, mantarlar kendi besinlerini üretemezler. Bitkiler Bitkiler (Plantae), fotosentez yapan, ökaryotik, ağaçlar, çiçekler, otlar, eğreltiotları, yosunlar ve benzeri organizmaları içinde bulunduran çok büyük bir canlılar alemidir. Bitkiler, topluluk halinde yaşarlar. Bitkilerin bir bölgede oluşturdukları örtüye bitki örtüsü denir. Flora, bir bölgede yetişen bütün bitki türlerinin hepsine denir. Herhangi bir bölgenin yaşam koşullarında gelişen, benzer ekolojik yapı içeren bitki topluluğuna vejetasyon denir. Bunlar 4 sınıftır: Ormanlar (her zaman yeşil tropikal yağmur, subtropikal, orta kuşak, sert yapraklı, iğne yapraklı, kışın yaprak dökenler, muson ormanları, tropikal kuru, mangrov, galeri, bataklık), Çalılar (maki, garig, psödomaki), otlar (savan, step, çöl), tundra. Bitkilerin yetişmesini etkileyen bir çok faktör vardır. Bunlar; ekvatora uzaklık, denizden yükseklik(rakım), arazi eğimi, ışık, sıcaklık, nem, yıllık yağış miktarı, toprak içeriği, canlı faktörler(insan, hayvan, diğer bitkiler, mikroorganizmalar)'dir Bitkiler, fotosentezle ekolojik dengeyi sağlamada temel rol oynadıklarından, canlılar dünyasında çok önemli yere sahiptirler. Bitkiler aleminin 350.000'e yakın türü mevcuttur. 2004 itibariyle 287.655 bitki türü tanımlanmıştır. Bunlardan 258.650'si çiçekli bitkilerden, 15,000'i de yosunlardan olarak tanımlanmıştır. Bitkiler genelde ototrof (özbeslek) organizmalardır ve enerjilerini güneş ışığından alırlar. Birçok bitki kloroplastları sayesinde fotosentez ile organik bileşiklerini üretir. Bitki hücreleri genellikle kareye benzer şekildedir. Habitat ve Ekoloji [değiştir]Habitat, bir organizmanın yaşadığı ve geliştiği yer. Bu yer, fiziksel bir bölge, yeryüzünün özel bir parçası, hava, toprak ya da su olabilir. Habitat, bir okyanus ya da bir çayırlık kadar büyük olabileceği gibi, çürümüş bir ağaç kütüğünün altı ya da bir böceğin bağırsağı kadar küçük de olabilir. Bununla beraber, her zaman tanımlanabilen ve fiziksel olarak sınırlı bir bölgedir. Birden fazla hayvan ya da bitki özel bir habitatta yaşayabilir. Ekoloji, canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilimdir. Ekosistem ise canlı ve cansız çevrenin tamamıdır. Ekosistemi de abiotik faktörler (toprak, su, hava, iklim gibi cansız faktörler) ve biyotik (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) faktörler olmak üzere iki faktör oluşturur. Ekstremofil [değiştir]Ekstremofiller çoğunlukla tek hücreli olup ekstrem koşullarda yaşama gereksinim duyan ve bu koşullarda optimum olarak gelişen organizmalara denir.Ekstremofiller karasal mezofilik organizmaların büyümeleri ve üremeleri için gerekli optimal koşullardan çok farklı olan ekstrem çevrelerde gelişirler.Çoğu ekstremofiller(ekstrem koşulları seven) mikroorganizmalardır.Archaea domaini ekstremofillerin geniş dağılımlı olduğu bir domain olarak bilinmesine karşın,ekstremofiller hem bakterilerin hem de archaeaların içinde sayısız ve farklı genetik hatlarda yer almaktadır.Archaea ve ekstremofil terimleri ara sıra kendi içerisinde yer değiştirmesine karşın,pek çok mezofilik archaeaların ve pek çok ekstremofilik bakterilerin olduğu bilinmektedir.Yine,tüm ekstremofiller tek hücreli değildir.Çok hücrelilere örnek olarak ekstremofilik metazoalardan Pompeii kurdu ,psikrofilik(soğukta yaşamı seven) Grylloblattodea(böcek),artartik kabuklular(crustacea)ve Tardigrade(mikroskobik canlı) verilebilir. Mikrop terimi, bilim dünyasına ilk defa 1878'de Fransız cerrahı Charles Sédillot tarafından getirilmiştir. Sédillot, mikropların kendilerine has apayrı bir dünyası olduğunu savunmuştur. Mikrobiyoloji ilim dalı beş ana kısma ayrılmıştır: Viroloji, bakteriyoloji, protozooloji, algoloji ve mikoloji. Bunlara ilaveten moleküler ve hücresel biyoloji, biyokimya, fizyoloji, ekoloji, botanik ve zoolojiyle de yakından ilgilidir.

http://www.biyologlar.com/mikroorganizmalarda-siniflandirma-ve-yapi

ALTINDERE VADİSİ MİLLİ PARKI

ALTINDERE VADİSİ MİLLİ PARKI

İli : TRABZON Adı : ALTINDERE VADİSİ MİLLİ PARKI Kuruluşu : 1987 Alanı : 4.800 ha. Konumu : Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Trabzon ili, Maçka ilçesindedir. Ulaşım : Milli parka, Trabzon’dan Maçka’ya bağlantı sağlayan 48 km’lik karayolu ile ulaşılır. Kaynak Değerleri :           Milli parkın ana kaynak değerlerini Sümela Manastırı ile Altındere Vadisi’nin bitki zenginliği ve jeomorfolojik yapısı teşkil etmektedir.           Meryemana adına kurulan Sümela Manastırı, Altındere’nin batı yamacında 1300 m yükseltide kurulmuştur. Hristiyanlığın çevrede yayılmasının başlangıç yeri olan manastır; şapel, kilise ve diğer kompleksleriyle sanat tarihinde önemli bir yer tutar.           Efsanelere göre M.S. 4.yüzyılda kurulduğu iddia edilen manastırın 13. yüzyıldan itibaren tarihini takip etmek mümkündür. Trabzon Komnenosları’ndan 3. Alexios (1349-1390) asıl kurucusu sayılabilir. 1860’a doğru ilavelerle muazzam tesis halini alan Meryemana Manastırı en parlak dönemini 19. yüzyılda yaşamıştır.           Dar ve uzun merdivenle girilen manastır; su kemeri, kütüphane, mutfak, misafir odaları, sonradan kiliseye çevrilen tabii oyuk, kutsal suyun toplandığı havuz ve birçok küçük şapellerden oluşur. Asıl manastır yapısı, keşişlerin barındığı doğrudan doğruya yamaca yaslanmış olan binadır. Yapıların üzerindeki kemerli galerilerin çok etkileyici görünüşleri vardır.           Altındere Vadisi bir boğaz karakteri göstermekte olup, arazi doğu ve batıdan dik bir meyille vadiye inmektedir.           Milli park, flora açısından da çok zengindir. Yörenin hakim bitki örtüsünü doğu ladini oluşturur. Sahada ayrıca yapraklı ve ibreli ağaçlardan göknar, sarıçam, kestane, meşe, ıhlamur, gürgen, söğüt, karaağaç, ormangülü ve Kafkas hanımelinden meydana gelen zengin bir bitki örtüsü görülmektedir. Doğal ortamın yaban hayatı için sunduğu yaşam şartları geyik, karaca, çengel boynuzlu yaban keçisi, yaban domuzu, ayı, kurt, çakal, tilki, yaban kedisi gibi türlerin yaşamasına ve çoğalmasına olanak sağlamıştır.  Görünecek Yerler : Meryemana adına kurulan Sümelâ Manastırı ile Altındere Vadisi’nin bitki zenginliği ve peyzaj özellikleri görülebilir. Mevcut Hizmetler : Milli parkta doğa yürüyüşleri, piknik imkanı el sanatlarını tanıtıcı antikacı dükkanı, yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacak büfeler yer almaktadır. Konaklama : Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne ait Altındere günübirlik kullanım alanındaki bungalowlarda konaklanabilir. FLORA Mevcut bitki örtüsü; Doğu Karadeniz Bölgesi’nin eşsiz floristik değerlerinin Altındere Vadisi Milli Parkı sınırları içerisindeki örneklerini içermektedir. Yükseltiye göre değişim gösteren vejetasyon tiplerinden ikisini oluşturan orman ve alpin vejetasyonu Milli Parkta gerek tür ve kompozisyon ve gerekse değişik mevsimlerde sergiledikleri görünüm açısından en önemli estetik kaynağıdır. Narin Tavusotu, Çayır Salkımotu, Çayır Timsahotu, Koyun Yumağı, Çayır Yulafı, Adıgüzel Boynuzu, Alpin Kelp kuyruğu, Yumru Salkımotu,Kaba Salkımotu, Altın Yulaf, Melez Üçgül, Çayır Üçgülü, Ak Üçgül alanda görülen otsu bitki türleridir. Doğu Karadeniz Göknarı, Kayın Gövdeli Akçaağaç, Doğu Karadeniz Akçaağacı, Çınar Yapraklı Akçaağaç, Ova Akçaağacı, Sakallı Kızılağaç, Tüylü Huş, Adi Gürgen, Anadolu Kestanesi, Adi Fındık, Adi Ceviz, Doğu Kayını, Doğu Ladini, Titrek Kavak, Siyah Mürver, Kafkas Ihlamuru, Frenk Üzümü, Çoruh Meşesi, Dağ Karaağacı, Kuş Üvezi alanda yer alan ağaç türleridir. FAUNA Altındere Vadisi Milli Parkı fauna bakımından oldukça zengindir. Atmaca, Ağaçkakan, Puhu, Şahin, Karga, Kunduz, Bıldırcın, Doğan, Cüce Baykuş, Çil, Saksağan, Çulluk, Ürkeklik, Karatavuk Altındere Milli Parkı’nda görülen önemli kuş türleridir. Alanın koruma altında olması, yakın çevrede yaşayan bazı hayvan türlerinin de insan baskısından kaçmak için buraya gelmesini sağlamıştır. Tilki, Karaca, Vaşak, Bozayı, yaban Domuzu, Tavşan, Sincap, Kirpi, Gelincik, Kurt, Çakal, Porsuk önemli memeli türleridir. http://www.milliparklar.gov.tr TANITIM VİDEOSU

http://www.biyologlar.com/altindere-vadisi-milli-parki

TOHUM KILIFLARINDAKİ ÖZEL MADDELER

Tohumların genel tasarımlarındaki farklılıkların yanısıra, kılıfları da tam ihtiyaç duyacakları özelliklere sahip olarak yaratılmıştır.Tohumun içindeki embriyo son derece değerlidir. Bu nedenle yeni bitki tam olarak gelişene kadar bu embriyonun özenle korunması gerekir. Bu koruma her bitki türüne göre değişiklik gösteren tohum kılıfları ile sağlanmıştır. Tohum kılıfını oluşturan maddenin dayanıklılığı oranında tohum dış ortamın olumsuz etkilerinden korunur . Bundan başka kılıfı oluşturan maddeler, tohumların su üzerinde durabilmesinde ya da rüzgarlarla uçmasında da etkendirler.Tohumların dış kılıfları, son derece çeşitli ve dikkat çekici özelliklere sahiptir. Bazı dış zarlar düşmanları uzaklaştırabilmek için acı bir madde ile kaplıdır. Bazıları ise "tanen" denilen bir madde bakımından zengindir ki bu madde tohumlardaki çürümeyi sınırlandırır. Birçok bitki türünün tohumlarında ise kılıflar bir tür jöle ile kaplıdır. Proteinlerle birleşmiş kompleks şekerlerden oluşan bu jölemsi madde, su ile karşılaştığında kolayca şişer. Bu sayede tohum kolayca nemli maddelerin üzerine yapışır. Bu özellik, ileride göreceğimiz gibi filizlenme sırasında önemli rol oynayacaktır. Resimde görülen jölemsi cisimler Ocimum basilicum adlı bir çeşit fesleğen türüne aittir. Bu fesleğenin tohum kılıfları su ile bağlantı haline geçtiğinde birkaç dakika içerisinde hemen jölemsi bir madde üretir. Böylece resimdeki ilginç şekli alırlar. Bu fesleğen türünün tohumları Tayland'da ve doğunun başka bölgelerinde özellikle meyva sularına katılarak kullanılır. (Grains de Vie, s.24) Üstte görülen Ipomoea murucoide'lerin ağır tohumları bu incecik tüyler sayesinde havada uçabilmektedir. Ayrıca tohumların rüzgarla birlikte yerde yuvarlanmasını sağlayanlar da bu tüylerdir. (Grains de Vie, s.25) Tohumların koruyucu dış katmanları (tohum kılıfları) genellikle çok serttir. Bu özellik tohumu karşılaşacağı dış etkenlere karşı korur. Örneğin; bazı tohumların gelişimlerinin son aşamasında dış yüzeylerinde dayanıklı mumlu bir yapı birikir, bu sayede tohumlar su ve gaz tesirine karşı dirençli olurlar. Tohum kılıfları bitkinin türüne göre değişik malzemelerle kaplanabilir; fasulye tanesinde olduğu gibi ince bir zarla ya da kiraz çekirdeğinde olduğu gibi odunsu ve sert bir kabukla örtülü olabilir. Suya dayanıklı olması gereken tohumların kabukları diğerlerine göre daha sert ve kalındır.12 Tohumlardaki tasarıma günlük hayatımızda sık karşılaştığımız bir bitkiden, fasulye tanesinden örnek verelim: Fasulye tanesi, türüne göre bir veya iki kılıf ile çevrilmiştir. Bu kılıflar tıpkı bir palto gibi tohumu dış ortamın soğuk hava, kuraklık, mekanik etkiler gibi zorlu şartlarından korur. Burası, aynı zamanda dış ortam ile olan bütün alışverişin de yapıldığı bölgedir. Kısacası, tohumun büyümesi konusunda bu kılıf önemli bir rol oynamaktadır. Fasulye tanesinin bulunduğu yerden koparıldığı noktada oval bir iz görülür. Bu, tanenin yani tohumun anne bitkiye olan bağlantı noktasıdır. Dikkatli bir şekilde incelendiğinde burada "micropyle" denen küçük bir delik olduğu görülecektir. Bu deliği işlevleri nedeniyle bebeklerdeki göbek bağına benzetmek mümkündür. Bu özel geçiş yerinden yumurtacığın içerisindeki dişi üreme hücresini döllemeye yarayan tüp girer. Ayrıca zamanı geldiğinde su, bu delikten içeriye girerek ve tohumun filizlenmesini sağlar. Tohum kabuklarının kalınlığı da -daha önce belirttiğimiz gibi- bitkinin türüne göre özel olarak ayarlanmıştır. Her bitkinin tohum kabuğu bulunduğu ortamda gelişmesine olanak verecek yeterliliktedir; ne çok kalındır ne de çok ince. Çünkü kabuğu çok kalın olan bir tohum bütün zorlu koşullarda yaşayabilir; ancak bir dezavantaj olarak aşırı kalın bir kabuk embriyonun dışarı çıkmasında bazı problemlere neden olabilir. Zayıf kabuğu olan bir tohum ise pek çok dış etken nedeniyle daha çabuk bozulabilir. İşte bu yüzden tüm tohumlar bulundukları ortama en uygun kabuk kalınlıklarına sahiplerdir. Tohumlardaki embriyonun korunmasında ve yayılmasındaki tek etken tohum kılıfları değildir. Bazı bitki türlerinde bu işlemler aynı zamanda meyve ile de yapılmaktadır. Örneğin resimlerde değişik evreleri görülen Nicandra physaloide çiçeğinde yumurtacık bir süre sonra içerisi tohumla dolu şişkin bir meyve haline gelir. Bu meyvenin üst kabuğunun bir bölümü soyulacak olursa tohumların ilk boyutlarının yani yumurtacık olan hallerinin 500 katına ulaştıkları görülecektir. Tohumlar, anne bitkiye göbek bağı olarak nitelendirilebilecek bir bağ ile bağlanmışlardır. (Grains de Vie, s.26) Ayrıca bitki tohumlarının tasarımlarını incelediğimizde şöyle bir detayla daha karşılaşırız. Tohumların kabukları, hayvanlarla taşınan tohumlarda dağıtımlarını yapacak olan hayvanların ilgi duyacağı kadar kolay delinebilme özelliğine sahiptirler. Ancak aynı zamanda bu kabuklar, kapladıkları tohumları bütün tohum yiyiciler için cazip hale getirmeyecek bir yapıdadırlar. Kiraz tohumu ve bu tohumun içindeki bilgiler doğrultusunda büyümüş, çiçek açmış, zamanı geldiğinde de meyve verecek bir kiraz ağacı görülmektedir. Yandaki resim ise bir tür yabani incir ağacına aittir. Metrelerce yükseklikteki bu dev ağaçlar da, meyvelerinin şekeri, kusursuz rengi ve lezzeti tam olan kiraz gibi ağaçlar da küçük tohumlardan çıkmaktadır. (Aşağıdaki resimde görülen insan elindeki küçük tohum yandaki incir ağacının tohumudur) Bu ağaçlarla ilgili bütün bilgiler eksiksiz bir şekilde tohumlarında kodlanmıştır. Üstelik milyonlarca yıldır aynı tohumlara aynı bitkiler kodludur ve bu sayede aynı tohumlardan aynı bitkiler çıkmaktadır. Allah tohumlara yerleştirdiği bilgi ile herşeye güç yetiren olduğunu bize göstermektedir. Buraya kadar anlatılanlardan da açıkça görüldüğü gibi basit bir dış görünüme sahip olan tohumların aslında detaylı bir tasarımı vardır. İçlerindeki maddelerin oranlarından içeriklerine ve koruyucu üst kaplamalarına kadar tüm tohumların özellikleri bulundukları iklim koşullarına, çevre şartlarına göre değişiklik göstermektedir. Peki bu çeşitlilik ve detaylar nasıl ortaya çıkmıştır? Bu sorunun cevabı ile ilgili olarak evrim teorisini savunan kitaplara baktığımızda ilginç bir durumla karşılaşırız. Evrimciler "Neden?", "Nasıl?" gibi sorulara cevap vermektense üstü kapalı ifadeler, göz boyama yöntemleri kullanmayı tercih ederler. Bu konuyla ilgili olarak tohumların üst kaplamaları hakkında Evolution isimli evrimci bir kitapta yazılanları ele alalım. Gördüğünüz kuru tohumlardan aşağıdaki resimlerde görülen rengarenk, mis gibi kokan çiçekler yetişmektedir. Bu, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir yaratılış gerçeğidir. Tohumun üst kaplaması çeşitli hayvanların azı dişlerine, bağırsak asitlerine ve enzimlere, oksijensiz atmosfere direnecek kadar dayanıklıdır. Ayrıca bu tohum kaplaması gerektiğinde uygun filizlenme koşulları oluşana kadar embriyoyu havadan, yanlış filizlenmesine neden olacak sebeplerden ve tohum yiyen hayvanlardan korumak için evrimsel olarak dizayn edilmiştir. Dikkat edilirse yukarıda tohumların kusursuz tasarımındaki dikkat çekici özelliklerden bazıları arka arkaya sıralanmakta, son satırlarda ise "evrimsel dizayn" ifadesi kullanılarak tohumların evrim ile oluştuğu havası yaratılmaya çalışılmaktadır. Ancak takdir edileceği gibi yukarıdaki paragraf tohumların nasıl ortaya çıktıkları sorusunu açıklamaktan son derece uzaktır. Çünkü burada sadece tohumlardaki tasarımın kusursuzluğundan bahsedilmektedir. Sona eklenen "evrimsel olarak dizayn edilmiştir" cümlesi ise gerçekte hiçbir anlam ifade etmemektedir. Ayrıca bu ifade kendi içinde de tutarsızdır. Zira, "evrim" ve "dizayn" kavramları birbirine taban tabana zıt kavramlardır ve evrimin bir dizayn ortaya çıkarması, bir şey tasarlaması düşünülemez. Çünkü evrim tesadüflere dayalı bir süreci savunur; "dizayn" yani "tasarım" kavramı ise bir aklın varlığını gösterir. Dolayısıyla bir yerde bir dizayn varsa bu durum evrim, tesadüf, rastlantı gibi kavramların bunda hiçbir etkisi olamayacağını ortaya koyar. Canlılardaki ve şu anki konumuz olan tohumlardaki dizayn da onların evrimin değil üstün bir aklın ürünü olduklarının en açık kanıtıdır. Bu durumu şöyle bir örnekle daha açık hale getirelim. Bir gün bir resim galerisine gittiğinizi ve burada bir salon dolusu tohum resmi ile karşılaştığınızı farz edelim. Her resimde farklı bir bitkinin tohumu ile ilgili detaylar çizilmiş olsun. Galerinin sahibine bu kadar çeşitli resmi kimin çizdiğini sorduğunuzu düşünelim. Eğer bu kişi size "bu resimlerin bir ressamı yoktur, bunlar tesadüflerin yardımıyla evrimsel olarak dizayn edilmiştir" dese ne düşünürsünüz? Elbette böyle bir cevabın son derece mantıksız ve akıl dışı olduğunu hemen anlar ve ressamın varlığı konusunda ısrar edersiniz. Cansız tohum resimlerinin "evrimsel dizaynına" inanamayacağınıza göre, tamamen canlı yapılarda, içinde bir bitkiye ait tüm bilgileri bulunduran, uygun şart ve ortamlarda filizlenerek dev ağaçları, yüz binlerce çeşit meyveyi, çiçeği meydana getiren tohumları, bilinçsiz ve şuursuz tesadüflerin var ettiğine de inanamazsınız. Görüldüğü gibi burada asıl olarak bu dizaynı kimin yaptığı, nasıl yaptığı, bitkinin bu dizayna uygun bir yapıya nasıl getirildiği ve bunun nasıl yerleştirildiği gibi soruların cevabının verilmesi gerekmektedir. 1-4) Manolya bitkisi geceleri yapraklarını az kapatır. Bu sayede böceklerin kendisini daha çok ziyaret etmesini sağlamış olur. 5) Çiçek solmaya başlar. Taç yapraklar artık bir çiçeğin yere düşecek çöpleri haline gelir. 6) Taç yapraklar solar. 7) Çiçeğin polenlenmiş yumurtası meyveye dönüşmeye başlar. 8) Meyve olgunlaştığında çok güzel kırmızı bir renk alır. 9) En sonunda olgunlaşmış meyveler patlayarak düşmeye hazır tohumlar haline dönüşürler. Bu tohumlar daha sonra yanda görülen ihtişamlı manolya ağaçlarını oluşturacaklardır. Sonuç olarak, tohumların yapısında evrimcilerin tesadüf iddiaları ile asla açıklanamayacak, çok açık bir tasarım ve plan vardır. Elbette ki bu plan şuursuz tesadüflerin sonucunda ya da başka herhangi bir nedenle ortaya çıkmamıştır. Her resmin bir ressamı olduğu gibi her tasarımı her planı yapan da biri vardır.

http://www.biyologlar.com/tohum-kiliflarindaki-ozel-maddeler

Toprak solucanları ve önemleri

Toprak solucanları, toprak içinde açtıkları galerilerde yaşıyor ve galerilerinin bulunduğu toprak katmanına göre Epijeik, Endojeik ve Anesik olmak üzere üç gruba ayrılıyorlar. "Epijeik" türler yüzeye yakın yaşıyor ve buradaki organik maddelerle besleniyor. Mineral toprak katmanında (üstten 20 cm.) yaşayan türlere ise "Endojeik" türler deniyor. Bu türler toprağa işlemiş organik madde ile besleniyor ve toprağın havalanmasında çok etkili olmuyorlar. "Anesik" türler ise derin galeri açan türler. Bunlar da gene yüzey organik maddeleriyle besleniyor. Genellikle büyük türler Anesik, küçük türler Endojeik ve Epijeik oluyor. Epijeik türler yaygın olarak, düşen yaprakların örtü oluşturduğu ormanlarda ve ağaçlık bölgelerde bulunuyor. Anesik ve Endojeik türler ise, ormanlık bölgelerden çok, tarımsal alanlarda ve çayırlarda daha yaygınlar. Belirli bir alandaki yoğunlukları iklime, toprak yapısına ve bitki örtüsüne bağlı olarak değişiyor. İlkbahar ve sonbahar aylarında yüzeye yakın yaşadıkları için sıkça görülürken, soğuk ve kurak havalarda derinlere inerek diyapoz’a (uyku hali) giriyorlar. Bu dönemlerde derinlerde kendi etraflarına sarılarak bir yumak haline geliyorlar. Bu derinlik bazı türlerde birkaç metreye kadar ulaşabiliyor. Nemli, yüksek kil ve düşük silt içeren topraklarda daha yüksek yoğunluğa sahipken, asidik, kumlu ya da kurak topraklarda az bulunuyorlar. İnsanların yoğun olduğu bölgelerde ve yoğun otlatma görülen meralarda toprağın ezilerek sıkıştırılması nedeniyle toprak solucanı yoğunluğu azalıyor. Tarım ve toprağın işlenmesi de toprak solucanı yoğunluğunu azaltıcı etki yapıyor. SOLUCANLARIN topraktaki azot çevriminde, erozyonun azaltılmasında da rolleri var. Araştırmalar, açtıkları galeriler nedeniyle eğimli çayırlarda yüzey suyu akışını yarı yarıya azalttıklarını, böylece suyun geçmesini önemli ölçüde engelleyerek erozyonu önlediklerini gösteriyor. Birçok ülkede, arazilere toprak solucanları aşılanmasının, bitki üremesini belirgin şekilde artırdığı gözleniyor. Kuzey Tazmanya’da yapılan böyle bir çalışmada çayır üremesinin yüzde 75 oranında arttığı görülmüş. Gene Yeni Zelanda’da yapılan benzer bir çalışmada, bitki verimi başlangıçta yüzde 72 artmış. Yüzey organik maddelerinde saklı besinlerin serbest kalmasından sonra görülen bu hızlı büyüme artışı daha sonra yüzde 25 oranında sabitlenmiş. Bu oran Hollanda’da deniz seviyesinden aşağıda bulunan ve denizden setlerle ayrılarak kurutulmuş olan alanlarda yüzde 10, İrlanda’da iyileştirilen turbalık üzerindeki çimenli alanda iki yıl sonra yüzde 25, üç yıl sonra da yüzde 49 olmuş. Bunun yanında, yapılan çalışmalar, toprak solucanlarının, tahıl bitkilerinin gelişimini yüzde 39, tohum rekoltesini yüzde 35, tohumun azot içeriğini yüzde 12 oranında artırdığını gösteriyor. Dünyada bugüne kadar 500’ün üzerinde toprak solucanı türü tespit edilmiş. Türkiye’de 65 kadar toprak solucanı türü yer alıyor. Bunlardan 22’si ise, dünya üzerinde sadece Anadolu’da yaşıyor. Günde 60 toprak solucanı yiyebilen köstebekler de toprak solucanının doğal düşmanları arasında yer alıyor. Ayrıca porsuk, su samuru, kirpi gibi memeliler ve ardıçkuşu, baykuş, karatavuk, kızıl gerdan, karga, martı gibi kuşlar ve olta balıkçılığı ile avlanan balıklar için de lezzetli bir besin kaynağı. Toprak solucanı popülasyonlarına en büyük zararı veren etkenlerse ormanların tahrip olması, toprağın işlenmesi, böcek öldürücü ilaçların kullanımı, doğal yaşam ortamlarının bozulması. Özellikle, kirletici maddelerin, kuşlara ve diğer kara omurgalılarına taşınmasındaki potansiyel rolleri nedeniyle dikkat çeken toprak solucanlarının en iyi bilinen örneklerinden olan Lumbricus terrestris türü son yıllarda önemli bir kirlilik göstergesi olarak kabul ediliyor. Kaynak (www.bugday.org) Bazı solucanlar kördür. Bazılarında ise, basit pigmentli bir göz yapısı bulunur. Bu yapı içerisinde de, ışığa duyarlı olan sadece birkaç pigment bulunur. Bu şekilde de, göz sadece önündeki ışığı algılayabilir. Bu tip gözlere "Ocelli = Nokta Göz" adı verilir. Etrafımızda görmeye alışık olduğumuz toprak solucanları, vücutları belirli bir noktadan itibaren ikiye ayrıldığında, yaşamlarını sürdürebilir. Toprak solucanlarının vücutlarına dikkatli bir şekilde bakarsanız, kuyruk kısmına doğru kalınca bir bant görünümündeki bir yapı dikkatinizi çekecektir. Toprak solucanları hermafrodittir (çift cinsiyetli). Yani bir bireyde hem erkek, hem de dişi üreme organları bulunur. Bu kalın bant görünümündeki yapı, üreme mevsiminde oluşan ve çiftleşmenin meydana getirildiği "klitellum" adını alan bölgedir. Çiftleşme sırasında iki toprak solucanı karşı karşıya gelir ve klitellumlarını birbirine yapıştırarak, sperm alışverişi yaparlar. Bu işlem sırasında klitellumlar birleşir ve daha sonra yumurtalar, "kokon" adı verilen bir kapsül üzerine boşaltılır. Solucan dediğimizde, sadece toprak solucanlarını değil, birçok solucanı kastetmiş oluruz. "Solucan" kelimesinin kapladığı aileler arasında halkalı solucanlar ve yassı solucanlar gibi çok farklı omurgasız grupları bulunabilir. Ancak sadece Annelidler (Annelidae) ailesine bakacak olursak, bunlar da toprak solucanlarını, poliketleri, oligoketleri ve sülükleri içermektedir. Bunların hepsinin özellikleri birbirlerinden farklıdır. Yukarıda verilen bilgiler ise, sadece toprak solucanları için geçerlidir. Kaynak (www.biltek.tubitak.gov.tr ) LUMBRICUS TERRESTRIS Lumbricus terrestris isimli bir solucan türü, toprak içinde 70 cm. kadar derinlere inerek çember veya elips kesitli yollar açar. Bir hektarlık alanda 25 ton'luk kütleyi yüzeye getirir; bu suretle toprağı 5 cm.'ye kadar kabartmış olur. Ağırlığı birkaç gram olan solucan, kendisinin "50 ila 60" katı ağırlıktaki kütleyi de harekete geçirebilir. Bu, 100 kg. ağırlığındaki bir sporcunun 5 ton'u hareket ettirebilmesi gibidir. Solucanın bu kadar güç bir işi başarması, vücudunu saran enine ve boyuna kaslar sayesinde gerçekleşir. Hayvan vücudunun ön kısmındaki kasları büzerek incelir ve yoklayarak bulduğu küçük bir deliğe başını sokar. Sonra boylamasına kaslarını çalıştırarak vücudunun ön bölümünü şişirir ve böylece deliği genişletir. Bunları yaparken de sürekli karnını doyurur ve sürekli olarak ilerler. Kaynak (www.hayvanlaralemi.net ) Toprak Solucanlari topragin vefakar çalisanlari.Birçok faydalari var.Ne yazikki yurdumuzda kiymetleri fazla bilinmiyor. Kimileri solucanlarin bitkilerin kokunu yediklerini zannediyor ve bu yuzden onlara zararli muamelesi yapiyor. Ben topragi kazarken bile solucanlara zarar vermemeye çalisyorum.Amerikada topraginiz veya kompostunuz icin solucan satin alabilirsiniz ayrica solucan diskisi (worm casting) ureten ciftlikler var.Solucanin sisteminden gecen bu degerli toprak gubre gibi kullaniliyor. www.localharvest.org) Bazı solucanlar kördür. Bazılarında ise, basit pigmentli bir göz yapısı bulunur. Bu yapı içerisinde de, ışığa duyarlı olan sadece birkaç pigment bulunur. Bu şekilde de, göz sadece önündeki ışığı algılayabilir. Bu tip gözlere "Ocelli = Nokta Göz" adı verilir. Etrafımızda görmeye alışık olduğumuz toprak solucanları, vücutları belirli bir noktadan itibaren ikiye ayrıldığında, yaşamlarını sürdürebilir. Toprak solucanlarının vücutlarına dikkatli bir şekilde bakarsanız, kuyruk kısmına doğru kalınca bir bant görünümündeki bir yapı dikkatinizi çekecektir. Toprak solucanları hermafrodittir (çift cinsiyetli). Yani bir bireyde hem erkek, hem de dişi üreme organları bulunur. Bu kalın bant görünümündeki yapı, üreme mevsiminde oluşan ve çiftleşmenin meydana getirildiği "klitellum" adını alan bölgedir. Çiftleşme sırasında iki toprak solucanı karşı karşıya gelir ve klitellumlarını birbirine yapıştırarak, sperm alışverişi yaparlar. Bu işlem sırasında klitellumlar birleşir ve daha sonra yumurtalar, "kokon" adı verilen bir kapsül üzerine boşaltılır. Solucan dediğimizde, sadece toprak solucanlarını değil, birçok solucanı kastetmiş oluruz. "Solucan" kelimesinin kapladığı aileler arasında halkalı solucanlar ve yassı solucanlar gibi çok farklı omurgasız grupları bulunabilir. Ancak sadece Annelidler (Annelidae) ailesine bakacak olursak, bunlar da toprak solucanlarını, poliketleri, oligoketleri ve sülükleri içermektedir. Bunların hepsinin özellikleri birbirlerinden farklıdır. Yukarıda verilen bilgiler ise, sadece toprak solucanları için geçerlidir. Lumbricus terrestris isimli bir solucan türü, toprak içinde 70 cm. kadar derinlere inerek çember veya elips kesitli yollar açar. Bir hektarlık alanda 25 ton'luk kütleyi yüzeye getirir; bu suretle toprağı 5 cm.'ye kadar kabartmış olur. Ağırlığı birkaç gram olan solucan, kendisinin "50 ila 60" katı ağırlıktaki kütleyi de harekete geçirebilir. Bu, 100 kg. ağırlığındaki bir sporcunun 5 ton'u hareket ettirebilmesi gibidir. Solucanın bu kadar güç bir işi başarması, vücudunu saran enine ve boyuna kaslar sayesinde gerçekleşir. Hayvan vücudunun ön kısmındaki kasları büzerek incelir ve yoklayarak bulduğu küçük bir deliğe başını sokar. Sonra boylamasına kaslarını çalıştırarak vücudunun ön bölümünü şişirir ve böylece deliği genişletir. Bunları yaparken de sürekli karnını doyurur ve sürekli olarak ilerler. Kısacası, solucanlar, toprakta 40 yılda oluşacak humusu 24 saatte çiftçiye kazandırırlar, lütfen daha dikkatli ilaçlama yapalım, solucan ölümlerine neden olmayalım. Kaynak (www.tarimdostu.com )

http://www.biyologlar.com/toprak-solucanlari-ve-onemleri

Foto <b class=red>Galeri</b> - Biyoçeşitlilik

Foto Galeri - Biyoçeşitlilik

Kuşlar Sucul canlılar Sürüngenler     Memeli Hayvanlar Kelebek Türleri Kurbağa türleri     Böcekler Örümceksiler Bitki Türleri        

http://www.biyologlar.com/foto-galeri-biyocesitlilik

Toygarlar

Hemen hepsi boz renklere bürünmüş genelde kurak iklimleri ve yerde yaşamaya adapte olmuş bir ötücü ailesidir. 8 değişik türü ülkemizde düzenli olarak görülür ve ürer. Ülkemizde görülen türlerin en irisi boğmaklı toygar iken en ufakları çorak toygarıdır. Tarlakuşu Alauda arvensis 18 - 19cm. Karadeniz ormanları ve Ege ve Akdeniz kuru bölgeleri dışında tüm yurtta ürer. Kışın kalabalık gruplar oluşturur ve oldukça yaygındır. Avrupa`daki durumun tersine ülkemizde tarlalarda üremeyi tercih etmez (Ege bölgesindeki bazı istisnalar dışında). Bunun yerine tepelik ve eğimli bölgelerdeki çayırlarda üremeyi tercih eder. Uçarken Kanadın arka kısmında beyaz bir bant vardır (tepeli ve ormandan ayırmanın yöntemi). Kuyruk kenarındaki tüyler beyazdır, Uzaktan görüldüğünde altı açık renklidir parlar, Kışın kalabalık gruplar yaparlar, Uçarken genelde gürültüdürler ve tipik bir uçuş sesi çıkarırlar, Üreme ötüşü havada oldukça yüksekte gerçekleşir. Durmaksızın süren ötüşte uçuş dalgalıdır. Üreme ötüşü sırasında bir çok kuşun sesi taklit edilir. Otururken Kısa ama kalın gagalıdır, Zaman zaman küçük bir tepe kafa bölgesinde gözükse de asla tepeli toygar kadar tepesi yoktur, Sürmesi ve boğazındaki kolyesi orman toygarı kadar açık renkli ve belirgin değildir. Orman toygarı Lullula arborea 15 cm. iç ve güney doğu Anadoluda uygun habitatın olmadığı bölgeler dışında tüm yurtta ürer. Üremek için orman kenarlarını ya da açık ağaçlıklı bölgeleri tercih eder. Uçarken Kuyruğu oldukça kısadır, Uçarken yarasa gibi gözükür, Kanatlarında siyah - beyaz bir bölge vardır, Kuyruk köşelerinde beyaz bölgeler bulunur, Üreme ötüşü havada ya da ağaç tepesinde olabilir. Sesi inişli çıkışlıdır ve genelde lu-lu-lu, fi-luu fi-luu ve benzeri kelimelerden oluşur ve ses sona doğru düşer. Otururken Yüz hatları daha kontrastlı ve belirgindir. Beyaz sürme ve kolye ayırt edici özelliklerdir, Kanattaki siyah beyaz bölge belirgindir. Tepeli toygar Galerida cristata 16 - 18 cm. insanlara yakın bölgelerde ve yol kenarlarında görülür. Hemen hemen tüm yurtta ürer. Üreme habitatı olarak açık ve fazla bitki bulunmayan alanları tercih eder. Uçarken Kısa kanatlı olmasından dolayı kanat çırpışı yumuşak ve kelebek gibi gözükür, Yol kenarlarında beslenirken araba yaklaştığında önce yola arkasını döner ve araba yaklaştığında da uzaklaşarak diğer toygarların göstermediği tedbirli davranışı gösterir. Uçarken çıkardığı ses oldukça kendine hastır. Üreme uçuşu yerde ya da havada çıkarılır. Geveze ve devamlı şikayet eden küçük bir çocuk havası vardır. Otururken Belirgin tepesi onu diğer tüm toygarlardan ayırır. Hızlı yürüyüşü ayırt edicidir. Bozkır toygarı Calandrella brachydactyla Genelde 1000m`nin altında kalan kurak, zaman zaman ya da dalgalı kısa vejetasyonla örtülü alanları üreme için seçer. Yaz göçmenidir. Karadeniz bölgesi dışında her yerde yaygındır. Batı yoğunluğu doğuya göre daha fazladır. Uçarken Uçuşta belirgin bir renklenme ya da leke görülmez, Uçuş ötüşü iki heceli ve genelde isketegiller tarzındadır, Üreme ötüşü genelde havada gerçekleşir ve toygarlar arsında en kolay olanıdır: 5 - 10 hecelik ötüşlerin arasında boşlular vardır. Oysa diğer toygarlar durmadan daha uzun süreli öterler. Ötüşü diğer toygarlara nazaran daha az taklit içerir. Otururken Diğer toygarlara göre daha açık renklidir, Yüzünde geniş bir sürme vardır, Göğsünde diğer toygarlarda bulunan noktalar ve çizgiler çok daha azdır, Gagası daha çok isketegilleri andırır (ucu ince), Tepesi tarçın renklidir, Küçük örtü tüyleri boz renklidir ve bu bölgede herhangi bir leke bulunmaz, Çorak toygarı Calandrella rufescens Bozkır toygarına göre daha açık alanları tercih eder. Düz, kuru, killi ya da tuzlu alanları sever. İki ayrı türü vardır (rufescens ve cheleensis) ve bazı kaynaklara göre bu alttürler ayrı türler olarak verilmiştir. Cheleensis alt türü İç Anadolu`da bulunurken diğeri Doğu ve GüneY doğu Anadolu`da ürer. Uçarken Uçarken bozkır toygarı gibi, belirgin bir lekesi yoktur. Bundan dolayı ayırımı bu iki türün uçarkenki ayırımı zordur, Üreme ötüşü karışık ve süreklidir. Zaman zaman taklitler içerir. Otururken Oldukça küçük ve ince yapılıdır, Göğsünde düzgün çizgileşme vardır, Gagası bozkıra göre daha küt ve kalındır, Gri tonda ve cansız renklidir, Boğmaklı toygar Melanocorypha calandra Genelde kurak alanlarda bulunan tarlaları üremek için tercih eder. Batı ve orta Anadolu`da oldukça yoğun olarak ürerken doğuda daha çok geniş vadi ve ovalarda bulunur. Kışın büyük gruplar oluştururlar. Yerli bir türdür. Uçarken Kanat altı siyah renktedir, Kanat arkasında ve kuyruk kenarlarında tarlakuşu gibi beyaz bir bant vardır, Oldukça büyüktür, Kanat yapısı bir yırtıcıyı andırabilir; özellikle üreme dönemi ötüş sonrası yere konarken kerkenez tarzı kanat çırpabilir, Kanat uçları yuvarlaktır. Otururken Boynundaki boğmaklar türün diğer türlerden ayrımını sağlar (küçük boğmaklı dışında), Oldukça büyüktür, Gaga oldukça iri ve kalındır, Kanatların yana doğru (yavru kuşlar gibi) tutarken görülebilir. Küçük boğmaklı toygar Melanocorypha bimaculata B: 17 cm, KA: cm Genelde taşlık ve tarım için kullanılmayan arazilerde, vejetasyonu az olan eğimlerde ürer. Doğuda tarım alanlarını da kullanır. Yaz göçmenidir. Kıyı bölgelerinde ve ülkemizin batı bölgelerinde bulunmaz. Uçarken Kanat altı koyu renklidir, Kuyruk tüylerinin uçları açık renklidir ve bundan dolayı kuyruğun ucunda bir bant göze çarpar (kaya serçesi ile bu yönden benzeşir), Üreme ötüşü havadayken çıkarılır. Sesinin boğmaklıdan ayrılması oldukça güçtür, Kanat uçları sivridir (boğmaklı yuvarlak), Otururken Suratında oldukça belirgin lekeler vardır, Sürmesi oldukça belirgindir, Boynundaki boğmaklar boğmaklı toygar kadar büyük değildir. Kulaklı toygar Eromophila alpestris Genelde alpin çayırlıklarda, 1900 - 4000 m. arasındaki taşlık dağ eteklerinde ürer. Dağılımları dağların dağılımı ile doğru orantılıdır. Uçarken Sırtı ve kanat üstü kahverengidir, Kuyruğun merkezinde yer alan tüyler sırtı gibi kahverengi iken daha dışta yer alan tüyler koyu renklidir, Uçarken karakteristik ve çok ince bir ses çıkarır, Üreme ötüşü oldukça zayıf ve tiz seslidir. Otururken Üreme döneminde kulağa benzer tüyleri ve suratındaki sarı renklerle birlikte siyah bölgelerin oluşturduğu kontrast ile hiçbir türe benzemez, Bacakları diğer toygarlardan farklı olarak siyahtır, Göğsü diğer toygarlar gibi çizgili değildir.

http://www.biyologlar.com/toygarlar

Gal oluşumu,çeşitleri ve gal oluşumuna sebep olan böcekler

GAL NEDİR? Gal, bitki dokularının yaralanması sonucu mikroorganizma enfeksiyonu veya özellikle böcek ve akarların yumurta bırakması sonucunda oluşan anormal gelişmedir. Evrimsel olarak, geçmişte, böcekler, bitkileri değişik şekillerde yerken, bir kısmı iletim demetlerini tahrip ederek bitkinin ölümüne neden olmaktaydı. Büyük bir olasılıkla bitkiler, bu zarardan korunmak için gal oluşumunu başlatmışlardır. Böylece böcekleri belirli bir bölgeye hapsetmeyi başarmışlardır. Galleri, bu sefer böcekler bir koza gibi gelişmelerinin bir parçası olarak kullanmaya başlamışlardır. Böceğin çıkardığı salgılardan (beta indolik asit) dolayı gal olan bitki kısımlarına diğer bir parazitin yerleşmesi olanaksızdır. Çünkü gal civarındaki belirli bir bölgeye immunize olmuştur. Bitki kurusa dahi galin bulunduğu kısım yaşamına bir süre daha devam eder. Her ne kadar bu ilişki bir parazitizmden simbiyozise dönmüş gibi gözükürse de bu birliktelikten bitki çoğunluk zararlı çıktığı için bir simbiyozis kavramı içerisinde değerlendirilmemektedir. Oluşan galleri tanımlarken galin meydana geldiği yere ve ya şekline göre bir isimlendirme yapılır; kabarcık galleri, tomurcuk galleri, küçük top galler, erinoz, çiçek galleri, meyve galleri, yaprak galleri, yaprak lekeleri, meşe elmaları, kese galleri, roly-poly galleri, kök galleri, rozet galleri, yaprak sapı ve ya sürgün galleri gibi.   Galler yaprak ya da gövdede basit şişlikler halinde olabileceği gibi, bitkinin anatomik yapısında oldukça karmaşık yapıda da olabilir. Fakat her zaman gal yapıcılarına özgü bir yapıdadır. Yani galler, gal yapan türe özgü ölçülere, biçime ve renge sahiptirler. Daha çok yaprak, gövde ve çiçekteki galler böcek ve akarlar tarafından meydana getirilir. Galler bitki hücrelerinin anormal gelişmeleriyle ortaya çıkar. Böcek ve akarların beslenme ve yumurta bırakma süresince meydana gelen uyarılara tepki olarak gal dokuları meydana gelir. Bu uyarıları kısaca, Bitki dokuları içine bırakılan yumurtalardan salınan bir sıvı Bitki dokuları içindeki ve ya üstündeki böcek ya da akarların varlığı Böcek ve ya akar tükürükleri Böcek salgıları şeklinde özetleyebiliriz. Böcek ve akarların beslenme ve yumurta bırakması süresince kimyasal bir sekresyon gözlenir. Bu kimyasal maddeler bitki büyüme hormonları gibi davranıp bitki dokusunu gal oluşumuna teşvik eder. Böceklerin beslenirken mekaniksel olarak bitkiye verdikleri zarardan dolayı da gal oluşabilir. Gal yapıcılar, konakçının dokularına yumurtalarını bırakır. Yumurtalar açılır ve meristematik hücrelerle ve ya büyüme bölgeleriyle ilişkide olan küçük larvalar ortaya çıkar.Bu sırada gal büyümeye başlar. Galler, aşırı hücre çoğalması(hyperplasia) ve onu takiben hücre büyümesinin(hipertrofi) sonucudur. Galler;başlıca böcekler, akarlar, nematodlar, bakteriler ve mantarlar tarafından şekillendirilirler. Böcekler; Cynipidleri, Psylidleri, Aphidleri, Thripleri, Güve kurtçuklarını ve kın kanatlıları kapsar. Gal yapıcılara genel olarak ‘’cecidozoa’’ denir. Bunlar salgıladıkları enzimlerle bitkide hipertrofiye ve ya hiperplaziye neden olurlar. Psyllidler ve ya sıçrayıcı bitki bitlerinin çitlembik üzerinde meme başı şeklinde oluşturdukları galler en iyi bilinenlerindendir. Gal yapan aphidler, adelgidler ve ya pamuksu aphidler öncelikle yapraklarını dökmeyen ağaçlara etki eden grubu kapsar. En çok bilinen adelgid, Colorado’daki Cooley ladin gal adelgididir. Bunlar kozalağımsı galleri ladinler üzerinde meydana getirir. Gal yapan aphidlerin meydana getirdiği en göze çarpan galler, kavak ve kavak türleri üzerinde meydana gelen çeşitli gövde ve petiol galleridir. Diğer gal aphidleri, dişbudak, titrek kavak ve kavak üzerinde göze çarpacak derecede yaprak bükülmelerine sebep olurlar. Bunlara pseudo-gal denir. Gal yaban arıları gal yapan böcekler grubunun en büyük üyesidir. Gal yaban arıları odunsu bitkilerde geniş çaplı galler meydana getirir. Galler, gövde ve yapraklar üzerinde tüylü ve yosunludur. Genelde tüm böcekl galleri meşe ve ya güller üzerinde bulunup gal yaban arıları tarafından meydana getirilir. Gal sinekleri bazı kavaklarda ve titrek kavağın yeni sürgünlerinde gelişir.Dairesel şişlikler meydana getirirler. Galler;başlıca böcekler, akarlar, nematodlar, bakteriler ve mantarlar tarafından şekillendirilirler. Böcekler Cynipidleri, Psylidleri, Aphidleri, Thripleri, Güve kurtçuklarını ve kın kanatlıları kapsar. Gal yapıcılara genel olarak ‘’cecidozoa’’ denir. Bunlar salgıladıkları enzimlerle bitkide hipertrofiye ve ya hiperplaziye neden olurlar. Psyllidler ve ya sıçrayıcı bitki bitlerinin çitlembik üzerinde meme başı şeklinde oluşturdukları galler en iyi bilinenlerindendir. Gal yapan aphidler, adelgidler ve ya pamuksu aphidler öncelikle yapraklarını dökmeyen ağaçlara etki eden grubu kapsar. En çok bilinen adelgid, Colorado’daki Cooley ladin gal adelgididir. Bunlar kozalağımsı galleri ladinler üzerinde meydana getirir. Gal yapan aphidlerin meydana getirdiği en göze çarpan galler, kavak ve kavak türleri üzerinde meydana gelen çeşitli gövde ve petiol galleridir. Diğer gal aphidleri, dişbudak, titrek kavak ve kavak üzerinde göze çarpacak derecede yaprak bükülmelerine sebep olurlar. Bunlara pseudo-gal denir. Gal yaban arıları gal yapan böcekler grubunun en büyük üyesidir. Gal yaban arıları odunsu bitkilerde geniş çaplı galler meydana getirir. Galler, gövde ve yapraklar üzerinde tüylü ve yosunludur. Genelde tüm böcekl galleri meşe ve ya güller üzerinde bulunup gal yaban arıları tarafından meydana getirilir. Gal sinekleri bazı kavaklarda ve titrek kavağın yeni sürgünlerinde gelişir.Dairesel şişlikler meydana getirirler. GAL OLUŞTURAN TÜRLER NELERDİR ? Bitkilerde gal oluşturan akarlar Eriophyidae familyasına dahildirler. Bu familyanın tamamı bitkilerde parazittir, ancak gelişmeleri için canlı bitki dokularına ihtiyaç duyduklarından diğer gal yapıcılar kadar bitkiye zarar vermezler. Görünüşleri iğ şeklinde ve gözle görülemeyecek kadar küçük akarlardır. Diğer akarlardan farklı olarak tüm yaşamları boyunca iki çift bacağa sahiptirler. Bu akarlar kışı ergin dişiler olarak ağaç kabuklarındaki yarıklarda geçirirler. Böyle dişilere deutogyne denir. Baharda erginler açılan tomurcuklara hareket ederler ve burada beslenmeye başlarlar.Beslenmeleriyle birlikte bitkide deformasyonlar oluşur ve akarın beslenmeye devam edip, yumurtasını bırakabileceği kese ve ya galler oluşur. Bu arada erkek akarların yaşadığı keseler yaprak yüzeyinde dağılmış durumdadır. Erkek ve dişi birey arasında çiftleşme olmaz. Erkek spermatoforlarını yaprak yüzeyine bırakır ve dişi bunları toplayarak döllenme gerçekleşir. Dişi yumurtalarını gallerin içine bırakır. Bir ay içinde her dişi 80 kadar yumurta bırakır. Yumurtalar bir hafta içinde açılır ve nimfler gelişmelerini tamamlayabilmek için galin içinde kalmaya devam eder. Yumurtadan ergine kadar iki safhadan geçerler. Olgunluğa erişen akarlar ortaya çıkarlar ve yeni yaprakları istila ederler. Ağustos başında gal akarları hibernasyona çekilirler. Gal oluşturan Eriophyidler beslenme sonucu her türe özgü olan ve türler arasında farklılık gösteren lokal bitki deformasyonlarına sebep olurlar. Galler konusunda yapılan araştırmalarda, her bir türün bu tip büyüme tepkileri oluşturmak için bitkiye özel bir büyüme regülatörü vermesi gerektiği düşünülmektedir. Bu bileşimi bilinmeyen, ancak bitkilere verildiğinde yaprakların rengini, hücrelerin büyüme düzenini bozan, sayayla ilgili olan kimyasal maddelerle yapılan çalışmalarda Eriophyes elangatus Hodgkiss akçaağaçta yaprakların üst yüzeyinde koyu kırmızı erineler meydana getirirken, E. Modestus Hodgkiss yine akçaağaçta yaprağın alt yüzeyinde yeşil erineleri meydana getirdiği gözlenmiştir. Akarların oluşturduğu galler, salgılanan büyüme regülatörleri tarafından bozulan epidermal hücrelerden meydana gelmektedir. Her bir galin belirli sınırları vardır. Hepsinde ortak olan özellik eriophyid gallerin çıkış deliği bulundurmasıdır. Erineler, Eriophyidae familyasındaki bir çok türün beslenmesi sonucu oluşan erinose da denilen keçemsi yapılardır. Yaprağın üst yüzeyine doğru meydana gelen şişkinliğin iç kısmında bulunurlar. Çıkış delikleri olan gallerin aksine, tüy kümeleri içersinde akarların barınmasını sağlarlar. Erineler çok sınırlı yamalar halinde olabildiği gibi yaprak ya da petiol yüzeyinin çoğunu kaplar şekilde olabilir. Yapraklarda galler oluşturarak veya galeriler açarak zararlı olan böcek türleri; Tracys minutus (L.) (Coleoptera-Buprestidae), Rhynhaenus salicis (L.) (Curculionidae), Phylloctnistis saligna Z. (Lepidoptera-Phyllocnistidae), Pontania proxima (Lep.) (Hymonoptera- Tenthredinidae). Cecidomyiidae familyasının pek çok türü bitkilerde gal meydana getirir. Bitkinin kök kısımları dışında yumru halinde gal oluştururlar. Çok defa belirli bitki türlerinde hatta bitkinin belirli yerlerine özelleşmişlerdir. Gal oluşumuna larvarın tükrük salgısı önemli rol oynamaktadır. Mekanik uyanlarla birlikte bitkinin o bölgesinin hızlı büyümesi sağlanır. Agrobacterium tumefaciens (Smith and Town.) Conn – Rhizobium rhizogenes (Riker et al.)Conn Agrobacterium tumefaciens; bakteriyel hastalık etmeni dikototiledon bitkilerde, özellikle elma, seftali, armut, kiraz, bağ ve güllerde gal oluşumuna neden olmaktadır. Hastalık bitkilerin toprak üstü aksamlarında ( kök boğazına yakın yerlerde) tipik olarak büyük tümör benzeri sikinliklerden (gal) dolayı bu ismi almıştır. Okaliptüs gal arısı Leptocybe invasa Fisher & LaSalla, okaliptüslerin yeni zararlısıdır. Eucalyptus camaldulensis ve E. grandis’lerin taze sürgün ucunda bulunan yaprak orta damarı, yaprak sapı ve sürgünlerde tipik gal (ur) meydana getirmektedir. Spongospora subterranea (Wallr.) Lagerh. fungal hastalık etmeni olup, patates yumru ve köklerinde görülmektedir. Colemerus vitis :Asma yapraklarında emgi sırasında kabarcık meydana getirir. Eriophyes erineus: Ceviz yapraklarının alt yüzeyinde dikdörtgen şekilde keçemsi tüyler oluşturur. Eriophyes brachytarsus :Ceviz yapraklarında oluşturulan galler keçe şeklindedir. Bu galler 3-6 mm. büyüklüğündedir. Olgunlaştıkça kırmızı renk alır. Phytoptus leavis: Kızılağaç yapraklarında boncuk şeklinde galler oluşturur. Dıştan parlak görülür. Phytoptus similis: Kayısı ve zerdali yapraklarının kenarlarında cep ve külah şeklinde yeşil ve ya kırmızı galler görülür. Boncuk şeklinde gallerin içinde şişkin papillalar vardır. Phytoptus tiliae: Ihlamur ağacı yapraklarında oluşturduğu galler çivi şeklindedir. Eriophyes parulmi: Karaağaç yapraklarında parmak şeklinde galler oluşur. Phytoptus avellanae: Fındık kozalak uyuzu olarak bilinir. Eriophyes elangatus: Akçaağaç yaprağının üst yüzeyinde koyu kırmızı renkli erine oluşturur. Eriophyes triplacis: Meşe ağacında ince papillalardan olusan erine meydana getirir. Eriophyes mackiei: Meşe ağacında yaprakların alt ve ya üst yüzeyinde yeşil ve parlak renkli erineler oluşturur. Eriophyes calaceris: Akçaağaç yapraklarının üst yüzeyinde renkli erineler oluşturur. Acalitus fagarinea: Kayın ağacı yapraklarında sarı erineler meydana getirir. Eriophyes tristriatus: Ceviz yaprağı gal akarı olarak bilinir. Yaprağın alt ve üst yüzeyinde ana damar etrafında küre biçimli urlar meydana getirir. Bazen meyve ve meyve sapında da bu urları görmek mümkündür. Eriophyes triradiatus: Söğüt zararlısı olarak bilinir. Meydana gelen galler üzüm salkımı ve ya mısır püskülü gibidir. Phytoptus pyri: Armut yaprak uyuzu olarak bilinir. Başta armut olmak üzere elma, ayva ve bunların bazı yabani formlarında zararlıdır. Ülkemizde bolca bulunur. Acalitus phloecoptes. Erik tomurcuk akarı olarak bilinir. Başlıca konukçuları erik ve badem ağaçlarıdır. Tetraspinus (=Platoculus) pyramidicus: Dağ diş budağı yaprak kabarcık akarı olarak bilinir. Erineum tipi galler oluşur. Aceria negundi: Akçaağaç gal akarıdır. Akçaağaç yapraklarının alt yüzünde içi beyaz keçemsi tüylerle dolu baskılanmış küçük yuvarlaklıklara neden olur. Eriophyes sheldoni: Turunçgil tomurcuk akarıdır. Meyvede şekil bozukluğuna ve deformasyona, yaprakta rozetleşmeye neden olur. Eriophyes oleae: Zeytin tomurcuk akarıdır. Özellikle genç zeytin ağaçlarında zararlı olmaktadır. Yaprakların bükülüp bodurlaşmasına, sürgünlerin kurumasına neden olurlar. KUŞ BURNU BİTKİSİNDE GAL YAPAN BÖCEKLER ; GALLER NASIL KONTROL ALTINA ALINABİLİR Galler nadirende olsa ciddi zararlara yol açabilirler. Gal bir kere şekillenmeye başladımı büyük olasılıkla durdurulması imkansızdır. Ancak yeni büyüme aşamasındayken spreylerle kontrol altına alınabilir. İnce dal ve tomurcuklar oxythoquinox veya carbaryl ile baharın ılık günlerinde spreylenebilir. Bu işlem yaprak tomurcuklarının yeni çıkmaya başladığı nisan ayında yapılabilir. Gal yapan böcekleri kontrol ettiği sanılan birçok insektisit ve akarisite rağmen bunların kullanımı yersiz ve sonuçsuzdur. Fakat kullanılması zorunlu ise yetişkin yumurtaları gal içine bırakmadan önce kullanılmalıdır. İnsektisitle kontrol genelde kullanmaya elverişli değildir. Çünkü: ·Çoğu zaman zarar çok önemli olmayabilir. Parazitler normal olarak gelişmiş ve gal yapıcılarının populasyonu ciddi bir hasar meydana gelmeden bastırmış olabilir. ·Uygulamanın doğru zamanı gal şekillenmeye başlamadan önce yetişkin canlıları kontrol etmede gereklidir. ·Özellikle büyük ağaçlarda çevresel kontaminasyonlar ve harcamalar hesaplanamaz. Gövdede ve geniş dallarda meydana gelen bazı Galler özenle seçilmiş ve tahrip edilebilir. Diğer bir kontrol şekli biyolojik kontroldür. Bir çok arı gal yapan böceklerin parazitidir ve gal şekillenmesini kısıtlarlar. Doğal düşmanı tarafından rahatsız edilen gal yapıcı delikten dışarı çıkar ve gali terk eder. Boşalan yere küçük örümcekler, yararlı böcekler, karıncalar, bazı larvalar veya parazitik arılar yerleşir. Bu nedenle yaşlı galler zararlı böceklerle beslenen yararlı organizmalara barınak olmuş olur. GALLERDEN NASIL YARARLANILABİLİR Gallerden elde edilen başlıca ürün tannik asittir. Bu madde insektisit yapımında kullanılır. En kaliteli mürekkep gallerden elde edilir. Bu konuda Avrupa ve Asya’daki meşelerde bulunan Aleppo (smyrna) galeri en bilinenlerdendir.Bazı ülkelerde yiyecek olarak kullanılır. Yakın doğuda ‘’pomme de sauge’’ aromatik ve asidik tadı nedeniyle değerlendirilir. Amerika’da ufak siyah galler çiftlik hayvanlarının başlıca gıdasıdır. Çünkü % 64 karbonhidrat ve %9’dan fazla protein içerir. Ayrıca galler renkleri ve şekilleri nedeniyle ülkemizde de olmak üzere birçok yerde çiçek aranjmanında kullanılır. Kumaş boyası elde etmede kullanılan gallerde vardır. Eğer galler demir sulfatla kombine edilirse siyah boya, tek başlarına ise gri renk boya verirler. Aleppo (Cynips tinctoria) galleri Yunanlılardan beri kullanılmaktadır. Derinin bitkisel tabaklanmasında kullanılır. Çin aleppo galerinin üretim ve dağıtımında dünyada %95’lik yer kaplar. Galler %50-75 gallotannin, %2-3 gallik asit ve %2 ellogic asit ve glukoz, eter ve nişasta içerir. SONUÇ Galerin bitkiye bir çok zararı olduğu gibi diğer canlılarada pek çok yararı vardır. Besin olarak kullanıldığı gibi boya sanayinde, deri sanayide ve çiçek sektörüdede kullanılmaktadır.Ancak bunlardan dolayı bitkiye verdiği zarar göz ardı edilemez. Galli yapraklar diğer yapraklardan önce dökülmektedir. Meyvedeki zararı ise; meyveye çürük görünümü verir ve meyveler kullanışsız hale gelir. Gövde ve dallarda iletim demetleri kurur. Yeni çıkan sürgün ve filizlerde oluşan galler büyümeyi engeller. Bu nedenle gal oluşmadan önce tedbir alınması gerekir. KAYNAKLAR Demirsoy, A., 1999. Yaşamın Temel Kuralları, Omurgasızlar/Böcekler, Entomoloji. ISBN:975-7746-02-9, Sh:272-274, 6. Baskı Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, ‘Bitki Zararlısı Akarlar’ Yüksek Lisans Ders Notları. Jeppson, L.R., Keifer, H.H., Baker, E.M.,1975. Mites ınjurious to economic plants. University of California Pres, 614 s. Madanlar, N., 1991. İzmir ilinde turunçgillerde bulunan Acarina türleri ve populasyon yoğunluklarının saptanması üzerine araştırmalar. E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Bitki Koruma Anabilim Dalı, Basılmamış Doktora Tezi, 258 s. Madanlar, N., 1992. İzmir ve çevresinde turunçgil bahçelerindeki akar türlerinin durumu. Türkiye II. Entomoloji Kongresi (28-31 Ocak 1992, Adana) Bildirileri, 683-691.    

http://www.biyologlar.com/gal-olusumucesitleri-ve-gal-olusumuna-sebep-olan-bocekler

TÜRKİYE KUŞLARI TÜR LİSTESİ

TAKIM : GAVIIFORMES (DALGIÇ KUŞLARI) 1. Familya : GAVIIDAE (DALGIÇKUŞUGİLLER) Gavia stellata (Pontoppidan, 1763) (Kızılgerdan Dalgıç) Gavia arctica (Linnaeus, 1758) (Karagerdanlı Dalgıç) Gavia immer (Brünnich, 1764) (Buz Dalgıcı) TAKIM : PODICIPEDIFORMES (YUMURTAPİÇLERİ) 2. Familya : PODICIPEDIDAE (YUMURTAPİÇİGİLLER) Tachybaptus ruficollis (Pallas, 1764) (Küçük batağan, Yumurtapiçi) Podiceps cristatus (Linnaeus, 1758) (Bahri) Podiceps grisegana (Boddaert, 1783) (Kızılboyunlu Batağan) Podiceps auritus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Batağan) Podiceps nigricollis (Brehm, 1831) (Karaboyunlu Batağan) TAKIM : PROCELLARIIFORMES (FIRTINA KUŞLARI) 3. Familya : PROCELLARIIDAE (YELKOVANKUŞUGİLLER) Colanectris diomedea (Scopoli,1769) (Boz Yelkovan) Puffinus yelkouan (Acerbi,1827) (Yelkovan) 4. Familya : HYDROBATIDAE (FIRTINAKUŞUGİLLER) Hydrobates pelagicus (Linnaeus, 1758) (Fırtına Kuşu) TAKIM : PELECANIFORMES (KÜREKAYAKLI KUŞLAR) 5. Familya : SULIDAE (SÜMSÜKKUŞLARI) Sula bassa (Linnaeus, 1758) (Sümsük Kuşu) 6. Familya : PHALACROCORACIDAE (KARABATAKGİLLER) Phalacrocorax carbo (Linnaeus, 1758) (Karabatak) Phalacrocorax aristotelis (Linnaeus, 1758) (Tepeli Karabatak) Phalacrocorax pygmeus (Pallas, 1773) (Küçük Karabatak) 7. Familya : ANHINGIDAE Anhinga melanogaster (Pennant, 1769) (Yılanboyun) 8. Familya : PELECANIDAE (PELİKANGİLLER) Pelecanus onocrotalus (Linnaeus, 1758) (Akpelikan) Pelecanus crispus (Brunch, 1832) (Tepeli Pelikan) TAKIM : CICONIIFORMES (LEYLEKSİLER) 9. Familya : ARDEIDAE (BALIKÇILLAR) Botaurus stellaris (Linnaeus, 1758) (Balaban) Ixobrychus minutus (Linnaeus, 1758) (Küçük Balaban) Nycticorax nycticorax (Linnaeus, 1758) (Gece Balıkçılı) Ardeola ralloides (Scolopoli, 1769) (Alaca Balıkçıl) Bubulcus ibis (Linnaeus, 1758) (Sığır Balıkçılıl) Egretta garzetta (Linnaeus, 1758) (Küçük Ak Balıkçıl) Egretta alba (Linnaeus, 1758) (Büyük Ak Balıkçıl) Ardea cirenea (Linnaeus, 1758) (Gri Balıkçıl) Ardea purpurea (Linnaeus, 1758) (Erguvani Balıkçıl) 10. Familya : CICONIIDAE (LEYLEKGİLLER) Mycteria ibis (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Leylek) Ciconia nigra (Linnaeus, 1758) (Kara Leylek) Ciconia ciconia (Linnaeus, 1758) (Leylek) 11. Familya : THERESKIONITHIDAE (KELAYNAKGİLLER) Plegadis falcinellus (Linnaeus, 1758) (Çeltikçi) Geronticus eremitta (Linnaeus, 1758) (Kelaynak) Platalea leucorodia (Linnaeus, 1758) (Kaşıkçı) TAKIM : PHOENICOPTERIFORMES (FLAMİNGOLAR) 12. Familya : PHOENICOPTERIDAE (FLAMİNGOLAR) Phoenicopterus ruber (Linnaeus, 1758) (Flamingo) TAKIM : ANSERIFORMES (KAZSILAR) 13. Familya : ANATIDAE (ÖRDEKGİLLER) Cygnus olor (Gmelin, 1789) (Kuğu) Cygnus columbianus (Küçük Kuğu) Cygnus cygnus (Linnaeus, 1758) (Ötücü Kuğu) Anser fabalis (Latham, 1787) (Tarla Kazı) Anser albifrons (Scopoli, 1769) (Sakarca) Anser erythropus (Linnaeus, 1758) (Küçük Sakarca) Anser anser (Linnaeus, 1758) (Boz Kaz) Branta leucopsis (Bchstein, 1803) (Akyanaklı Kaz) Branta bernicla (Yosun Kazı) Branta ruficollis (Pallas, 1769) (Sibirya Kazı) Tadorna ferruginea (Pallas, 1764) (Angıt) Tadorna tadorna (Linnaeus, 1758) (Suna) Anas penelope (Linnaeus, 1758) (Fiyu) Anas strepera (Linnaeus, 1758) (Boz Ördek) Anas crecca (Linnaeus, 1758) (Çamurcun) Anas plathyrnchos (Linnaeus, 1758) (Yeşilbaş) Anas acuta (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk) Anas falcata (Büyük Çamurcun) Anas querquedula (Linnaeus, 1758) (Çıkrıkçın) Anas clypeata (Linnaeus, 1758) (Kaşıkgaga) Marmoronette (Anas) angustirostris (Yaz Ördeği) Netta rufina (Pallas, 1773) (Macar Ördeği) Aythya ferina (Linnaeus, 1758) (Elmabaş Patka) Aythya nyroca (Guldenstadt, 1760) (Pasbaş Patka) Aythya fuligula (Linnaeus, 1758) (Tepeli Patka) Aythya marila (Linnaeus, 1761) (Karabaş Patka) Somateria mollissima (Pufla Kazı) Clangula hyemalis (Telkuyruk) Melanitta nigra (Kara Ördek) Melanitta fusca (Linnaeus, 1758) (Kadife Ördek) Bucephula clangula (Linnaeus, 1758) (Altıngöz) Mergus albellus (Linnaeus, 1758) (Sütlabi) Mergus serrator (Linnaeus, 1758) (Tarakdiş) Mergus merganser (Linnaeus, 1758) (Büyük Tarakdiş) Oxyura leucocephala (Scopoli, 1769) (Dikkuyruk) TAKIM : FALCONIFORMES (YIRTICIKUŞLAR) 14. Familya : ACCIPITRIDAE (YIRTICIKUŞLAR) Pernis apivorus (Linnaeus, 1758) (Arı Şahini) Pernis ptilorhyncus Elanus caeruleus (Desfontaines, 1789) (Ak Çaylak) Milvus migrans (Boddaert, 1783) (Kara Çaylak) Milvus milvus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Çaylak) Heliaeetus albicilla (Linnaeus, 1758) (Akkuyruklu Kartal ) Gypaetus barbatus (Linnaeus, 1758) (Sakallı Akbaba) Neophron percnopterus (Linnaeus, 1758) (Küçük Akbaba) Gyps fulvus (Hablizl, 1783) (Kızıl Akbaba) Aegypius monachus (Linnaeus, 1758) (Kara Akbaba) Circaetus gallicus (Gmelin, 1788) (Yılan Kartalı) Circus aeruginosus (Linnaeus, 1758) (Saz Delicesi) Circus cyaneus (Linnaeus, 1758) (Gökçe Delice) Circus macrourus (Gmelin, 1771) (Akçe Delice) Circus pygargus (Linnaeus, 1758) (Çayır Delicesi) Accipiter gentilis (Linnaeus, 1758) (Çayır Kuşu) Accipiter nisus (Linnaeus, 1758) (Atmaca) Accipiter birevipes (Severtzov, 1850) (Yoz Atmaca) Buteo buteo (Linnaeus, 1758) (Şahin) Buteo rufinus (Cretzschmar, 1827) (Kızıl Şahin) Buteo lagopus (Pontopiddan, 1763) (Paçalı Şahin) Aquila pomarina (Brehm, 1831) (Küçük Orman Kartalı) Aquila clagna (Pallas, 1811) (Büyük Orman Kartalı) Aquila nipalensis (Hodgson, 1833) (Bozkır Kartalı) Aquila heliaca (Savigny, 1809) (Şah Kartal) Aquila chrysaetos (Linnaeus, 1758) (Kaya Kartalı) Hieraaetus pennatus (Gmelin, 1788) (Küçük Kartal) Hieraaetus fasciatus (Vieillot, 1822) (Tavşancıl) Pandion heliaetus (Linnaeus, 1758) (Balık Kartalı) 15. Familya : FALCONIDAE (DOĞANGİLLER) Falco naumanni (Fleischer, 1818) (Küçük Kerkenez) Falco tinnuculus (Linnaeus, 1758) (Kerkenez) Falco vespertinus (Linnaeus, 1758) (Ala Doğan) Falco columbarius (Linnaeus, 1758) (Boz Doğan) Falco subbuteo (Linnaeus, 1758) (Delice Doğan) Falco eleonorae (Gene, 1839) (Ada Doğanı) Falco concolor (Temmnick, 1825) (Gri Doğan) Falco biarmicus (Temmnick, 1825) (Bıyıklı Doğan) Falco cherrug (Gray, 1834) (Ulu Doğan) Falco peregrinus (Tunstall, 1771) (Gök Doğan) TAKIM : GALLIFORMES (TAVUKLAR) 16. Familya : TETRAONIDAE (ÜRKEKLİKLER) Tettraogallus caspius (Gmelin, 1784) (Ürkeklik) Tettraogallus caucasicus (Kafkas kekliği) 17. Familya : PHASIANIDAE (TAVUKSULAR) Tetrao tetrix (Linnaeus, 1758) (Orman Horozu) Tetrao mlokosiewiczi (Dağ Horozu) Tetraogallus caspius (Ürkeklik) Alectoris chukar (Gray, 1830) (Keklik) Alectoris graeca (Kayakekliği, Taşkekliği) Ammoperdix griseogularis (Brandt, 1843) (Kum Kekliği) Francolinus francolinus (Linnaeus, 1758) (Turaç) Perdix perdix (Linnaeus, 1758) (Çil Keklik) Coturnix coturnix (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın) Phasianus colchinus (Linnaeus, 1758) (Sülün) TAKIM : GRUIFORMES (TURNAMSILAR) 18. Familya : RALLIDAE (YELVEGİLLER) Rallus aquaticus (Linnaeus, 1758) (Su Kılavuzu) Porzana porzana (Linnaeus, 1758) (Benekli Sutavuğu) Porzana parva (Scopoli, 1769) (Bataklık Sutavuğu) Porzana pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Sutavuğu) Crex crex (Linnaeus, 1758) (Bıldırcın Kılavuzu) Gallinula chloropus (Linnaeus, 1758) (Saztavuğu) Porphyrio porphyrio (Linnaeus, 1758) (Sazhorozu) Fulica atra (Linnaeus, 1758) (Sakarmeke) 19. Familya : GRUIDAE (TURNAGİLLER) Grus grus (Linnaeus, 1758) (Turna) Grus leucogeranus (Pallas, 1773) (Ak Turna, Rahibe Turnası) Anthropoides virgo (Linnaeus, 1758) (Telli Turna) 20. Familya : OTIDAE (TOYKUŞUGİLLER) Tetrax tetrax (Linnaeus, 1758) (Küçük Toy, Mezgeldek) Chlamydotis undutula (Jacquin, 1784) (Yakalı Toy) Otis tarda (Linnaeus, 1758) (Toy, Büyük Toy) TAKIM : CHARADIIFORMES (YAĞMURKUŞUGİLLER) 21. Familya : HAEMATOPODIDAE (DENİZ SAKSAĞANLARI) Haematopus ostralegus (Linnaeus, 1758) (Poyrazkuşu) 22. Familya : RECURVIROSTRIDAE (AVOZETKUŞUGİLLER) Himantopus himantopus (Linnaeus, 1758) (Uzunbacak) Recurvirostra avosetta (Linnaeus, 1758) (Kılıçgaga) 23. Familya : BURHINIDAE (KOCAGÖZGİLLER) Burhinus oedicnemus (Linnaeus, 1758) (Kocagöz, Çayırbalabanı) 24. Familya : GLARAELIDAE (BATAKLIK KIRLANGICIGİLLER) Cursorius cursor (Latham, 1787) (Çöl Koşarı, Koşar Sukuşu) Glareoala pratincola (Linnaeus, 1758) Glareola nordmanni (Fıscher, 1843) 25. Familya : CHARADRIIDAE (YAĞMURKUŞUGİLLER) Charadrius dubius (Scopoli, 1786) (Kolyeli Küçük Yağmurkuşu, Halkalı Küçük Cılıbıt) Charadrius hiaticula (Linnaeus, 1758) (Kolyeli Büyük Yağmurkuşu, Halkalı Cılıbıt) Charadrius alexandrinus (Linnaeus, 1758) (Akça Cılıbıt) Charadrius mongolus (Pallas, 1776) (Moğol Cılıbıtı) Charadrius leschenaultii (Büyük Cılıbıt, Çöl Yağmurkuşu) Charadrius asiaticus (Pallas, 1773) (Doğu Cılıbıtı, Asya Yağmurkuşu) Eudromias morinellus (Linnaeus, 1758) (Dağ Cılıbıtı, Dağ Yağmurkuşu) Pluvialis fulvus (Gmelin, 1789) (Küçük Altın Yağmurcun) Pluvialis dominica (Statius Müller, 1776) (Amerika Altın Yağmurcunu) Pluvialis apricaria (Linnaeus, 1758) (Altın Yağmurcun) Pluvialis squatarola (Linnaeus, 1758) (Gümüş Yağmurcun) Hoplopterus spinosus (Linnaeus, 1758) (Mahmuzlu Kızkuşu) Vanellus indicus (Büyükkızkuşu) Vanellus leucurus (Akkuyruklu Kızkuşu) Vanellus gregarius (Sürmeli Kızkuşu) Vanellus vanellus (Linnaeus, 1758) (Kızkuşu) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 26. Familya : SCOLOPACIDAE (ÇULLUKGİLLER) Calidris canutus (Linnaeus, 1758) (Büyük, Kumkuşu, Kırmızı Göğüslü Kumkuşu) Calidris alba (Pallas, 1764) (Ak Kumkuşu) Calidris minuta (Leisler, 1812) (Küçük Kumkuşu) Calidris temminckii (Leisler, 1812) (Sarıbacaklı Kumkuşu) Calidris ferrugina (Pontoppidan, 1763) (Kızıl Kumkuşu) Calidris alpina (Linnaeus, 1758) (Karakarınlı Kumkuşu) Limicola falcinellus (Pontoppidan, 1763) (Sürmeli Kumkuşu) Philomachus pugnax (Linnaeus, 1758) (Dövüşkenkuş) Lymnocryptes minimus (Brunnich, 1764) (Küçük Su Çulluğu) Gallinago gallinago (Linnaeus, 1758) (Su Çulluğu) Gallinago media (Latham, 1787) (Büyük Su Çulluğu) Limosa lapponica (Linnaeus, 1758) (Kıyı Çamur Çulluğu) Scolopax rusticola (Linnaeus, 1758) (Çulluk) Limosa limosa (Linnaeus, 1758) (Çamurçulluğu) Numenius phaeopus (Linnaeus, 1758) (Sürmeli Kervan Çulluğu) Nemenius teniurostris (Vielliot, 1817) (Küçük Kervan Çulluğu) Numenius arquata (Linnaeus, 1758) (Kervan Çulluğu) Tringa erythropus (Pallas, 1764) (Kara Kızılbacak) Tringa totanus (Linnaeus, 1758) (Kızılbacak) Tringa stagnatilis (Bechstein, 1803) (Bataklık Düdükçünü) Tringa nabularia (Gunnerus, 1767) (Yeşilbacak) Tringa ochropus (Linnaeus, 1758) (Yeşil Düdükçün) Tringa glareola (Linnaeus, 1758) (Orman Düdükçünü) Xenus cinereus (Sarıbacak) Actitis hypoleucos (Dere Düdükçünü) Actitis macularia (Benekli Düdükçün) Arenaria interpres (Linnaeus, 1758) (Taşçeviren) 27. Familya : PHALAROPIDAE (KUMKUŞUGİLLER) Phalaropus tricolor (Vielliot, 1819) (Büyük Deniz Düdükçünü) Phalaropus lobatus (Linnaeus, 1758) (Deniz Düdükçünü) Phalaropus flucarius (Linnaeus, 1758) (Kızıl Deniz Düdükçünü) 28. Familya : STERCORARIIDAE (YIRTICIMARTIGİLLER) Stercorarius pomarius (Temminck, 1815) (Kütkuyruklu Korsan Martı) Stercorarius parasiticus (Linnaeus, 1758) (Korsan Martı) Stercorarius longicaudus (Uzunkuyruklu Korsan Martı) Catharacta skua (Brunnich, 1764) Büyük Korsan Martı) 29. Familya : LARIDAE (MARTIGİLLER) Larus leucopthalmus (Kızıldeniz Martısı) Larus ichthyaetus (Pallas, 1773) (Büyük Karabaş Martı) Larus melanocephala (Temminck, 1820) (Akdeniz Martısı) Larus minutu (Pallas, 1776) (Küçük Martı) Larus ridibundus (Linnaeus, 1758) (Karabaş Martı) Larus genei (Breme, 1839) (İncegagalı Martı) Larus audouinii (Ada Martısı) Larus canus (Linnaeus, 1758) (Küçük Gümüş Martı) Larus fuscus (Linnaeus, 1758) (Karasırtlı Martı) Larus argentatus (Pontoppidan, 1763) (Kuzey Gümüş Martı) Larus cachinnans (Gümüş Martı) Larus armenicus (Doğu Martısı) Larus hyperboreus (Kutup Martısı) Larus marinus (Linnaeus, 1758) (Büyük Karasırtlı Martı) Rissa tridactyla (Linnaeus, 1758) (Karayaklı Martı) 30. Familya: STERNIDAE (DENİZKIRLANGICIGİLLER) Gelochelidon nilotica (Gmelin, 1789) (Gülen Sumru) Sterna caspia (Büyük Sumru) Sterna bengalensis (Tepeli Sumru) Sterna sandvicensis (Latham, 1787) (Karagagalı Sumru) Sterna hirundo (Linnaeus, 1758) (Sumru) Sterna paradisea (Pontopidan, 1763) (Kuzey Sumrusu) Sterna albifrons (Pallas, 1764) (Küçük Sumru) Chlidonias hybridus (Pallas, 1811) (Bıyıklı Sumru) Chlidonias niger (Linnaeus, 1758) (Kara Sumru) Chlidonias leucopterus (Temminck, 1815) (Akkanatlı Sumru) TAKIM : COLUMBIFORMES (GÜVERCİNLER) 31. Familya : PTEROCLIDAE (STEPTAVUKLARI) Pterocles senegallus (Benekli Bağırtlak) Pterocles orientalis (Linnaeus, 1758) (Bağırtlak) Pterocles alchata (Linnaeus, 1758) (Kılkuyruk Bağırtlak) Pterocles exustus (Kahverengi Karınlı Step Tavuğu) Syrrhaptes paradoxus (Pallas, 1773) (Falçatalı Bağırtlak) 32. Familya : COLUMBIDAE (GÜVERCİNGİLLER) Columba livia (Gmelin, 1789) (Kaya Güvercini) Columba oenas (Linnaeus, 1758) (Gökçe Güvercin) Columba palumbus (Linnaeus, 1758) (Tahtalı Güvercin) Streptopelia decaocta (Frivaldzsky, 1838) (Kumru) Streptopelia turtur (Linnaeus, 1758) (Üveyik) Streptopelia senegalensis (Linnaeus, 1758) (Küçük Kumru) TAKIM : PSITTACIFORMES (PAPAĞANLAR) 33. Familya : PSITTACIDAE (PAPAĞANGİLLER) Psittacula krameri (Yeşil Papağan) TAKIM : CUCULİFORMES (GUGUK KUŞLARI) 34. Familya : CUCULİDAE (GUGUK KUŞUGİLLER) Clamator glandarius (Linnaeus, 1758) (Tepeli Guguk) Cuculus canorus (Linnaeus, 1758) (Guguk) TAKIM : STRIGIFORMES (GECE YIRTICILARI) 35. Familya : TYTONIDAE (PEÇELİ BAYKUŞGİLLER) Tyto alba (Scopoli, 1769) (Peçeli Baykuş) 36. Familya : STRIGIDAE (BAYKUŞGİLLER) Otus brucei (Hume, 1873) (Çizgili İshakkuşu) Otus scops (Linnaeus, 1758) (İshakkuşu) Bubo bubo (Linnaeus, 1758) (Puhu) Ketupa zeylonensis (Gmelin, 1788) (Balık Baykuşu) Athene noctua (Scopoli, 1769) (Kukumav) Strix aluco (Linnaeus, 1758) (Alaca Baykuş) Asio otus (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Orman Baykuşu) Asio flammeus (Pontoppidan, 1763) (Kır Baykuşu) Aegolius fuenerus (Paçalı Baykuş) TAKIM : CAPRIMULGIFORMES (ÇOBANALDATANLAR) 37. Familya : CAPRIMULGIDAE (ÇOBANALDATANGİLLER) Caprimulgus europaeus (Linnaeus, 1758) (Çobanaldatan) TAKIM : APODIFORMES (SAĞANLAR, EBABİLLER) 38. Familya : APODIDAE (SAĞANGİLLER, EBABİLGİLLER) Apus apus (Linnaeus, 1758) (Karasağan) Apus pallidus (Shelley, 1870) (Bozsağan) Apus melba (Linnaeus, 1758) (Akkarınlı Sağan) Apus affinis (Linnaeus, 1758) (Küçük Sağan) TAKIM : CORACIIFORMES (KUZGUN KUŞLARI) 39. Familya : ALCEDINIDAE (YALIÇAPKINIGİLLER) Halcyon smyrnensis (Linnaeus, 1758) (İzmir Yalıçapkını) Alcedo atthis (Linnaeus, 1758) (Yalıçapkını) Ceryle rudis (Linnaeus, 1758) (Alaca Yalıçapkını) 40. Familya : MEROPIDAE (ARIKUŞUGİLLER) Merops persicius (Yeşil Arıkuşu) Merops supercillosus (Pallas, 1773) (Arıkuşu) Merops apiaster (Linnaeus, 1758) (Arıkuşu) 41. Familya : CORACIIDAE (KUZGUNGİLLER) Coracias garrulus (Linnaeus, 1758) (Gökkuzgun) Coracias benghalensis (Linnaeus, 1758) (Hint gökkuzgunu) 42. Familya : UPUPIDAE (ÇAVUŞKUŞUGİLLER) Upupa epops (Linnaeus, 1758) (İbibik, Hüthüt) TAKIM : PICIFORMES (AĞAÇKAKANLAR) 43. Familya : PICIDAE (AĞAÇKAKANGİLLER) Jnnx torquilla (Linnaeus, 1758) (Boyun Çeviren) Picus canus (Gmelin, 1788) (Küçük Yeşil Ağaçkakan) Picus viridis (Linnaeus, 1758) (Yeşil Ağaçkakan) Dyrocopus martius (Linnaeus, 1758) (Kara Ağaçkakan) Dendrocopos major (Linnaeus, 1758) (Orman Alaca Ağaçkakanı) Dendrocopos syriacus (Hemprich, ve Ehrenberg, 1833) (Alaca Ağaçkakan) Dendrocopos medius (Linnaeus, 1758) (Ortanca Ağaçkakan) Dendrocopos leucotos (Bechstein, 1803) (Aksırtlı Ağaçkakan) Dendrocopos minor (Linnaeus, 1758) (Küçük Ağaçkakan) TAKIM : PASSERIFORMES (ÖTÜCÜKUŞLAR) 44. Familya : ALAUDIDAE (TARLAKUŞUGİLLER) Ammomanes deserti (Linhtenstein, 1803) (Çöl Toygarı) Melanocorypha calandra (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Toygar) Melanocorypha bimaculata (Menetriies, 1832) (Küçük Boğmaklı Toygar) Melanocorypha leucoptera (Pallas, 1811) (Akkanatlı Toygar) Melanocorypha yeltoniensis (Forster, 1768) (Kara Toygar) Calandrella brachydactyla (Leisler, 1814) (Bozkır Toygarı) Calandrella rufescens (Vieillot, 1820) (Çorak Toygarı) Caladrella cheleensis (Asya Kısaparmaklı Toygarı) Galerida cristata (Linnaeus, 1758) (Tepeli Toygar) Lullula arborea (Linnaeus, 1758) (Orman Toygarı) Alauda arvensis (Linnaeus, 1758) (Tarlakuşu) Eremophila alpestris (Linnaeus, 1758) (Kulaklı Toygar) 45. Familya : HIRUNDINIDAE (KIRLANGIÇGİLLER) Riparia riparia (Linnaeus, 1758) (Kum Kırlagıcı) Hirundo rupestris (Scopoli, 1769) (Kaya Kırlangıcı) Hirundo rustica (Kır Kırlangıcı) Hırundo daurica (Linnaeus, 1758) (Kızıl Kırlangıç) Delichon urbica (Linnaeus, 1758) (Ev Kırlangıcı) 46. Familya : MOTACILLIDAE (KUYRUKSALLAYANGİLLER) Anthus novaeseelandiae (Mahmuzlu İncirkuşu) Anthus campestris (Linnaeus, 1758) (Kır İncirkuşu) Anthus trivialis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus pratensis (Linnaeus, 1758) (Linnaeus, 1758) Anthus hodgsoni (Richmond, 1907) (Yeşilsırtlı İncirkuşu) Anthus cervinus (Pallas, 1811) (Kızıl Gerdanlı İncirkuşu) Anthus spinoletta (Linnaeus, 1758) (Dağ İncirkuşu Habitat) Motacilla flava (Linnaeus, 1758) (Sarı Kuyruksallayan) Motacilla citreola (Pallas, 1776) (Sarıbaşlı Kuyruksallayan) Motacilla cinerea (Tunstall, 1771) (Dağ Kuyruksallayanı) Motacilla alba (Linnaeus, 1758) (Ak Kuyruksallayan) 47. Familya : PYCNONOTIDAE (GRİ BÜLBÜLGİLLER) Pycnonotus xanthopygos (Arap Bülbülü) 48. Familya : BOMBYCILLIDAE (İPEKKUYRUKLULAR) Bombycılla garrulus (Linnaeus, 1758) (İpekkuyruk) Hypocolius ampelinus (Tırtılyiyen) 49. Familya : CINCLIDAE (SU KARATAVUKLARI) Cınclus cınclus (Linnaeus, 1758) (Derekuşu) 50. Familya : TROGLODYTIDAE (ÇİTKUŞLARI) Trglodytes troglodytes (Linnaeus, 1758) (Çitkuşu) 51. Familya : PRUNELLIDAE (BOZBOĞAZGİLLER) Prunella modularis (Linnaeus, 1758) (Dağ Bülbülü) Prunella ocularis (Radde, 1884) (Sürmeli Dağbülbülü) Prunella collaris (Scopoli, 1769) (Büyük Dağbülbülü) 52. Familya : TURDIDAE (ARDIÇKUŞUGİLLER) Cercotrichas galactotes (Temminck, 1820) (Çalı Bülbülü) Erithacus rubecula (Linnaeus, 1758) (Kızılgerdan) Luscinia luscinia (Linnaeus, 1758) (Benekli Bülbül) Luscinia megarhynchos (Brehm, 1831) (Bülbül) Luscinia svecica (Linnaeus, 1758) (Buğdaycıl) Irania gutturalis (Guerin - Meneville, 1843) (Taş Bülbülü) Phoenicurus ochruros (Gmelin, 1789) (Kara Kızılkuyruk) Phoenicurus phoenicurus (Linnaeus, 1758) (Kızılkuyruk) Saxicola rubertra (Linnaeus, 1758) (Çayır Taşkuşu) Saxicola torquata (Linnaeus, 1758) (Taşkuşu) Oenanthe isabellina (Temminck, 1829) (Bozkuyrukkakan) Oenanthe oenanthe (Linnaeus, 1758) (Kuyrukkakan) Oenanthe pleschenka (Lepechin, 1770) (Alaca Kuyrukkakan) Oenanthe hispanica (Linnaeus, 1758) (Karakulaklı Kuyrukkakan) Oenanthe deserti (Çöl Kuyrukkakanı) Oenanthe finschii (Heuglin, 1869) (Aksırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe xanthoprymna (Hemprich ve Ehremberg, 1833) (Kızılca Kuyrukkakan) Oenanthe lugens (Lichtenstein, 1823) (Karasırtlı Kuyrukkakan) Oenanthe leucophyga (C.L. Brehm, 1831) (Aktepeli Kara Kuyrukkakan) Monticola saxatilis (Linnaeus, 1758) (Taşkızılı) Monticola solitarius (Linnaeus, 1758) (Gökardıç) Turdus torquatus (Linnaeus, 1758) (Boğmaklı Ardıç) Turdus merula (Linnaeus, 1758) (Karatavuk) Turdus pilaris (Tarla Ardıcı) Turdus philomelos (C.L. Brehm, 1831) (Öter Ardıç) Turdus iliacus (Linnaeus, 1758) (Kızıl Ardıç) Turdus viscivorus (Linnaeus, 1758) (Ökse Ardıcı) 53. Familya : SYLVIDAE (ÖTLEĞENGİLLER) Cettia cetti (Temmick, 1820) (Kamış Bülbülü) Cisticola juncidis (Rafinesque, 1810) (Yelpaze Kuyruk) Prinia gracilis (Lichtenstein, 1823) (Dikkuyruklu Ötleğen) Locustella naevia (Boddaert, 1783) (Çekirge Kamışçını) Locustella fluviatilis (Wolf, 1810) (Ağaç Kamışçını) Locustella luscinioides (Savi, 1824) (Bataklık Kamışçını) Accephalus melanopagon (Temmick, 1823) (Bıyıklı Kamışçın) Acrocephalus paludicola (Vieillot, 1817) (Sarı Kamışçın) Acrocephalus schenobaenus (Linnaeus, 1758) (Kındıra Kamışçını) Acrocephalus agricola (Jerdon, 1845) (Doğu Kamışçını) Acrocephalus dumetorum (Blyth, 1849) (Kuzey Kamışçını) Acrocephalus palustris (Bechstein, 1798) (Çalı Kamışçını) Acrocephalus scirpaceus (Hermann, 1804) (Sazbülbülü) Acrocephalus arundinaceus (Linnaeus, 1758) (Büyük Kamışçın) Hippolais pallida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Ak Mukallit) Hippolais caligata (Lichtenstein, 1823) (Küçük Mukallit) Hippolais languida (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Dağ Mukallidi) Hippolais olivetorum (Strickland, 1837) (Büyük Mukallit) Hippolais icterina (Vieillot, 1817) (Sarı Mukallit) Hippolais polyglotta (Vieillot, 1817) (Kısakanatlı Sarı Mukallit) Sylvia cantillans (Pallas, 1764) (Bıyıklı Ötleğen) Sylvia mystacea (Menetries, 1832) (Pembe Göğüslü Ötleğen) Sylvia melanocaphala (Gmelin, 1789) (Maskeli Ötleğen) Sylvia melanothrax Tristram, 1872 (Pullu Ötleğen, Kıbrıs Ötleğeni) Sylvia rueppelli (Temminck, 1823) (Kara Boğazlı Ötleğen) Sylvia nana (Hembrich ve Ehrenberg, 1833) (Çöl Ötleğeni) Sylvia hortensis (Gmelin, 1788) (Akdeniz Gözlü Ötleğen) Sylvia nisoria (Bechstein, 1795) (Cizgili Ötleğen) Sylvia curruca (Linnaeus, 1758) (Küçük Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia communis (Latham, 1787) (Akdeniz Gerdanlı Ötleğen) Sylvia borin (Boddaert, 1783) (Boz Ötleğen) Sylvia atricapilla (Linnaeus, 1758) (Kara Başlı Ötleğen) Phylloscopus trochiloides (Sundevall, 1837) (Yeşil Çıvgın) Phylloscopus inornatus (Blyth, 1842) (Sarı Kaşlı Çıvgın) Phylloscopus humei Phylloscopus orientalis Phylloscopus sibilatrix (Bechstein, 1793) (Orman Çıvgını) Phylloscopus lorenzii Phylloscopus collybita (Çıvgın) Phylloscopus trochilus (Söğütbülbülü) Regulus regulus (Linnaeus, 1758) (Çalıkuşu) Regulus ignicapillus (Temminck, 1820) (Sürmeli Çalıkuşu) 54. Familya : MUSCICAPIDAE (SİNEKKAPANGİLLER) Muscicapa striata (Pallas, 1764) (Benekli Sinekkapan) Ficedula parva (Bechstein, 1794) (Küçük Sinekkapan) Ficedula semitorquata (Hombron, 1885) (Alaca Sinekkapan) Ficedula albicollis (Temmink, 1815) (Halkalı Sinekkapan, Kolyeli Sinekkapan) Ficedula hypoleuca (Pallas, 1764) (Kara Sinekkapan) 55. Familya : TİMALIIDAE (BIYIKLI BAŞTANKARALAR) Panurus biarmicus (Linnaeus, 1758) (Bıyıklı Baştankara) 56. Familya : AEGITHALIDAE (UZUN KUYRUKLU BAŞTANKARALAR) Aegithalos caudatus (Linnaeus, 1758) (Uzun Kuyruklu Baştankara) 57. Familya : PARIDAE (BAŞTANKARAGİLLER) Parus palusturis (Linnaeus, 1758) (Kayın Baştankarası) Parus lugubris (Temminck, 1820) (Akyanaklı Baştankara) Parus ater (Linnaeus, 1758) (Çam Baştankarası) Parus caeruleus (Linnaeus, 1758) (Mavi Baştankara) Parus major (Linnaeus, 1758) (Büyük Baştankara) 58. Familya : SITTIDAE (SIVACIKUŞUGİLLER) Sitta krueperi (Küçük Sıvacıkuşu) Sitta europea (Linnaeus, 1758) (Sıvacıkuşu) Sitta tephronata (Büyük Kaya Sıvacıkuşu) Sitta neumayer (Kaya Sıvacıkuşu) 59. Familya : TICHODRAMADIDAE (DUVAR TIRMAŞIKLARI) Tichodrama muraia (Linnaeus, 1758) (Duvar Tırmaşık Kuşu) 60. Familya : CERTHIIDAE (AĞAÇ TIRMAŞIKLARI) Certhia brachydactyla (Brehm, 1820) (Bahçe Tırmaşıkkuşu) Certhia familiaris (Linnaeus, 1758) (Orman Tımaşıkkuşu) 61. Familya : REMIZIDAE (ÇULHA KUŞLARI) Remiz pendulinus (Linnaeus, 1758) (Çulhakuşu) 62. Familya : ORIOLIDAE (SARIASMAGİLLER) Oriolus oriolus (Linnaeus, 1758) (Sarıasma) 63. Familya : LANIIDAE (ÖRÜMCEKKUŞUGİLLER, ÇEKİRGEKUŞUGİLLER) Lanius ısabellinus (Ehrenberg, 1833) (Kızılkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius collurio (Linnaeus, 1758) (Kızılsırtlı Örümcekkuşu) Lanius schach (Linnaeus, 1758) (Uzunkuyruklu Örümcekkuşu) Lanius minor (Gmelin, 1788) (Karaalınlı Örümcekkuşu) Lanius excubitor (Linnaeus, 1758) (Büyük Örümcekkuşu) Lanius senator (Linnaeus, 1758) (Kızlbaşlı Örümcekkuşu) Lanius nubicus (Lichtenstein, 1823) (Alaca Örümcekkuşu) 64. Familya : CORVIDAE (KARGAGİLLER, KUZGUNGİLLER) Garrulus glandarius (Alakarga) Pica pica (Linnaeus, 1758) (Saksağan) Nucifraga caryocatactes (Linnaeus, 1758) (Köknar Kargası) Pyrrhocorax graculus (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Dağkargası) Pyrrhocorax pyrrhocorax (Linnaeus, 1758) (Kızılgagalı Dağkargası) Corvus monedula (Linnaeus, 1758) (Küçük Karga) Corvus frugilegus (Linnaeus, 1758) (Ekin Kargası) Corvus corone (Linnaeus, 1758) (Leş Kargası) Corvus ruficollis (Lesson, 1833) (Çöl Kuzgunu) Corvus corax (Linnaeus, 1758) (Kuzgun) 65. Familya : STURNIDAE (SIĞIRCIKGİLLER) Sturnus vulgaris (Linnaeus, 1758) (Sığırcık) Sturnus roseus (Linnaeus, 1758) (Ala Sığırcık) Acridotheres tristis (Mayna) 66. Familya : PASSERIDAE (SERÇEGİLLER) Passer domesticus (Linnaeus, 1758) (Serçe) Passer hispaniolensis (Temmick, 1820) (Söğüt Serçesi) Passer moabiticus (Tristram, 1864) (Küçük Serçe) Passer montanus (Ağaç Serçesi) Carpospiza brachydactyla (Çöl Serçesi) Petronia xanthocollis (Burton, 1838) (Sarıboğazlı Serçe) Petronia petronia (Linnaeus, 1758) (Kaya Serçesi) Montifringilla nivalis (Linnaeus, 1758) (Kar Serçesi) 67. Familya : FRINGILLIDAE (İSPİNOZGİLLER) Fringilla coelebs (Linnaeus, 1758) (İspinoz) Fringilla montifringilla (Linnaeus, 1758) (Dağ İspinozu) Serinus pusillus (Pallas, 1811) (Kara İskete) Serinus serinus (Linnaeus, 1758) (Küçük İskete) Serinus citrinella (Alp İsketesi) Carduelis chloris (Linnaeus, 1758) (Florya) Carduelis carduelis (Linnaeus, 1758) (Saka) Carduelis spinus (Linnaeus, 1758) (Karabaşlı İskete) Carduelis cannabina (Linnaeus, 1758) (Ketenkuşu) Carduelis flavirostris (Linnaeus, 1758) (Sarıgagalı Ketenkuşu) Carduelis flammea (Linnaeus, 1758) (Kuzey Ketenkuşu) Loxia curvirostra (Linnaeus, 1758) (Çaprazgaga) Rhodopechys sanguinea (Gould, 1838) (Alamecek) Rhodospiza obsoleta (Lichtenstein, 1823) (Boz Alamecek) Bucanetes mongolicus (Lichtenstein, 1823) (Doğu Alameceği) Bucanetes githagineus (Lichtenstein, 1823) (Küçük Alamecek) Carpodacus erythrinus (Pallas, 1770) (Çütre) Carpodacus rubicilla (Guldenstandt, 1777) (Büyük Çütre) Pyrrhula pyrrhula (Linnaeus, 1758) (Şakrakkuşu) Coccothraustes coccothraustes (Linnaeus, 1758) (Kocabaş) 68. Familya : EMBERIZIDAE (KİRAZKUŞUGİLLER) Plectrophenax nivalis (Linnaeus, 1758) (Alaca Kirazkuşu) Emberiza leucocephalos (Gmelin, 1771) (Akbaşlı Kirazkuşu) Emberiza citrinella (Linnaeus, 1758) (Sarı Kirazkuşu) Emberiza cirlus (Linnaeus, 1758) (Bahçe Kirazkuşu) Emberiza cia (Linnaeus, 1758) (Kaya Kirazkuşu) Emberiza striolata (Lichtenstein, 1823) (Gribaşlı Kirazkuşu) Emberiza cineracea (C.L. Brehm, 1855) (Boz Kirazkuşu) Emberiza hortulana (Linnaeus, 1758) (Kirazkuşu) Emberiza buchanani (Blyth, 1844) (Doğu Kirazkuşu) Emberiza caesia (Cretzschmar, 1828) (Kızıl Kirazkuşu) Emberiza rustica (Pallas, 1776) (Akkaşlı Kirazkuşu) Emberiza pusilla (Pallas, 1776) (Küçük Kirazkuşu) Emberiza schoeniclus (Linnaeus, 1758) (Bataklık Kirazkuşu) Emberiza bruniceps (Brant, 1841) (Kızılbaşlı Kirazkuşu) Emberiza melanocephala (Scopoli, 1769) (Karabaşlı Kirazkuşu) Miliara calandra (Linnaeus, 1758) (Tarla Kirazkuşu)

http://www.biyologlar.com/turkiye-kuslari-tur-listesi

Dogal Çevreyi Etkileyen Sorunlar

1. Hava Kirliligi 2. Su Kirliligi 3. Gürültü Kirliligi 4. Görüntü Kirliligi 5. Toprak Kirliligi 6. Hızlı Nüfus Artışı “Tanrı affeder, bazen insanlar da, fakat doga hiçbir şeyi affetmez.” William JAMES 1.Hava Kirliligi: Atmosferdeki toz, gaz, duman, is ve kokunun canlılara zarar verecek boyuta ulaşmasına hava kirliligi denir. Atmosfer; yerden rüzgârla kalkan tozlar, yanan kömür petrol ve odundan çıkan duman, araba egzozlarından çıkan kurşun ve karbon monoksit ve yanan kömürden çıkan kükürt dioksit ile kirlenmektedir. Özellikle fosil yakıtlardan çıkan karbondioksit gazı atmosferde sera etkisi yapmaktadır. Atmosferdeki karbondioksit gazı dünyadan geriye yansıyan uzun dalga ışınlarının hapsedilmesine ve troposferin ısınmasına yol açmaktadır.”Sera etkisi”diye nitelendirilen bu durum atmosferde farklılıklara neden olmaktadır. Deodorantlar, saç spreyleri, parfümler gibi tüplerdeki gazlara itici gücü veren CFC ( Kloroflorokarbon ) gazları ise atmosferde serbest kaldıklarında ozon atomlarını çözerek “ozon tabakasının incelmesine” neden olmaktadır. Bu durumun bir sonucu olarak cilt kanseri riski ve gözlerde katarakt oluşma olaylarında artış gözlenmektedir. Yine atmosfere bırakılan bazı gazlar, bitkilerde fotosentezi yavaşlatıp agaç yapraklarında bozulmalara, tarımsal üretimde azalmalara neden olmaktadır. Özellikle kömürle çalışan termik santrallerin bacalarından hiçbir arıtmaya tabii tutulmadan atmosfere verilen sülfürik asit yagışlarla asit yagmurlarına dönüşmekte; bitkilere ve ormanlara büyük zararlar vermektedir. Yüksek binaların bacalarından çevreye yayılan kükürt dioksit gazı akciger kanserine neden olmaktadır. Hava taşıtları da kirlilige neden olmaktadır. Örnegin Boeing 727 modeli uçak 265.000 kilogram kirli su, 80 kilogram zehirli atık, 5.000 kilogram zehirli hava üretmektedir. Bir jet uçagı 6.000 Volkswagen otomobiline eşit derecede duman çıkararak havayı kirletmektedir. Dünya çevresinde 2000 kilometre uzaklıga kadar olan mesafede 3 milyon kilogram çöp dönmekte ve bu miktar her gün biraz daha artmaktadır. Şehirlerin yer seçiminde yapılan yanlışlıklar ile yüksek katlı binaların rüzgârların önünü kesmesi de hava kirliligine neden olmaktadır. Türkiye’de havayı kirleten tesislerin başında linyit ile çalışan termik santraller gelmektedir. Bu santrallerin kükürt oranı yüksek linyit kömürü kullanmaları temel etkendir. 2000 yılında bu santrallerden atmosfere verilen kükürt dioksit miktarı 2.000.000 ton civarındadır. Yatagan, Soma, Tunçbilek, Afşin-Elbistan gibi şehirlerde termik santraller nedeniyle hava kirliligi üst boyutlardadır. Erzurum, Kayseri, Sivas, Ankara gibi şehirlerde ise evsel ısınma ve daglar arasındaki konum özellikleri nedeniyle hava kirliliginde özellikle kış mevsiminde artış gözlenmektedir. Demir-çelik endüstrisi, Gübre endüstrisi, Çimento fabrikaları, Petrokimya fabrikaları, Deri fabrikaları, Kâgıt ve selüloz fabrikaları, Şeker fabrikaları, Tekstil endüstrisi, Tarımsal mücadele ilacı üreten fabrikalar, Boya fabrikaları ile Termik enerji santralleri hava kirliliginde büyük paya sahiptir. Bursa, İzmit, İzmir, Kırıkkale, İstanbul, İskenderun, Karabük ve Adana şehirlerindeki hava kirliliginde sanayi tesislerinin payı büyüktür. İstanbul, Bursa, Sivas, Çanakkale, Kütahya, Eskişehir ve Diyarbakır Türkiye’nin en kirli kentleri arasındadır. 1952’de Londra’da 3000 insan solunum yetmezligi sonucu olmuştur. 1981’de İspanya’nın Madrid şehrinde yemek yagına karışan zehirli maddeler 340 kişinin ölmesine, 3000 insanın da zehirlenmesine yol açmıştır.1985 yılında Hindistan’ın Bhopal şehrinde kimyasal ilaç üreten bir fabrikadan çevreye yayılan metilizosiyanat gazı 3.000 insanın ölümüne 300.000 insanın zehirlenmesine yol açmıştır. Meksiko şehrindeki Paseo de la Reforma bulvarındaki çiçekler kirli hava nedeniyle çok çabuk öldüklerinden çiçek dikim işi iki ayda bir yenileniyor. Los Angeles’teki bir bulvarda gerçek bitkiler yetişmediginden plastik agaç ve çitler konulmuştur. “Su çetin bir hasımdır. Bütün hataları keşfetmesini bilir ve en küçük yanlışı pahalı ödetir.” J. CHAİLLEY 2.Su Kirliligi: Su kirliliginde; gübrelerin bünyesindeki kimyasallar, tarım ilaçları, petrol ürünleri, radyoaktif atıklar, deterjanlar, rüzgâr ve akarsu erozyonu, kanalizasyon atıkları, çöpler ile is ve duman etkili olmaktadır. Bu kirleticilerin çogu akarsu, göl ve denizlere dökülmektedir. Örnegin denizlere her yıl yaklaşık 200.000 ton petrol, 320.000 ton fosfor, 800.000 ton azot, 60.000 ton deterjan, 21.000 ton çinko, 3900 ton kurşun, 240 ton krom ve 100 ton cıva bırakılmaktadır. ABD’de her yıl denize atılan çöp miktarı 7 milyon tondur. Akdeniz’e yılda 4–5 milyar ton sanayi atıgı dökülmektedir. Bu nedenle pek çok deniz canlısı ölmekte, yaşama ve üreme alanları yok olmaktadır. Dünyanın en büyük tatlı su gölü olan Baykal, kıyılarındaki kâgıt fabrikalarının zehirli atıkları ile kirlenmektedir. Petrokimya sanayi Azerbaycan’ın Sumgayıt şehrini yaşanmaz hale getirmiştir. Hazar Denizine dökülen Volga Nehri, Rusya Federasyonundaki sanayii atıklarının % 40’ını taşımaktadır. Oysa denizler dünya için termostat işlevi görüp, her yıl 3 milyar ton karbondioksiti emerek atmosferi yaşanır kılmaktadır. Yine dünya protein ihtiyacının % 14’ü denizlerdeki balıklardan saglanmaktadır. Denizlerdeki bitki ve hayvan türlerinin 500’ü ilaç hammaddesi olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de de su kirliligi üst boyutlardadır. Özellikle hızlı şehirleşmeye baglı olarak evsel ve endüstriyel atıkların su ortamlarına arıtılmadan verilmesi kirliligi artırmıştır. Ayrıca su havzalarındaki yapılaşma ile yapay kimyasalların su ortamlarına karışması da kirliligi artırmaktadır. Porsuk, Ergene, Susurluk, Gediz, Küçük Menderes, Bakırçay, Sakarya nehirleri ile Nilüfer Çayındaki kirlilik had safhadadır. Çevresindeki sanayi tesisleri nedeniyle, Manyas, İznik, Van, Sapanca, Burdur ve Akşehir gölleri de kirlilik tehdidi altındadır. Küçük yerleşim merkezlerinde kanalizasyonun biriktirildigi fosseptik çukurlarından sızan sular, yeraltı sularına karışmaktadır. Sanayii tesislerinin ulaşım kolaylıgı ve su bollugu nedeniyle ova tabanlarını tercih etmesi de ( Bursa, Adapazarı, Balıkesir, Ergene, Gediz ve Çukurova gibi...) yeraltı sularının hızla kirlenmesine yol açmaktadır. Endüstri tesisleri, yazlık konutlar ile turizm tesislerinin belli bir planlama olmadan, kurallara uyulmadan kıyılara kurulması da başta körfezler olmak üzere kıyıların hızla kirlenmesine neden olmaktadır. Bu nedenlerle Haliç, İzmit, Gemlik, İzmir ve İskenderun körfezleri hızla kirlenmektedir.21 Ülkenin atıkları Karadeniz’e taşınmaktadır. Havzasındaki 300 nehirle yılda 500 milyon metreküp endüstriyel ve evsel atık bu denize boşalmaktadır. Aşırı avlanma ve kirlenme nedeniyle Karadeniz’deki balık üretimi 500.000 tondan 100.000 tona düşmüştür. 23 ticari balık türü ise beşe inmiş durumdadır. Türkiye’de 3215 belediyenin yalnızca 141’inde kanalizasyon sistemi vardır. Türkiye’deki atık suların yaklaşık % 78’i arıtılmadan ırmak, göl ve denizlere oldugu gibi bırakılmaktadır. Sulardaki insan saglıgına zararlı maddeler, salgın ve bulaşıcı hastalıklara neden olmaktadır.( kolera, tifo, dizanteri gibi ) Zehirli atıklar oksijen dengesini bozarak göl ve nehirleri yaşanabilir olmaktan çıkarır. Dünyada 1.300.000.000 kişi saglıklı sudan yoksundur. Her yıl 5.000.000 kişi saglıksız sulardan bulaşan hastalıklarla ölmektedir. 10.000.000 kişi kilometrelerce uzaktan su taşımaktadır. Irmak ve göl sularındaki kullanım son 40 yılda iki katına çıkmıştır. Dünyadaki temiz suyun %50’si yalnızca insanlar tarafından kullanılıyor. “Eski haliyle karşılaştırıldıgı zaman topragımız, hastalıktan çürümüş birinin iskeletine benzemektedir. Tombul ve yumuşak tarafları kaybolmuş, geriye çıplak bir ceset / leş kalmıştır.” PLATON 3.Toprak Kirliligi: Nüfus artışına baglı yanlış arazi kullanımının neden oldugu toprak erozyonu toprak kirliliginde ilk sırayı almaktadır. Yanlış ve aşırı ilaç kullanımı, bilinçsiz gübre kullanımı ile endüstriyel atıklar da toprak kirliliginde önemli bir yere sahiptir. Ev ve tesislerin bacalarından çıkan emisyonların asit yagmurları ile topraga inmesi, çöp toplama havzalarındaki atıkların yüzey suları ile derinlere taşınması topragın yapısını tamamen degiştirmektedir. Çogu yerde maden ocaklarının işletilmesi sırasında yüzeye çıkarılan agır metaller de topraga zarar vermektedir. Nükleer atıklar genelde topraga gömülmektedir. Bunlar yeraltı suları ile topraga yayılarak ortamı kirletmekte, canlı yaşamını olumsuz etkilemektedir. Hayvan dışkısı da toprak kirliligine yol açmaktadır. Zira günümüzde kullanılan teknolojiler nedeniyle geçmişte gübre olarak kullanılan bu dışkılar belli alanlarda toplanmaktadır. Anız yakılması da topraga büyük zarar vermektedir. Anız yakılması yangına yol açtıgı gibi, toprak verimini azaltmakta erozyona davetiye çıkartmaktadır. Türkiye’nin en verimli toprakları erozyonla deniz, göl ve çukurlara taşınmaktadır. Normal koşullarda 1 santimlik bir toprak tabakasının oluşması için gerekli süre yaklaşık 250–1000 arasındadır. Görüldügü gibi binlerce yılda oluşan toprak tabakası, erozyonla 15–20 yıl gibi kısa bir süre içerisinde kaybolmaktadır. Sadece Fırat Nehrinin yılda taşıdıgı toprak miktarı 108 milyon ton civarındadır. Türkiye’de erozyona baglı yıllık toprak kaybının 1milyar ton civarında oldugu tahmin edilmektedir. Türkiye akarsu havzalarında çok şiddetli erozyon %36, orta şiddette erozyon %31, hafif erozyon ise %28 civarındadır. Dünyada ise yılda 75 milyar ton toprak erozyonla taşınmaktadır. Erozyon dogal dengeyi bozmakta; canlı ve bitki türlerinin azalmasına neden olmaktadır. Taşınan bu topraklardan dolayı; tarımsal üretim potansiyeli azalmakta, baraj ve sulama sistemleri zarar görmekte, suyolları ve limanlar zarar görmektedir. Bu nedenle erozyon topragın kaybedilmesi, dogal kaynakların tükenmesi demektir. Bundan dolayı tarımsal ve hayvansal ürünlerde büyük açıklar oluşmakta, milyarlarca dolar ödenerek bugday, pirinç, yaglı tohum, et, şeker v.s ithal edilmektedir. Örnegin 1988’de kişi başına düşen bugday üretimi 387 kg iken, 1995’de bu rakam 280 kg’a düşmüştür. Bugdaydaki gerileme % 25’tir.Aynı dönemde pirinç ve susamda yaşanan üretim azlıgı % 34, ayçiçeginde % 43, soyada % 75’tir.Aynı şekilde hayvan sayısı 1987–1995 arasında sıgırda % 21, koyunda % 32, keçide ise % 33 azalma göstermiştir. Erozyon, barajların çok kısa sürede devre dışı kalması demektir. İnsanların aşsız ve işsiz kalması demektir. Oysa bilinmelidir ki toprak üretilemeyen, satın alınamayan çok degerli bir kaynaktır. Şu unutulmamalıdır ki Aşagı Mezopotamya’da Sümer, Akad ve Babil uygarlıkları ile Sarı Irmak boylarındaki Çin uygarlıklarının yıkılmasında susuzluk ve toprak erozyonu çok önemli rol oynamıştır. “Ya bizler kentlerimizin kirlenmesini ortadan kaldıracagız; ya da kentlerimizin kirlenmesi bizleri...” Robert F. KENNEDY 4.Gürültü Kirliligi: Gürültü; istenmeyen ve insanı rahatsız eden ses olarak tanımlanabilir. Teknolojik gelişmenin sonucu olan gürültü gelişmiş ülkelerde tüm çevre sorunları arasında ilk sırayı almaktadır. İnşaatlardaki tadilat ve onarımlar, ulaşım araçları ( uçak, tren, helikopter, motorlu taşıtlar v.s ) elektrikli aletler ( kompresörler, matkap, elektrik süpürgesi, mutfak robotu, hidrofor, havalandırma v.s ) yazlık eglence yerleri, bar ve diskotekler, su ve tüp satıcıları, müzik aletleri gürültüye neden olmaktadır. Trafigin sıkışık oldugu arterler ile trafik ışıklarının geçiş alanlarında minibüs, taksi ve otobüslerin çaldıgı gereksiz kornalar insanları fazlasıyla rahatsız etmektedir. Bu durum başta çocuk, hasta ve yaşlılar olmak üzere tüm insanların ruh saglıgını olumsuz etkilemektedir. Her türlü gürültü işitme saglıgını bozmakta, algılamayı olumsuz etkilemektedir. Son yıllarda kalp ve damar rahatsızlıklarında büyük artış gözlenmektedir. Çogu kez iş performansının azalmasına da neden olmaktadır. Büyük şehirlerde yanlış yapılaşma ve yeşil alan azlıgı da gürültünün rahatsızlık katsayısını artırmaktadır. Yüksek ses ve gürültüden dogal ortamda ki diger canlılar da rahatsız olmaktadır. “Çevresel tehlikeler artık yalnızca kuş meraklılarını ilgilendirmiyor; bu tehlikenin çanları hepimiz için çalıyor.” Frank M. POTTER 5.Görüntü Kirliligi: Teknolojinin gelişmesiyle birlikte görüntü kirliliginde büyük artış olmuştur. Hızlı ve denetimsiz yapılaşma mimari estetikten yoksun binaların artmasına neden olmuştur. İskân izni olmadan yapılan, yapılırken iyi denetlenmeyen binaların kat sayısında, mimari tarzında, dogal çevreyle uyumunda belli bir standart yoktur. Cadde ve sokaklar gelişigüzeldir. Araç giriş ve çıkışına, araç park etmeye çogu kez uygun degildir. Cadde ve sokaklarda araçların çift taraflı park edilmesi, trafik akışını zorlaştırmaktadır. Araçların kaldırımlara çıkması yaya yolunu kapamakta, sokakta araçların çift yönlü park etmesi yaşlı, hasta, çocuk ve özürlülerin geçişlerini güçleştirmektedir. Sıvanmamış, boyanmamış, çatısı olmadıgından inşaat demirleri açıkta kalmış binalar, çatı, balkon ve duvarları istila eden anten ve vericiler; balkonlara asılan çamaşırlar, yıgılan eşyalar... telefon, elektrik ve reklam direkleri, panolar çevre ahengini fazlasıyla bozmaktadır. Yabancı bir ülkedeymiş izlenimi veren alışveriş merkezi, magaza ve dükkân isimleri ile günlük konuşmalarda kullanılan gereksiz yabancı sözcükler fazlasıyla rahatsız edicidir... Carousel, Capitol, Town Center, Galerıa, Fly Inn ( Alışveriş merkezleri ) Show, Flash, Star, Cine 5, Number One, Prima, Discovery Channel ( Televizyon ) Best, Capitol, Energy, Joy, Kiss, Power, Classic, City ( Radyo ) Cınemax, Movıeplex, Pyramıd, Prestıge, Cınepol, Prıncess, Cınemass, Holıdayplex, Rexx, Grandhouse ( sinema ) Fitness Center, Cafe Bar, Fast Food, Shopping Center, Show Room, Travel Agency, Jeans Sportwear, Garden Flower, Catering Service ( şirket ) Academic Hospital, İnternational Hospital, Central Hospital, ( Hastahane ) Square Hotel, The Plaza Hotel, Ritz Carlton, Hotel Princes, ( Otel ) Hey Gırl, Cosmopolıtıan, Amıca, Marıe Claire, Esquire, Formsante,Home Art, Bazaar, Voyager, Capital, Gezi Travel, Country Homes, House Beautiful ( Dergi )...gibi “Dünya üç grup insandan oluşur; sonuçları ortaya çıkaran ve olayları yaratan küçük seçkin bir grup, olup bitenleri seyreden oldukça büyük diger bir grup ve nelerin olup bittigini bilmeyen muazzam bir kalabalık.” M. BUTLER 6.Hızlı Nüfus Artışı: Dünya nüfusu son yüzyılda 1,5 milyardan 6 milyara çıkmıştır. Hızlı nüfus artışı dogal kaynaklar ve çevre üzerinde büyük baskı yaratmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kalkınma hızının, nüfus artış hızının gerisinde kalması pek çok soruna neden olmaktadır. Gelecekte besin kaynakları, enerji ve su kaynakları, toprak, orman ve diger dogal kaynaklar hızla artmaya devam eden dünya nüfusuna yeterli gelecek mi? Mevcut dogal kaynakların böylesine bir tüketime yetmeyecegi çok açıktır. “Dünya, aç oldukları için uyuyamayanlarla, açlardan korktukları için uyuyamayanlar arasında bölünmüş durumdadır.” Paulo FREİRE Zira milyarlarca insan kaynakları giderek tükenen, çevre dengesi bozulan bir dünyada ayakta kalabilme mücadelesi vermektedir. * Yetersiz beslenme, * Saglıksız barınma, * Çocuk ölümleri, * İşsizlik, * Dogal çevrenin kirlenip bozulması, * Egitim hizmetlerinden mahrum kalma * Dogal kaynakların hızla tükenmesi hızlı nüfus artışının neden oldugu sonuçlardan bazılarıdır. “Bir ulusun büyüklügü, nüfusun çoklugu ile degil, akıllı ve erdemli kişilerin sayısıyla ölçülür.” Victor HUGO Günümüzde 500 milyona yakın insan aç ya da kötü beslenmektedir. 200 milyona yakın çocuk temel egitimden yoksundur. 8000 yıl önce 6.000.000.000 hektar olan dünya orman varlıgı % 50 azalarak günümüzde 3.000.000.000 hektara düşmüştür. Dünya ormanlarının % 75’i yüksek risk altındadır. Dünyada her yıl 16.000.000 hektar orman alanı yok edilmektedir. Akdeniz’e kıyısı olan Avrupa Birligi ülkelerinde her yıl 110.000 hektar orman yanmaktadır. Afrika’da her yıl 4,8 milyon hektar, Asya’da ise 4,7 milyon hektar orman yok edilmektedir. Denizlerdeki balıkların dörtte biri aşırı avlanma nedeniyle tükenmiştir. Dünyanın akcigerleri yok oluyor. Doganın 3 milyar yılda biriktirdigi oksijen tükeniyor, besin zincirinin alt halkaları birer birer devreden çıkıyor. Kolera ve sıtma gibi hastalıklar suların kirlendigi fakir bölgelerde hızla yayılıyor. “Önce gelincikleri yolduk, Nar agaçlarını tuttuk kurşuna, Ardından andızları devirdik, Aptallık, bilinçsizlik, bir hiç ugruna Sonra sıra ormanlara geldi, Yüz binlerce dönüm ateş yaktık, Sivas’a kadar gidip bulduk, Dikili tek agaç bırakmadık Şimdi damlarda yanıp söner, İsli lambalar gibi insan gözleri, Daha çok atılacak, it gibi sokaklara, Delik deşik insan ölüleri.” Cahit KÜLEBİ Sonuç olarak çevre sorunlarını en aza indirerek yaşanabilir bir dünya yaratmak elimizdedir. Bunun için: Silahlanma ve savaşa harcanan paralar azaltılmalı, onun yerine yenilenebilir enerji, toplu taşımacılık, dogal dokusu bozulmamış yaşanabilir kentler kurulmalıdır. Tarım alanlarının konut ve sanayi tesisleriyle yok edilmesine izin verilmemelidir. Sulak alanlar, bataklıklar, göller, akarsular, nadir ekosistemler koruma altına alınmalıdır. Sanayii ve santral gazları filtre edilmeden atmosfere bırakılmamalıdır. Denizlere ve okyanuslara milyarlarca kilo çöp ve atık madde atılmasından vazgeçilmelidir. Sular arıtılmadan deniz ve göllere verilmemeli, arıtılan suların bir kısmı yeniden kullanılmalıdır. Enerji üretimi için linyit, fuel-oil, radyoaktif elementler ile çalışan santraller yerine su gücü, rüzgâr ve jeotermal enerji ile çalışan santraller tercih edilmelidir. Çimento fabrikaları, linyitle çalışan termik santraller ve agır sanayi tesislerinin bacalarına katı parçacık ile kirleticileri süzecek filtreler takılmalıdır. Yakıt tasarrufu saglama, bilinçli ısınma ile hava ve çevre kirliliginin zararları konusunda insanlar bilinçlendirilmelidir. Mevcut ormanlar korunmalı, azalan orman varlıgını artırmak için agaçlandırma seferberligi başlatılmalıdır. Araziden ve topraktan yararlanma konusunda insanlar egitilmelidir. Mera hayvancılıgı yerine ahır hayvancılıgı teşvik edilmeli, aşırı otlatılmanın önüne geçilmelidir. Çöpler yerleşim yeri ve su kaynaklarına uzak bölgelerde depolanmalıdır. Çöpler sınıflandırılarak toplanmalı; geri dönüşümü olanlar ( kâgıt, cam, demir v.s ) yeniden kullanılmalıdır. Çöplerden enerji ve gübre üretiminde yararlanılmalıdır. Zehirli, tarımla mücadele ilaçları çok az kullanılmalı, biyolojik mücadeleye önem verilmelidir. Yanlış sulama ve gübreleme yöntemlerinden kaçınılmalı, tarım uzmanlarının bu konudaki öneri ve uyarıları dikkate alınmalıdır. Maden ocakları, çöp toplama alanları toprakla kapatılarak yeşil alanlara dönüştürülmelidir. Orman köylüleri ekonomik ve sosyal yönden desteklenmeli, yeni geçim kaynakları yaratılmalıdır. Motorlu taşıtların egzoz borusuna susturucu takılmalı, toplu taşımacılık metro ile yeraltına indirilmeli, bisiklet kullanımı yaygınlaştırılmalıdır. Kaynak: kursunkalem.com

http://www.biyologlar.com/dogal-cevreyi-etkileyen-sorunlar

PALİNOLOJI NEDİR VE TATBİKATI

Henüz genç bir ilim olan Palinoloji dünyada günden güne ehemmiyet kazanmaktadır* Fakat Türkiye'de ancak birkaç palinolog tarafından tanınmaktadır. Biz burada, Palinolojiyi, jeolojik ve bilhassa stratigrafik ehemmiyetini belirterek, Türk jeologlarına da tanıtmak istedik, RÉSUMÉ» — La Palynologie est une jeune science qui prend d'importance de jour en jour dans le monde entier« Mais elle nfest connue en Turquie que par quelques palynologues« Nous avons voulu, ici5 la faire connaître aussi à tous les géologues turcs, en citant toute son importance dans le domaine géologique^ surtout stratigraphique. Palinoloji nedir Palinoloji ilk önceleri diğer ilimler gibi deskriptif bir ilim olarak doğmuş ve aktüel sporomorfların^ yani spor ve pollenlerin etüdünü bahis konusu etmesi sebebi ile tamamen botanik bir çehre almıştır. Fakat şu son zamanlarda jeolojik sedimaıılarm içinde Spor ve Pollenlerin bulunması bu ilme bambaşka bir yön vermiş ve kendisine tatbikî sahalar ve ufuklar açmıştır« Böylece Palinoloji deskriptif olmaktan kurtulmuş^ jeolojinin^ bilhassa Stratigrafinin önemli bir yardımcısı ve bilhassa kömür işletmeciliklerinde çok aranır bir ilim olmuştur. Sporomorfları inceliyen bu ilmin tatbikî alanda çok hızla ilerlemesi kendisini karakterize edecek bir terimle adlandırılması zaruretini doğurmuş ve H.A. HYDE ile D,A. WILLIAMS 1944 te Palinoloji terimini ortaya atmışlardır. Bu terim Yunancadan türemiş olupf PALINOS (toza bulamak) ve LOJI (ilim) kelimelerinin bileşiminden ibarettir. Tüm kelimenin anlamı ise3 jeolojik sedimanların içine taşınmış sporomorfların etüdüdür« Spor Te Pollen nedir Spor ve Pollenler bitkilerin üreme organlarıdır« Çiçekli bitkilerin üreme organlarına POLLEN ismi verilmektedir. Pollenlerin dağılımı böcekler tarafından (ANTOMOFİLt) veya rüzgarlarla (ANEMOFİLÎ) temin edilir* Antomofil Pollenlere sedimanlar arasında çok az raslanır* MOUSSE'larm ve CRYPTOGAME VASGULAIRE'lerin üreme organlarına SPOR ismi verilmektedir» Bazı bitkiler tek tip Spor üretirler (HOMOSPORE bitkiler). MfKROSPOR ismi verilen bu sporların boyu 10 ile 200 mikron arasında değişir« HETEROSPORE bitkiler ise MEGASPOR (boyları 200 mikronun üzerindedir) ve MÎKROSPOR olmak üzere iki tip spor üretirler* Spor ve pollenlerin büyük bir kısmı rüzgârlarla dağılmıya müsait olduğundan«, senenin muayyen zamanlarında^ muayyen miktarda spor ve pollen bitkiler tarafından dışarı atılınca, rüzgârların tesiri ile çok yüksek rakımlara ve çok uzaklara dağılırlar» Karalar ve denizler üzerine düşerek çok kereler hemen tahrip olurlar« Eğer oksijeni az yerlere (bataklık ve lagün gibi) düşerlerse^ fosilleşme imkânını bulurlar» Fosilleşme anında Spor veya Pollenin organik kısımları tahribolur. Fakat EXINE denen«, azotsuz bir kütinden ibaret olan kabuk çok dayanıklı olduğundan, milyonlarca sene sedimanlarm içinde Spor ve Pollenlerin saklanmasını sağlar. Şimdiye kadar içinde Spor ve Pollen bulunmuş en eski sediman Devonien yaştadır* Spor YÜ Pollenleri^ etüdlerinie yapılabilmesi için, içinde bulundukları sedimandan ayırma metodları, yanı maserasyon Spor ve Pollen muhafaza etmiye elverişli ve içinde en çok sayıda Spor ve Pollen bulunan tip sediman kömürdür. Fakat? yukarda bahsettiğimiz gibi3 büyük bir dağılma özelliğine sahip olan bu Spor ve Pollenlere karasal bütün formasyonlarda ve daha ender olarak denizel formasyonlarda da raslanmaktadır* Muhtelif tip sedimanlar içinde fosilleşmiş olan Spor ve Pollenleri etüd edebil» mek için maserasyona tabi tutmak5 yani kimyevi metodlarla numu« nenin mineral ve organik kısımlarını tahribedip^ EXINE3in asid ve bazlara dahi çok dayanıklı olmasından faydalanılarak Spor ve Pollenleri konsantre etmek lâzımdır. Maserasyon metodları sedimanm tipine göre değişir. Bu metodlar çok çeşitli olup.» hepsinin detaylı izahı burada çok yer tutacağından biz kısaca bahsetmekle yetineceğiz« Maserasyon metodlarında iki esas merhale vardır : 1. F i z i k s e l kısım: Numunenin öğütülerek 0.5 ile 2 mm lik parçalara ayrılması. PALÎNOLOJİ NEDİR VE TATBİKATI 2. Kimyasal kısım : Numunenin mineral ve organik unsurlarını kimyasal metodlarla solüsyon haline getirerek ve santrifüj ile yıkıyarak elimine edip, Spor ve Pollenlerin konsantre edilmesi. İkinci merhale maserasyonun en önemli noktası olup, kullanılan kimyasal maddeler, numunenin cinsine göre değişir. Aşağıdaki tablo maserasyon metodlarmı kısaca özetlemektedir : /. Mineral sedimanların solüsyon haline konulması KULLANILAN KİMYASAL MADDE 1. Karbonatlı sedimanlar — Çeşitli kalkerler, göl kalkerleri, tüf 1er . . . . . . KLORHÏDRÎK ASÎD (Bel) — Marnh kalkerler, marnlar KLORHİDRÎK ve FLÜORHÎDRÎK (HF) ASÎD 2. Silisli sedimanlar — Kum, kil, silt, şist FLÜORHÎDRÎK ASİD 3. Tuzlu sedimanlar — Kaya tuzu SU — Anhidrit HUSUSİ BİR TRETMANI VARDIR II. Spor ve pollenlerin organik olan EXINE'leri hariç, sedimandaki diğer organik maddelerin solüsyon haline konulması 1. Organik sedimanlar — Tufblar ve çok genç linyitler . . . . . . . POTASYUM HİDROKSİT (KOH) veya SODYUM HİDROKSİT (NaOH) ve PERBORAT (NaJBM karışımı veya POTASYUM HİDROKSİT SODYUM HİDROKSİT ve GLOBER TUZU (Na% SOş. 10 H20) karışımı — Linyitler NİTRİK ASİD (HNOS) veya SCHULZE SOLÜSYONU veya KLORASYON ve ASETOLİZ metodu veya OKSİJENLİ SU (Hs02) — Taşkömürler SCHULZE SOLÜSYONU veya 0K- ' SALÎT ASİD (H%CtOJ veya ZETZSCHE ve KALİN metodu veya KROMİK ASİD (H2Cr20,) veya DİAFANOL ÇEŞİTLERİ — Yağ, asfalt, bittim HUSUSİ SOLVANLAR (BENZEN v.s.) 2. Aktüel bitkiler KLORASYON ve ASETOLİZ 3. Atmosferdeki spor ve pollenler ASETOLİZ ve POTASYUM HİDROKSİT 66 Erol AKYOL Maserasyonu bitmiş bir numunenin Mtgasporları etüd edilecekse 3 numune binoküler altına konarak raslanan bütün Spor ve Pollenlerin tip ve espes tâyinleri yapılır. Tip ve espeslerin sayım ile yüzde oranlan bulunur. Eğer mikrosporları etüd edilecekse, maserasyonu yapılmış numuneden bir damla3 bir lâm üzerinde eritilmiş az miktarda jelâtinli gliserin içine katılarak^ üzeri bir lamelle örtülür« Sonra da binoküler mikroskop altında tip ve espes tâyinleri yapılıp3 yüzde oranları bulunur. Bulunan bu istatistik neticeler çok mühimdir. Palinolojinin botanik çehresi Spor ve Pollenlerin tâyininde tebarüz etmektedir. Fakat sayım yapılarak elde edilen istatistik sonuçlar,, stratigrafik birçok önemli problemlerin çözümüne yarayıp3 bilhassa kömür işletmeciliklerinde ve petrol jeolojisinde kıymetli neticeler vermektedir. Burada ise Palinoloji tamamen tatbikî bir yön kazanmaktadır. Fosilleşmiş Spor Te Pollenlerin botanik tâyinlerinde, Palinolojinin yaptığı bütün- ilerlemelere rağmen,- henüz önemli müşküllerle karşılaşılmaktadır » Bunun başlıca iki sebebi yardır ı — Aktüel Spor ve Pollenlerin etüdleri büyük sayıda literatüre konu olmuş ve gün geçtikçe daha çok sayıda Spor ve Pollenin morfolojisi (EXINE'in dış yapısı) tâyin ve tarif edilmiştir. Bu alanda bilhassa G9 ERDTMAN'm çalışmaları zikre değer. Bütün bu çalışmalara rağmen f yeryüzündeki bütün bitkilerin Spor ve Pollenlerinin etüdü bitmiş değildir» Bu sebepten fosil sporomorflarm aktüel sporomorflarla sıhhatli bir şekilde karşılaştırmalarının yapılması mevzuubahis olamaz, — Bilhassa Karboniferde yaşamış birçok bitki zamanımıza kadar devam edememişlerdir» Ancak fosillerinden tanınan bu bitkiler, çok ender olarak sporanjı daha üzerinden düşmeden fosilleşebilmislerdir. Sedimanlar içinde bitki ile bu bitkinin Spor veya Pollenine ayrı ayrı raslanmaktadır« Bir sediman içinde bulunan her hangi bir Spor veya Pollenin^ aynı sediman içinde bulunan fosil bitkilerinden hangisine ait olduğunu söyliyebilmek, yani bir sporomorf- bitki korelâsyonu yapmak imkânsızdır. Bu alanda yapılan çalışmalar şimdiye kadar tatmin edici bir netice vermemiştir. Bu sebeplerden dolayı, fosil Spor ve Pollenleri aktüel botanik sınıflandırma çerçevesi içinde etüd etmemek lâzımdır«, Spor ve PALlNOLOJÏ NEDİR VE TATBİKATI 67 Pollenlerin botanik etüdü, morfolojilerine dayanan bir sınıflandırma dahilinde mümkündür. Paleozoik, Mesozoik ve Tersiyerde bulunan Spor ve Pollenler çok çeşitli morfolojik şekiller arzettiğinden. Paleozoik, Mesozoik ve Tersiyer Spor ve Pollenlerinin ayrı ayrı sınıflandırmaları mevcuttur. Fakat şunu da söylemek icabeder ki, bu sınıflandırmalar yönünden Paleozoikin üst limiti Liasa ve Tersiyerin alt limiti Kretase, hattâ üst Jurasike kadar uzanabilir. Bu konuda zikredebileceğimiz dikkati en çok çeken çalışmalar R. POTONIÉ, İBRAHİM, LOOSE, R, P, WODEHOUSE, F. THIERGART, G. ERDTMAN, P*W. THOMSON ve H* PFLUG'un çalışmalarıdır. Palinoloj inin tatbikatı Bir numunenin palinolojik etüdü yapılırken, botanik determinasyonların yanında istatistik sayımların da yapıldığını belirtmiştik. Etüdü yapılması istenen bir jeolojik tabaka alttan üste doğru 10-20 veya 30 cm lik (linyit damarlarında bu rakam daha da büyüyebilir) seviyelere ayrılarak, her seviyeden bir numune alınır. Her seviyenin istatistik neticeleri elde edilir. Bir tek seviyenin istatistik tablosuna POLLÎNİK SPE TRA ismi verilmektedir. Birçok seviyeye bölünmüş bir tabakanın pollinik spektralarını üst üste koyarak o tabakanın POLLÎNÎK DİYAGRAM'! elde edilir. Bu diyagramlar sayesinde : A, Botanik — Floranın coğrafi dağılımı — Espeslerin migrasyonu — Floranın evolüsyonu — iklim hakkında fikir edinilebildiği gibi, B. Stratîgrafik yönden — Yaş tâyini —- Kömür damarının idantifikasyonu — Damar korelâsyonları G. Sedimanlarm etüdü yapılabilir. Yaş t â y i n i her Spor ve Pollen tip ve espesinin düşey dağılımlarının etüdü, KÖMÜR DAMARLARININ İDANTİFİKASYONU ise3 etüdü yapılan sahadaki3 gerek galeri ve gerek sondajlarla ula68 Erol AKYOL şılabilen bütün damarların pollinik diyagramlarının çıkarılması ile mümkündür. Damar korelâsyonları En sıhhatli damar korelâsyonları birbirine yatay uzaklıkları 5-6 km yi geçmiyen damarlar arasında yapılmış korelâsyonlardır. — Rüzgârlarla dağılan Spor ve Pollen tip ve espesleri birbirlerine iyice karıştığından, belli bir sedimanm, belli bir seviyesinden alınacak her numuneden elde edilen istatistik neticeler aynıdır. Meselâ, kalınlığı 1 metre olan bir kömür damarının 40 ve 50 nci santimetreleri arasında kalan 10 cm lik seviyesinin etüdünde elde edilen pollinik spektra, bu damarın yatay her noktasında, seviye değişmemek şartı ile, aynı kalır. Fakat yatay uzaklığın 5-6 km yi geçmemesi lâzımdır. — Spor ve Pollen tip ve espesleri bir evolüsyona tabi olduklarından, pollinik spektralar seviyeden seviyeye değişir. Damar korelâsyonlarında bu mühim noktalar gözönünde tutulur. Pollinik diyagramları birbirine uyan damarlar aynı zamanda teşekkül etmiş damarlardır. Sedimanlarm etüdü 1. Turblar, Kuaterner killer, göl kalkerleri. — Bu tip sedimanların palinolojik etüdü sayesinde Kuaternerde vâki olmuş iklim değişiklikleri ve bu değişikliklerin doğurduğu neticeler tesbit edilmiştir. 2. Buzullar. — Alp buzullarının palinolojik etüdleri, buzulların stratigrafisi yer değiştirmeleri ve taşıdıkları morenler hakkında kıymetli endisler verir. 3. Linyitler. — Linyit palinolojik etüdleri bilhassa Almanya'da çok ilerlemiş ve işletmecilikte çok kullanılmıya başlamıştır. Stratigrafik röper, damar tâyinleri ve korelâsyonlar, işletmede açılacak galerilerin randımana en elverişli bir şekilde çizilecek yönünü belirtmek bakımından çok ehemmiyetlidir. 4. Taşkömürleri. — Linyit işletmeciliğindeki problemler burada da tebarüz etmektedir. Karboniferdeki damar sayısının fazla olması, damar tâyin ve korelâsyonlarını güçleştirmekte, fakat bu alanda Palinolojinin çok büyük faydaları dokunmaktadır. PALİNOLOJt NEDİR VE TATBİKATI é9 5» Tuzlu sedirnanlar. — Tuzlu seclimanlarm etüdlerinde özel maserasyon metodları olması sebebi ile maserasyon tekniğİBİn bulunması gecikmiş ve bunda ancak 1953 yılında w» KLAUS muvaffak olmuştur. Bu sebepten dolayı, tuzlu sedimanlarm palinolo jik etüdleri ancak şu son yıllarda hızlanmjş«, Alp^lerdeki Trias formasyonları ile Alman ZECHSTEIN tuzlarının ve Hindistan ile Avustralya'daki GONDWANA formasyonlarının pollinik diyagramları birbirine benzer çıkmıştır. 6. Yağ, asfalt ve bitürnler» — w, KLAUS5un çalışmalarına göre3 bu tip sedimanlarm palinolojik etüdlerinden^ yaş tâyiıli problemi hariç, jenez, migrasyon, porozite, perméabilité j roblemleri çözüm bulmaktadır. BİBLİYOGRAFYA AKYOL, E. (1963) : Etude palynologique de cinq veines de Houille de Gelik et de deux veines de lignites de Soma, Thèse de 3g cycle, Université de Lille. ALPERN, B. (1959) : Contribution à l'étude palynologique et pétrographique des charbons français. Thèse d'Etal* Paris« ARTÜZ, S. (1957) : Zonguldak bölgesindeki Alimolla, Sulu ve Büyük kömür damarlarının sporolojik etüdü, İst. Üniv* Fen Fak. Monog^ İstanbul* DELGOURT; MULLENDERS & PIER ART (1959) : La préparation des spores et des grains de pollen actuels et fossiles. Soc. Nat» Belge? T6 40 3 Bruxelles» ERDTMAN, G. (1943) : An introduction to pollen analysis, Publ Chronica Botanika Company, U9S*Ae ERGÖNÜL, Y, (1960) : The palynological investigation of Garboniferous coal measures in the Amasra basin, M>T.A» Bulln no, 55, pp9 55-63, Ankara. İBRAHİM (1933) : Sporenformen des Agirhorizentes des Ruhrreviers, Diss* Berlin« KONYALI, Y. (1963) : Contribution à l'étude des Microspores du bassin houiller d*Amarra (Secteur Sud)« Thèse de 3e cycle^ Université de Lille« PONS : Le Pollen. Collection «Que sais-je?» No* 783, Presse Universitaire, Paris, POTONIÉ, R. (1956) : Synopsis der Gattungen der Sporae Dispersae. I. Beih Geol. Ja. 23, Hannover,, (1958) : Synopsis der Gattungen der Sporae Dispersae9 IL BeiL GeoL Jh, 31, Hannover, 70 Erol AKYOL POTONIÉ, R. (1960) % Syno sis der Gattungen der Sporae Dispersae, Beil. GeoL Jb. 39, Hannover. SITTLER, G. (1954) : Palynologie et Stratigraphie. Revue de VI.F.P., voL 9, pp. 367-375, Paris. (1955) : Méthodes et techniques physico-chimiques de préparation des sédiments en vue de leur analyse pollinique* Revue de VI.F.P*, vol. 10, pp. 103-114, Paris. THOMSON, P,Wa & PFLUG, H. (1953) : Pollen und Sporen des Mitteleuropäischen Tertiärs, Palaeontographica, Abt, B, Bd. 91, Stuttgart. YAHŞIMAN, K* (1961) ı Palinological study of Paleozoic coals in Turkey« CENTO, Symposium on Coal held in Zonguldak, pp. 133-139, Ankara

http://www.biyologlar.com/palinoloji-nedir-ve-tatbikati

ENERJİ ÇEŞİTLERİ

NÜKLEER ENERJİ Bir elementin kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük parçasına atom denir. Nükleer enerji atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunu elde edilen bir enerji türüdür. Atom çekirdeklerinin parçalanması ile büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Atom çekirdeğinin zorlanmış olarak parçalanması (Fisyon) ve Atomik parçacıkların birleşme reaksiyonu (füzyon) tepkimeleri ile elde edilen bu enerjiye "çekirdek enerjisi" veya "nükleer enerji" adı verilmektedir. Nükleer reaktörler nükleer enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir. Temel olarak fisyon sonucu açığa çıkan nükleer enerji nükleer yakıt ve diğer malzemeler içerisinde ısı enerjisine, bu ısı enerjisi de kinetik enerjiye ve daha sonrada jeneratör sisteminde elektrik enerjisine dönüştürülür. Nükleer santrallarda kullanılan yakıtın temin edilmesinde ve saklanmasında avantajları bulunmaktadır, 1000 MWe üreten bir nükleer santral her yıl yaklaşık 30 ton (7 m3) yakıt tüketir. Nükleer santrallerde kullanılan yakıtlar, 10-20 yıl süre ile santral sahasında saklanacaklardır. Bu dönemde aktivitelerinin %98'inden fazlasını kaybedeceklerdir. Asıl sorunu oluşturan uzun ömürlü radyoaktif maddeler de camlaştırılacak, camlaştırılan bu maddeler de kademeli koruma mantığı çerçevesinde kurşun, beton ve korozyona dayanıklı kaplar içine konulacak, bu kaplarda jeolojik olarak kararlı bölgelerde yerin yaklaşık 1.000 m altında hazırlanacak beton zırhlı galerilerde saklanacaktır. Fosil yakıtlı, özellikle kömür santrallerin, çevre etkisi nükleer santrallerle kıyaslanamayacak ölçüde olumsuzdur. Tam tersine, nükleer santraller, çevre etkisi bakımından tercih edilmesi gereken bir seçenektir, normal işletme koşulları altında çalışan nükleer reaktörler, dışarıya verebilecekleri en fazla radyoaktivite, normal doğal radyasyon seviyesinin %0,1-1'i ile sınırlandırılmıştır, pratikteki durum ise bu sınırların altındadır. Diğer yandan nükleer enerjinin çevreye verdiği etki az olmasına rağmen Çernobil patlaması sonucu oluşan atıklar binlerce insanın ölmesine, binlerce insanın sakat kalmasına yıllarca onarılamayacak çevre felaketlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu tür karşılaştırmalar yapılırken olağan dışı durumlarda göz önünde bulundurulmaldır. Elektrik enerjisi arz ve talep projeksiyonlarına bağlı olarak, 2015 yılından başlayarak yaklaşık 5.000 MW gücünde nükleer santral kapasitesinin işletmeye alınması planlanmaktadır. Bu amaçla 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun (2007) çıkartılmıştır. Nükleer güç santrallerinin kurulmasına ilişkin süreç devam etmektedir. Ülkemizde Mersin-Akkuyu'da kurulması planlanan Türkiye'nin ilk nükleer santralinin lisansı alınmış olup, Sinop için lisanslama çalışmaları devam ettiği bildirilmektedir. Dünyada işletmede olan santralların sayısı 442 adet olup bu işletmelerin net gücü: 356.746 MW(e) dir. Bu nükleer santrallerden üretilen Toplam Enerji 2544 Twsaattir. Üretilmiş olan bu nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16 durumundadır. Dünyada inşa halindeki santralların sayısı 35 adettir. Dünya elektrik enerjisi üretiminin %80'inin yenilenemeyen kaynaklardan, %19'u ise hidrolik kaynaklardan sağlanmakta, rüzgar, güneş, jeotermal, biokütle gibi yenilenebilir kaynakların payı ise %1’in altında kalmaktadır. HİDROJEN ENERJİSİ Güneş ve diğer yıldızların termonükleer tepkimeye vermiş olduğu ısının yakıtı hidrojen olup, evrenin temel enerji kaynağıdır. Hidrojen bilinen tüm yakıtlar içerisinde birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahiptir İçinde bulunduğumuz yüzyıl içerinde önem kazanan ve bu yüzyıla damgasına vuracak olan enerji türü hidrojendir. Hidrojen kullanım verimi yüksek olan bir yakıt türüdür. Çevre dostudur. Teknolojik gelişim, çevre etkisini de içeren effektif maliyetinin diğer yakıtlardan düşük olmasını sağlar duruma gelmiştir. Hidrojenin kullanılmasını gerektiren başlıca iki neden ömen kazanmaktadır. Bu nedenlerden biri fosil yakıtların yanma emisyonu sonucu açığa çıkan karbon dioksitin yarattığı çevre sorunudur. Diğer neden ise petrol ve doğal gaz gibi akışkan hidrokarbonların bilinen üretilebilir rezervlerinin günümüzde her geçen gün azalma ve ihtiyaca cevap vermeme nedenidir. Isı ve patlama enerjisi gerektiren her alanda kullanımı temiz ve kolay olan hidrojenin yakıt olarak kullanıldığı enerji sistemlerinde, atmosfere atılan ürün sadece su veya su buharı olmaktadır. Hidrojen petrol yakıtlarına göre ortalama %33 daha verimli bir yakıttır. Hidrojenden enerji elde edilmesi esnasında su buharı dışında çevreyi kirletici ve sera etkisini artırıcı hiçbir gaz ve zararlı kimyasal madde üretimi söz konusu değildir. Hidrojen enerjisinin diğer yakıtlardan yaklaşık üç kat pahalı olarak üretilmesi nedenil ile maliyet düşürücü teknolojik gelişmelerle daha ucuza mal edilmesi kullanımının yagınlaşmasına neden olacaktır. Diğer yandan günlük veya mevsimlik periyotlarda oluşan ihtiyaç fazlası elektrik enerjisinin hidrojen olarak depolanması günümüz için de geçerli bir alternatif olarak değerlendirilmelidir. Şu anda dünyada her yıl 50 milyon ton hidrojen üretilmekte, depolanmakta, taşınmakta ve kullanılmaktadır. En büyük kullanıcı payına kimya sanayi, özellikle petrokimya sanayi sahiptir. Son yıllarda hidrojenle çalışan değişik motorlar üretilmiş olup; otolara, otobüslere uygulanarak denemeler yapılmıştır. İçten yanmalı motorlarda yakıt olarak hidrojen kullanılabilmekte, bunlar çoğunlukla enjeksiyonlu motorlardan oluşmaktadır. Son yıllarda hidrojen/benzin ve hidrojen/doğal gaz sistemli Otto motoru gibi düzenlemeler ortaya çıkarılmıştır. Hidrojen yakıtı araçlara sıvılaştırılmış biçimde veya metalik hidrid biçiminde uygulanmaktadır. Yakıtın zehirliliği, yanma ürünlerinin zehirliliği, diffüzyon katsayısı, ateşleme enerjisi, patlama enerjisi, alev emissivitesi gibi faktörlere göre yapılan emniyet değerlendirmesi açısından, hidrojen en emniyetli yakıtlardan biridir. Hidrojenin emniyet faktörü 1 iken, benzinde 0.53 ve metanda 0.80 olmaktadır. Kısacası benzin ve doğal gaz hidrojene göre tehlikeli yakıtlardır. Kömür 1) Taşkömürü, taşkömürü briketleri, taşkömürü koku, 2) Linyit kömürü, linyit kömürü briketi, 3) Turb briketi, turba, 4) Antrasit, 5) Asfaltit. Kükürt içeriği yüksek olan kömürden elde edilen briket kömürlerin kullanıldığı yakma tesislerinde, yakıtta yapılan özel önlemler sonucu bacadan atılan kükürt dioksit (SO2) konsantrasyonu, toplam kükürt içeriği kuru bazda ağırlıkça maksimum %1,0 olan briket kömürün yanması sonucu bacadan atılan kükürt dioksit (SO2) konsantrasyonuna eşdeğer ise bu briket kömürler ısınmada kullanılabilir. Briket kömürlerin kullanıldığı soba ve kazanlara ait deneyler akredite olmuş veya Bakanlıkça uygun görülen laboratuvarlarda yaptırılır ve belgelendirilir. Odun, Odun Türevi ve Diğer Biokütle Yakıtları 1) Mangal-odun kömürü, mangal-odun kömürü briketi, 2) Kabuğu dahil minimum altı ay doğal halde bırakılmış parça odun, yarılmış odun, kıyılmış odun ile çalı çırpı ve takoz şeklindeki odun, 3) Doğal halde minimum altı ay bırakılmış parçalı olmayan odun, örneğin testere unu, talaş, zımpara tozu veya kabuk şeklinde, 4) Odun briketi şeklinde doğal halde minimum altı ay bırakılmış odundan elde edilen preslenmiş odun veya eşdeğer odun peleti (topağı) veya eşdeğer kalitede doğal halde bırakılmış odundan elde edilmiş diğer preslenmiş odun, 5) Odun koruyucu madde sürülmemiş veya odun koruyucu madde içermeyen boyalı, cilalı, kaplamalı odun ile bundan kalan artıklar ve halojen-organik bağlayıcı madde içermeyen kaplamalar, 6) Odun koruyucu madde sürülmemiş veya odun koruyucu madde içermeyen kontrplâk, talaşlı plaka, elyaflı plaka ile bunlardan kalan artıklar ve halojen-organik bileşikler içermeyen kaplamalar, 7) Saman, prina, mısır koçanları, pamuk sapları, sebze sapları, fındık kabuğu, ayçiçek ve pirinç kabukları ve sapları, meyve çekirdeği kabukları gibi maddelerden elde edilmiş briketler, Gaz Yakıtlar Hava gazı, doğalgaz, sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG), hidrojen, biyogaz, arıtma gazı, kok fırını gazı, grizu, yüksek fırın gazı, rafineri gazı ve sentetik gazlardır. Gaz yakıtların içindeki kükürdün hacimsel oranı % 0.1’i geçemez. Kullanılması Yasak Maddeler: Petrol koku, mineral yağ, araba plastiği parçaları, lastik, tezek, katı atıklar ve tekstil artıkları, kablolar, ıslak odun, boyalı odun, plastikler, ev eşyaları ve yemek atıkları gibi evsel atıklar, özel atıklar, tıbbi atıklar, asfalt ve asfalt ürünleri, boya ve boya ürünleri ile fuel-oil kaplarının ısınma amacıyla yakılması yasaktı

http://www.biyologlar.com/enerji-cesitleri

Ağaçkakan ( Picinae)

Ağaçkakan, Picinae (ağaçkakanlar) alt familyasını oluşturan ağaçların kabuklarını gagalayarak altlarında gizlenmiş tırtıl ve böceklerle beslenen, sivri gagalı hoş renkli kuş türlerinin ortak adı. Ayakları dörder parmaklıdır. İkisi öne ikisi arkaya yönelmiştir. Keskin ve çengelli tırnaklarıyla ağaç gövdelerine sımsıkı tutunur. Dik ve sivri tüylerden meydana gelen, kıvrılmayan güçlü kuyruğunu da destek olarak kullanır. Kısa sıçramalarla ve hızla ağaç gövdelerine tırmanırlar. Renkleri çeşitli olup, boyları cinslerine göre 9 ile 50 cm arasında değişir. Çok ürkek olduklarından tenha orman, park ve bahçeleri tercih ederler. Çoğunlukla ağaçlarda gagaları ile oydukları yuvalarda barınırlar Ağaçkakanların boyun kasları çok gelişmiştir. Beyinleri, güçlü kafatası kemikleriyle örtüldüğünden, gagalarıyla yaptıkları darbe sarsıntılarından korunurlar. Uzun, sert ve kuvvetli gagalarını bir keski (iskarpela) gibi kullanarak, ağaç kabuklarını didiklerler. Kabukların altında yaşayan tırtıl ve böcekleri bulup yerler. Ağaçkakanların dili uzun ve solucana benzer olup, hızla, gaga ucundan daha uzağa uzanabilir. Dilin dibi, ileri gidip gelebilen kıkırdaklı bir kısma bağlıdır. Bunun sayesinde dil rahatça ileri uzanıp çekilebilir. Ucu yapışkan ve kancalı olan dili ile, tırtıl ve böcekleri zıpkınlayarak kabuk altındaki galerilerinden çekip alırlar. Bazı çeşitlerinin dil ucunda ince, sert, dikencikler de vardır. Ağaçkakan, gagasıyla ağaç gövdesine belli aralıklarla vurur. Yansıyan sesleri değerlendirerek kabuğun hangi noktasında tırtıl bulunduğunu keşfeder. Böylece boşuna delme zahmetinde bulunmaz. Ağaçkakanların kabuk altlarındaki böcekleri görmeden yerlerini kesin olarak tespit edebilmeleri merak konusudur. (AĞAÇKAKAN: Ağaçkakan, yuvasını ağaç gövdesine oyduyu boşluğa yapar.Yuvanın büyüklüğü ağaçkakan türüne göre değişir.Küçük türler daha küçük yuvalar yaparlar.Bu yuvalar boşaldığında, içlerine mavi kuş, baştankara ya da sıvacıkuşu gibi başka kuşlar yerleşir.) Eşleşme devrelerinde kuru ağaç dallarını gagalayarak çıkardıkları tik-taklarla karşı cinslerini çağırırlar. Dişileri, 2-3 adet beyaz yumurta yumurtlarlar.Erkek eş gelir ve bu yumurtaları döller. Eşler, 16-18 gün kadar sırayla kuluçkaya yatar. Yavruların bakımıyla daha çok erkek ağaçkakan ilgilenir Ağaçlara zarar veren tırtıl, böcek ve kurtçukları yedikleri için çok faydalı olan bu hayvanlar, ilkbaharda yeşeren ağaçların kabuklarını odun kısımlarına kadar çember şeklinde didiklerler. Bu da ağaçların kurumasına sebep olduğundan, bahçıvanlar tarafından kovalanırlar. Bu kuşların bir de ceviz, badem gibi sert kabuklu ve iri taneli meyveleri ağaçların, kabuk çatlaklarına sıkıştırıp sonra da içlerini yemek gibi adetleri de vardır. Kutuplar, Avustralya, Madagaskar ve Okyanusta'ki birkaç ada hariç, dünyanın her yerinde yaşar Oymak : Dendropicini Dendrocopos Dendropicos Dryocopus Melanerpes Picoides Sphyrapicus Veniliornis Xiphidiopicus Oymak : Malarpicini Campethera Celeus Colaptes Dinopium Geocolaptes Hemicircus Meiglyptes Mulleripicus Piculus Picus Oymak : Megapicini Blythipicus Campephilus Chrysocolaptes Gecinulus Reinwardtipicus Sapheopipo

http://www.biyologlar.com/agackakan-picinae

Sebze Zararlıları Nelerdir

Bezelye tohumböceği ( Bruchus pisoru ) Bakla tohumböceği ( Bruchus rufimanus ) Mercimek tohumböceği ( Bruchus lentis ) Ortadoğu mercimek tohumböceği ( Bruchus ervi ) Akdeniz mercimek tohumböceği ( Bruchus signaticornis ) Fasulye tohumböceği ( Acanthoscelides obtectus ) Börülce tohumböceği ( Callosobruchus maculatu ) Tütün beyazsineği ( Bemisia tabac ) Sera beyazsineği ( Trialeurodes vaporariorum ) Biber Galsineği ( Asphondylia capsici ) Sebzelerde Bozkurt ( Agrotis spp. ) Sebzelerde Danaburnu ( Gryllotalpa gryllotalpa ) Domates Pas Akari ( Aculops lycopersic ) Enginar Kurdu ( Phragmacossia albid ) Enginar Yaprak Böceği ( Sphaeroderma rubidu ) Havuç Sineği ( Psila rosae ) Kapsül Kurtları ( Etiella zinckenella ) Kapsül Kurtları ( Lampides boeticu ) Karpuz Telliböceği ( Henosepilachna elaterii ) Kavun Kızılböceği ( Rhaphidopalpa foveicolli ) Kavun Sineği ( Myiopardalis pardalin ) İki noktalı kırmızıörümcek ( Tetranychus urtic ) Pamuk kırmızıörümceği ( Tetranychus cinnabarinus ) Atlantik akarı ( Tetranychus atlanticu ) Mercimekte Kökbiti ( Smynthurodes betae ) Mercimekte Kök Koşnili ( Porphyrophora polonica ) Lahana Göbekkurdu ( Hellula undalis ) Lahana Galböceği ( Ceutorrhynchus pleurostigm ) Lahana Kelebekleri ( Pieris brassicae ) Lahana Kelebekleri ( Artogeia (=Pieris) rapae ) Lahana Kelebekleri ( Artogeia (=Pieris) nap ) Lahana Kokuluböceği ( Eurydema ornatum ) Lahana Sineği ( Delia brassicae ) Lahana Yaprakgüvesi ( Plutella xylostella = Plutella maculipenni ) Mantolu Böcek ( Amicta oberthuri ) Mercimek Hortumlu Böceği ( Sitona crinitus ) Nohut Yapraksineği ( Liriomyza cicerina ) Sebzelerde Pamuk Yaprakkurdu ( Spodoptera littoralis ) Patates Böceği ( Leptinotarsa decemlineata ) Patates Güvesi ( Phthorimaea operculella ) Piskokulu Yeşilböcek ( Nezara viridul ) Sebzelerde Sari Çay Akari ( Polyphagotarsonemus latu ) Soğan Psillidi ( Bactericera tremblay ) Soğan Sineği ( Delia antiqua ) Sebzelerde Telkurdu ( Agriotes spp. ) Tütün tripsi ( Thrips tabaci ) Çiçek tripsi ( Frankliniella occidentalis ) Tohum Sineği ( Delia platura ) Toprak Pireleri ( Phyllotreta spp. ) Toprak Pireleri ( Epithrix hirtipennis ) Pamuk yaprakbiti ( Aphis gossypii ) Bakla yaprakbiti ( Aphis fabae ) Şeftali yaprakbiti ( Myzus persicae ) Patates yaprakbiti ( Macrosiphum euphorbiae ) Yaprak Galeri Sinekleri ( Liriomyza trifolii ) Yaprak Galeri Sinekleri ( Liriomyza bryoniae ) Yaprak Galeri Sinekleri ( Liriomyza huidobrensis ) Yaprak Galeri Sinekleri ( Phytomyza horticol ) Sebzelerde Yeşilkurt ( Heliothis armigera ) Sebzelerde Yeşilkurt ( Heliothis viriplaca =Heliothis dipsacea ) Pirasa Güvesi ( Acrolepiopsis assectell ) Dut Kımılı ( Dolycoris baccarum ) Baklagil Pentatomidi ( Piezodorus lituratus ) Yonca Hortumlu Böceği ( Hypera variabilis ) Korunga Çadir Tirtili ( Cymbalophora rivularis ) Korunga Kök Kurdu ( Bembecia scopiger )

http://www.biyologlar.com/sebze-zararlilari-nelerdir

Hayvanlarda Etolojik Karakterler

Etolojik yani davranış karakterleri taksonomik karakterlerin en önemlilerinden biridir. Gerçekten davranış karakterleri, yakın ve özellikle sibling specieslerde morfolojik karakterlerden daha fazla önem kazanır. Ancak davranış karakterlerinden yararlanabilmek için mutlaka canlı örnekler üzerinde çalışmak gerekir. Kurutulmuş böcek örnekleri üzeride bu karakterlerin kullanılamayacağı açıktır. Bazı davranışlar, böceğin belirli biyolojik dönemlerinde veya günün belirli bir saatinde ortaya çıkabildiği için bu konuda devamlı inceleme yapma zorunluluğu vardır. Bazı davranışların incelenmesi için özel aletlere de gereksinim duyulur. 1. Ses çıkarma Son yıllarda duyarlı ses alıcı araçlarının gelişmesi ses çıkarma davranışının taksonomideki önemini büyük oranda arttırmıştır. Sonagraf adı verilen aletler yardımıyla çeşitli canlılar tarafından çıkarılan sesler grafik haline dönüştürülmekte, bu grafiklerin kıyaslanmasıyla da canlıların tanımı yapılabilmektedir. Kuzey Amerika’da Grylidae familyasına bağlı 40 kadar türün bu yolla teşhisi mümkün olmuştur. Bu konuda çalışmalar Cicadidae familyası türleri üzerinde de yapılmaktadır. Örneğin Lyrestes cinsine bağlı üç türün çıkardığı seslerle ilgili grafikler Şekil 8’de verilmiştir. 2. Işık verme Özellikle Lampridae türlerinin birbirlerine son derece benzemesi nedeniyle türlerin ayrılmasında ışık verme durumları önem kazanır. Işık verme süresinin uzunluğu, ışığın şiddeti, 2 ışık verme zamanları arasındaki fark vs.’ye bakarak türler arasındaki farklar belirgin olarak ortaya çıkar. Aynı durum Celeoptera takımının Elateridae, Homalisidae, Telegeusidae, Phengodidae; Homoptera takımının Fulgoridae familyasına bağlı Fulgora laternaria; Diptera takınının Mycetophilidae ve Collembola takımının Poduridae, Onychiruridae familyalarında da görülür. 3. Çiftleşme şekli Çiftleşme şekli bazı canlılarda taksonomik karakter olarak kullanılabilir. Örneğin, bazı Gastropoda türlerinde çiftleşme çok ilginç olup, onların tanınmalarında çok önemli rol oynar. Hatta sümüklüböceklerden Limax cinsine bağlı türlerin çoğu çiftleşme şekillerine bakmak suretiyle birbirlerinden ayrılabilmektedir. 4. Yumurta bırakma Genellikle böceklerin kendilerine özgü yumurta bırakma şekilleri vardır. Bazı böceklerin yumurta bırakma şekline bakılmak suretiyle büyük olasılıkla cins, bazı hallerde de tür düzeyinde bunları tanımak mümkün olabilmektedir (Şekil 10). Örneğin, Malacosoma cinsine bağlı türler yumurtalarını konukçu bitkilerin dallarına çepeçevre bir yüksük halinde bırakırlar. Bu yüzden bunlara “yüksük kelebekleri” veya ‘bülbül gözyaşı kelebeği” denilir. Güney ve Güneydoğu bölgesi bağlarında sürgünler içinde gömülmüş olarak yumurtalara rastlanırsa bu tür büyük bir olasılıkla Klapperichicen viriddismia’dır. Mantidae, Blatellidae ve Blattidae yumurta paketlerinin (ootheka) şekli ve bırakıldığı yerler türlere özgü karakterlerdir. 5. Zarar şekli Her türün kendine özgü bir zarar şekli vardır. Bu zarar şekline göre cins düzeyinde ve birçok durumda da tür düzeyinde teşhis yapmak mümkün olabilmektedir. Meydana gelen zarar şekline bakmak suretiyle etmeni saptama, simptomotoloji (=simptomları inceleyen bilim dalı)’nin konusudur. Özellikle uygulamalı entomoloji ve taksonomi alanında çalışan araştırıcıların simptomları çok iyi bilmesi bir zorunluluktur. Aşağıda bazı tipik simptomlar ve etmeni olan böceklere örnekler verilmiştir (Şekil ). Bazı böcek türlerinin teşhisleri sadece zarar şekillerine bakmak suretiyle yapılır. Örneğin, yaprağın iki edidermisi arasında galeri açarak zarar yapan Agromyzidae türlerinin teşhisi galeri şekillerine göre yapılır. Bundan başka orman ağaçlarının kabukları altında galeri açarak zarar yapan Scolytidae türlerinin teşhisi galerin şekline göre yapılır. 6. Yuva yapma Hymenoptera takımına bağlı Anthidium ve Dianthidium cinsleri birbirine son derece benzeyen türleri kapsar. Bu cinsi ayırmak, yuva şekillerine bakmak suretiyle mümkün olabilmektedir. Bunlardan Anthidium cinsine bağlı türlerin yuvaları pamuğumsu bitki liflerinden, Dianthidium türlerinin yuvaları ise reçine, kum, küçük taş parçalarından yapılmıştır. Yuva ağızları ve sistemleriyle, termitlerin toprak üstünde meydana getirdiği tepecikler türlere özgü olup, bunların tanınmalarında önemli rol. Yine kuşların ve bazı böceklerin yaptıkları yuvaların şeklinden bunların tür teşhisleri yapılabilmektedir. Ayrıca çeşitli örümcek, akar ve tırtılların ağ yapma şekilleri sınıflandırmanın çeşitli düzeylerinde yararlanılabilen karakterlerdendir. Örneğin, Euproctis chrysorrhoea, Thaumetopoea pityocampa, Hyponomeuta spp. ve Anagasta kuehniella ağları türe özgü oluşuklardır. Trichoptera larvalarının ve bazı Lepidoptera larva ve pupalarının muhafaza edildiği torbaların biçin ve yapıları bunların tanınmalarında çok önemlidir. Trichoptera larvalarının içinde barındıkları torbaların yapılmasında kullanılan meteryal bile bunların tanınmasına yardımcı olmaktadır. 7. Biyolojik davranışlar Kışlama, baharda ilk görünme vb. davranışlar da özellikle sibling türlerinin ayrılmasında kullanılan etholojik karakterlerdir. Örneğin, Melanaspis obscura’nin simpatrik 2 sibling türünden birincisi henüz yerleşmiş aktif nimf döneminde kışladığı halde, II. tür 2. dönem nimf halinde kışlar.

http://www.biyologlar.com/hayvanlarda-etolojik-karakterler

Mikroorganizma hakkında bilgi

Bir mikroorganizma (Yunanca mikrós; "küçük" ve ὀργανισμός, organismós; canlı "organizma"'dan gelmektedir.) veya mikrop (genellikle çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük anlamında) mikroskobik bir organizmadır. Mikroorganizmaları inceleyen, Anton van Leeuwenhoek'un kendi tasarımı olan bir mikroskop kullanarak 1675'de mikroorganizmaları keşfetmesi ile başlayan bilim dalına mikrobiyoloji denir.Mikroorganizmalar çok çeşitlidir. Bu tanımlama bakterileri, mantarları, arkeaları, protistleri, mikroskobik bitkileri (Yeşil algler denen); ve plankton, planarya ve Amoeba gibi mikro hayvanları da içine almaktadır. Bazıları virüsleri mikroorganizmaların içine dahil etse de, bunlar canlı olmayan olarak da kabul edilmektedir.  Mikrorganizmaların büyük kısmı tek hücreli olsa da, bu hepsine genellenemez çünkü bazı çok hücreli organizmalar mikroskobik olurken bazı tek hücreli protistler ve bakteriler, Thiomargarita namibiensis gibi makroskobiktir (çıplak gözle görülebilmektedir).Mikroorganizmalar, biyosfer'in akar su olan her yerinde, aynı zamanda okyanus tabanındaki sıcak su kaynaklarında, atmosferin üst tabakalarında ve yerkabuğunun iç kısımlarındaki kayaların derinliklerinde yaşamaktadır.Mikroorganizmalar, saprotrof olarak iş gördükleri için ekosistemlerin besin çemberinde çok önemlidirler. Bazı mikroorganizmalar azot tutabildikleri için, azot döngüsünün en değerli parçalarıdır ve son çalışmalar havadaki mikroorganizmaların yağış ve havanın oluşumunda etkili olabileceğini göstermektedir.Mikroplardan aynı zamanda biyoteknoloji ile hem geleneksel besin ve yiyecek hazırlama yöntemlerinde hem de genetik mühendisliğine dayalı modern teknolojilerde yararlanılmaktadır. Ancak patojenik mikroorganizmalar zararlıdır çünkü onlar milyonlarca insan, hayvan ve bitkinin ölümüne neden olacak şekilde diğer organizmalara girer onların içinde çoğalırlar.Tek hücreli mikroorganizmalar, yeryüzünde yaklaşık olarak 3-4 milyar yıl önce oluşmuş ilk canlı biçimleridir. Daha sonraki evrim süreci yavaştı ve yaklaşık olarak 3 milyar yıl boyunca Kambriyen öncesi devirde tüm canlılar mikroskobikti. Yani, dünya tarihinin büyük bir kısmında tek canlı biçimi mikroorganizmalardı. Trias döneminden beri mikroorganizmaların morfolojilerinin çok az değiştiğini gösterececek şekilde 220 milyon yıllık bir kehribarın içinde bakteri, algler ve mantarlar bulunmuştur.Birçok mikroorganizma, hızlıca yenilenebilir ve bakteriler gibi mikroplar, çok farklı türler arasında, konjugasyon,Transformasyon ve Transdüksiyon ile serbestçe gen transferi yapabilir.Yüksek bir mutasyon oranı ve gen çeşitlemesinin birçok başka yoluyla bitiştirilmiş olan bu yatay gen transferi, mikroorganizmaların hızla, yeni ortamlarda yaşayabilmelerine ve ortam baskılarına karşı direnmelerine (doğal seçilim yoluyla) evrim ile olanak sağlamaktadır. Bu hızlı evrim tıp açısından önemlidir, çünkü bu özellik mikroorganizmalarda antibiyotik direnci -modern antibiyotiklere karşı direnç geliştiren patojenik bakteriler geliştirmektedir.Mikrobiyoloji Öncesi17. yüzyılda keşfedilmeden çok yüzyıllar öncesinde mikroorganizmaların varolabilme olasılığı insanlar tarafından tartışılmıştı. Mikroorganizmalar hakkında ilk fikirler Romalı akademisyen Marcus Terentius Varro'nun MÖ 1. yüzyılda yayınlanan ve içinde çiftlikleri bataklık yanında kurulmaması ikazı barındıran Tarım Üzerine adlı kitabında yer almaktadır:“     …ve çünkü gözle görülemeyen, havada yüzen ve ağız ve burun yoluyla vücuda giren ve ciddi hastalıklara yol açan çok hızlı hareket eden tehlikeli yaratıklar vardır.   ”Bu ifade, eski zamanlarda insanların, hastalıkların gözle görülemeyen canlılar tarafından bulaştırılabilme olasılığının farkında olduklarını göstermektedir.İbn-i Sina, El-Kanun fi't-Tıb (1020) isimli eserinde vücut salgılarının enfekte olmadan önce vücut dışından kirli organizmalar tarafından kirletildiğini ifade etmiştir. Aynı zamanda tüberküloz ve diğer hastalıkların bulaşıcı olabileceğini savundu, bunların enfeksiyöz hastalık olduğunu söyledi ve yayılmalarını engellemek için karantina uygulattı.Büyük Veba Salgını14. yüzyıl'da Endülüs'e ulaşınca Ibn Khatima, bulaşıcı hastalıkların insan vücuduna giren küçük canlılar tarafından yayıldığını yazdı. Daha sonra 1546'da, Girolamo Fracastoro salgın hastalıkların, enfeksiyonu doğrudan veya dolaylı temas veya bazen çok uzun mesafelerde temas olmaksızın ileten taşınabilir tohum benzeri yapılar ile meydana getirildiğini ileri sürdü.Mikroorganizmaların varlığına dair tüm bu erken döneme ait iddialar doğal olarak tartışmaya açıktı ve veriye veya bilimsel araştırmaya dayanmıyordu. Mikroorganizmaların varlığı kanıtlanamamış, gözlemlenememiş ve 17.yüzyılın sonuna kadar doğru ve açık bir biçimde tanımlanamamıştı. Bunun nedeni şuydu tüm bu erken dönem iddialarını kanıtlamak için gerekeli olan mikrobiyoloji ve bakteriyoloji için en önemli aracından yoksundular: Mikroskop.Mikroorganizmaların keşfinin tarihiAnton van Leeuwenhoek kendi tasarımı olan bir mikroskop kullanarak, bu onu aynı zamanda ilk mikrobiyolog yapmıştır, gözlemleyen ilk kişidir. Bunu yaparak Leeuwenhoek biyolojiye en önemli katkılardan birini yyapmış ve mikrobiyoloji ve bakteriyoloji sahalarını açmıştır. (Bu arada, Robert Hooke canlı organizmaları gözlemlemek için mikroskobu ilk kullanan kişidir; 1665 tarihli Micrographia isimli kitabı bitki hücreleri tanımlamalarını içermektedir.)Leeuwenhoek'un 1675'de mikroorganizmaları keşfinden önce, üzümlerin nasıl şarap olduğu, sütün nasıl peynir olduğu ve besinlerin neden çürüdüğü bir gizemdi. Leeuwenhoek, bu süreçler ve mikroorganizmalar arasındaki ilişkiyi tespit etmedi ancak mikroskobu kullanarak, çıplak gözle görülemeyecek yaşam biçimleri olduğunu kanıtladı. Leeuwenhoek'un keşfi, Lazzaro Spallanzani ve Louis Pasteur'ün gözlemleri ile beraber uzun süredir egemen olan canlı olmayan maddelerin çürümesi sırasında yaşamın kendiliğinden oluştuğu inancını yıktı.Lazzaro Spallanzani mikroorganizmaların sadece hava ile teması olan etsuyunda çoğaldığını keşfetti. Aynı zamanda etsuyunu kaynatmanın onu mikroplardan temizlediğini de ve mikropları öldürdüğünü de keşfetti. Louis Pasteur, Spallanzani'nin bulgularını kaynatılmış et sularının havayla temasını sağlayarak geliştirdi; bir kısım etsuyunun havayla temasını sağlayan borularda dışardan küçük parçaların gelmesini engelleyecek bir filtre vardı ve bir kısım etsuyunun havayla temasını sağlayan borularda ise dışardan gelecek parçacıkların temasına engel olacak filtre yoktu. Etsuyunu önceden kaynatarak Pasteur deneyinin başında etsuyu içinde hiç mikroorganizma kalmadığını ortaya koymuştu. Pasteur'ün deneyinde filtre takılı olan etsularında herhangi bir canlı üremedi. Bu şu anlama geliyordu içinde mikroorganizma üreyen et sularına bu canlılar dışarıdan mesela toz üzerindeki sporlardan meydana geliyordu. Böylece Pasteur kendiliğinden oluş teorisini yıktı ve mikrop teorisini ortaya koydu.1876'da Robert Koch mikropların hastalık yapabileceğini ortaya koydu. Bunu şarbon hastalığına yakalanmış sığırların kanında çok miktarda Bacillus anthracisi tespit etmesiyle bulguladı. Koch aynı zamanda hastalık bulaşmış hayvandan aldığı küçük bir miktar kanı sağlıklı hayvana vererek şarbonun sağlıklı hayvanın hastalanmasını sağladığını gösterdi. Aynı zamanda bir besiyerinde bakteri üretebileceğini, bunu sağlıklı bir hayvana verebileceğini ve onun hastalanmasını sağlayabileceğini kanıtladı. deneylerine dayanarak, bir mikrop ve hastalık arasında mantıksal bir bağ kuran bugün Koch postülatları olarak bildiğimiz ilişki sürecini geliştirdi Bu postülalar her vaka için geçerli olmasa da bilimsel gelişmenin tarihinde önemli bir yer tutmaktadır ve bugün hala kullanılabilmektedir.Sınıflandırma ve yapıYaşamın üç temel üst aleminin ortak kökenini gösteren Evrim AğacıMikroorganizmalar gezegenimiz üzerindeki yaşamın taksonomisine ait herhangi bir yerde bulunabilir. Çoğu protistleri, bazı mantarları, aynı zamanda bazı mikro hayvanları ve bitkileri da içine alan belli sayıda ökaryotlar mikroskobik iken, bakteri ve arkeaların çoğunluğu mikroskobiktir. Virüsler, mikrobiyolojinin çalışma alanında olmasına rağmen, genellikle cansız sayılır ve dolayısıyla mikroorganizma olarak kabul edilmez.ProkaryotlarProkaryotlar ya da Prokaryota; bakteriler, mavi-yeşil algler, riketsiyalar, aktinomisetler, ve mikoplazmaların gruplarının dahil olduğu; gerçek çekirdek zarları ve membrana bağlı organelleri olmayan, fosfolipid barındıran hücre duvarı ve tek helezonlu DNA molekülü hücre içinde serbest halde bulunan mikroorganizmaları kapsayan canlılar üstalemdir. Halk arasında mikrop diye adlandırılan mikroorganizmalar, hücresel yapılı olanlar ve hücresel yapıda olmayanlar olmak üzere ikiye ayrılır. Hücresel yapıda olanlar Bakteriler, mantarlar, protistlerdir. Hücresel yapıda olmayanlar ise Virüsler, viroidler, prionlardır. Canlıların bilimsel sınıflandırması içinde çok çeşitli grupları içerdiği için genel geçer özellikler belirtmek zordur.BakterilerBakteriler tek hücreli mikroorganizma grubudur. Tipik olarak birkaç mikrometre uzunluğunda olan bakterilerin çeşitli şekilleri vardır, kimi küresel, kimi spiral şekilli, kimi çubuksu olabilir. Yeryüzündeki her ortamda bakteriler mevcuttur. Toprakta, deniz suyunda, okyanusun derinliklerinde, yer kabuğunda, deride, hayvanların bağırsaklarında, asitli sıcak su kaynaklarında, radyoaktif atıklarda büyüyebilen tipleri vardır. Tipik olarak bir gram toprakta bulunan bakteri hücrelerinin sayısı 40 milyon, bir mililitre tatlı suda ise bir milyondur; toplu olarak dünyada beş nonilyon (5×1030) bakteri bulunmaktadır, bunlar dünyadan biyokütlenin çoğunu oluşturur. Bakteriler gıdaların geri dönüşümü için hayati bir öneme sahiptirler ve gıda döngülerindeki çoğu önemli adım, atmosferden azot fiksasyonu gibi, bakterilere bağlıdır. Ancak bu bakterilerin çoğu henüz tanımlanmamıştır ve bakteri şubelerinin sadece yaklaşık yarısı laboratuvarda kültürlenebilen türlere sahiptir. Bakterilerin araştırıldığı bilim bakteriyolojidir, bu, mikrobiyolojinin bir dalıdır.ArkeaArkeler, Arkea (Yunanca αρχαία, "eskiler" 'den türetme; tekil olarak Arkaeum, Arkaean, veya Arkaeon), veya Arkebakteriler, canlı organizmaların bir ana bölümüdür.Yabancı literatürde bu gruptaki canlılar Archaea veya Archaebacteria, grubun tek bir üyesi ise tekil olarak Archaeum, Archaean, veya Archaeon olarak adlandırılırArkeler, Ökaryotlar ve Bakteriler, üç-saha sisteminin (İngilizce three domain system) temel gruplarıdır. Bakteriler gibi arkaeler de çekirdeği olmayan tek hücreli canlılardır, yani prokaryotlardır (prokaryotlar altı-alemli sınıflandırmada Monera olarak adlandırılırlar). İlk tanımlanan arkaeler aşırı ortamlarda bulunmuş olmalarına rağmen sonradan hemen her habitatta raslanmışlardır.Bu üst krallığa ait tek bir organizma "arkeli" (Arkea'ye ait anlamında; İngilizce archaean) olarak adlandırılır, bu sözcük sıfat olarak da kullanılır.ÖkaryotlarÖkaryotlar (Latince: Eukaryota), hücrelerinin yapısından dolayı beraber gruplandırılmış bir canlılar grubudur. Bilimsel sınıflandırmada Ökaryotlar, Bakteriler ve Arkeler, tüm canlıları kapsayan üç ana gruptur.Ökaryotların tanımlayıcı özelliği genetik malzemelerinin zarla çevrili bir (veya birkaç) çekirdek içinde yer almasıdır. Bu nedenle kelime, Eski Yunanca eu, gerçek ve karyon, çekirdek sözcüklerinden türetilmiştir. Sıfat hali ökaryotiktir. Bakteri ve arkeler çekirdeksiz olduklarından beraberce prokaryot olarak adlandırılırlar (Eski Yunanca pro-, evvel ve karyon çekirdek sözcüklerinden). Çekirdeğin yanı sıra, ökaryotların mitokondri veya kloroplast gibi zarla çevrili çeşitli organelleri vardır, bu tür hücre içi karmaşık yapılar da prokaryotlarda bulunmaz.Ökaryotların ortak bir atası olduğu için bir üst alem (domain) olarak tanımlanmışlardır. Üst alem sisteminde ökaryotların, prokaryotlara kıyasla, arkelerle daha çok ortak özellikleri vardır ve bu yüzden arkelerle beraber Neomura kladı içinde gruplandırılırlar.ProtistlerProtistler (Protista, bazen Protoctista), ayrışık (heterojen) bir canlı grubudur ve hayvan, bitki ya da mantar olarak değerlendirilemeyen ökaryot canlılardan oluşur. Protistler bilimsel sınıflandırma açısından âlem olarak değerlendirilse de tek soylu (monophyletic) değil, kısmi soylu (paraphyletic) bir gruptur. Protistler içinde değerlendirilen canlıların da görece basit yapılı (tek hücreli ya da ileri düzeyde özelleşmiş dokuları olmayan çok hücreli) olmak dışında ortak özellikleri pek yoktur.Beslenmeleri fotosentez, absorbsiyon ya da fagositoz ile, çoğalmaları ise eşeyli ya da eşeysiz üreme ile gerçekleşen protistlerin hareketsiz olanları olabildiği gibi, kamçı, siller ya da yalancı ayaklarla hareket ederleri de bulunur. Yaklaşık olarak 60.000 yaşayan, 60.000 kadar da soyu tükenmiş fosil türü bilinmektedir.Protistalar canlılar dünyasının ökaryot hücreli en ilkel organizma grubudur. Çoğunlukla tek hücre halinde yaşamakla birlikte koloni halinde yaşayanları da vardır. Protistalar kamçılılar, silliler, kökayaklılar, sporlular, cıvık mantarlar ve algler olmak üzere gruplara ayrılırlar.Mikro HayvanlarMantarMantarlar (Fungi), çok hücreli ve tek hücreli olabilen ökaryotik canlıları kapsayan bir canlılar alemi ve şapkalı mantarların tümüne halk arasında verilen genel addır.Halk arasında küf, pas, rastık, maya, mildiyö, şapkalı mantar, kav mantarı, puf mantarı gibi çeşitli isimlerle anılan bütün mantarlar, mantarlar (Fungi) alemi içerisinde incelenirler. Latince Fungi mantarlar, Fungus ise mantar anlamındadır.Dünyanın her yerinde bulunurlar. Fazla nemli yerlerde daha çokturlar. Yeryüzünde 1,5 milyon kadar mantar türü olduğu düşünülmekte ise de günümüzde sadece 69.000[28] kadar türü tanımlanmıştır. Çoğu insan, mantarların bitki olduğunu düşünmektedir, ancak mantarlar bitki değildir. Çünkü, mantarlar kendi besinlerini üretemezler.BitkilerBitkiler (Plantae), fotosentez yapan, ökaryotik, ağaçlar, çiçekler, otlar, eğreltiotları, yosunlar ve benzeri organizmaları içinde bulunduran çok büyük bir canlılar alemidir.Bitkiler, topluluk halinde yaşarlar. Bitkilerin bir bölgede oluşturdukları örtüye bitki örtüsü denir. Flora, bir bölgede yetişen bütün bitki türlerinin hepsine denir. Herhangi bir bölgenin yaşam koşullarında gelişen, benzer ekolojik yapı içeren bitki topluluğuna vejetasyon denir. Bunlar 4 sınıftır: Ormanlar (her zaman yeşil tropikal yağmur, subtropikal, orta kuşak, sert yapraklı, iğne yapraklı, kışın yaprak dökenler, muson ormanları, tropikal kuru, mangrov, galeri, bataklık), Çalılar (maki, garig, psödomaki), otlar (savan, step, çöl), tundra. Bitkilerin yetişmesini etkileyen birçok faktör vardır. Bunlar; ekvatora uzaklık, denizden yükseklik(rakım), arazi eğimi, ışık, sıcaklık, nem, yıllık yağış miktarı, toprak içeriği, canlı faktörler(insan, hayvan, diğer bitkiler, mikroorganizmalar)'dir Bitkiler, fotosentezle ekolojik dengeyi sağlamada temel rol oynadıklarından, canlılar dünyasında çok önemli yere sahiptirler.Bitkiler aleminin 350.000'e yakın türü mevcuttur. 2004 itibariyle 287.655 bitki türü tanımlanmıştır. Bunlardan 258.650'si çiçekli bitkilerden, 15,000'i de yosunlardan olarak tanımlanmıştır. Bitkiler genelde ototrof (özbeslek) organizmalardır ve enerjilerini güneş ışığından alırlar. Birçok bitki kloroplastları sayesinde fotosentez ile organik bileşiklerini üretir. Bitki hücreleri genellikle kareye benzer şekildedir. Habitat ve EkolojiHabitat, bir organizmanın yaşadığı ve geliştiği yer. Bu yer, fiziksel bir bölge, yeryüzünün özel bir parçası, hava, toprak ya da su olabilir. Habitat, bir okyanus ya da bir çayırlık kadar büyük olabileceği gibi, çürümüş bir ağaç kütüğünün altı ya da bir böceğin bağırsağı kadar küçük de olabilir. Bununla beraber, her zaman tanımlanabilen ve fiziksel olarak sınırlı bir bölgedir. Birden fazla hayvan ya da bitki özel bir habitatta yaşayabilir.Ekoloji, canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilimdir. Ekosistem ise canlı ve cansız çevrenin tamamıdır. Ekosistemi de abiotik faktörler (toprak, su, hava, iklim gibi cansız faktörler) ve biyotik (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) faktörler olmak üzere iki faktör oluşturur. EkstremofilEkstremofiller çoğunlukla tek hücreli olup ekstrem koşullarda yaşama gereksinim duyan ve bu koşullarda optimum olarak gelişen organizmalara denir. Ekstremofiller karasal mezofilik organizmaların büyümeleri ve üremeleri için gerekli optimal koşullardan çok farklı olan ekstrem çevrelerde gelişirler.Çoğu ekstremofiller(ekstrem koşulları seven) mikroorganizmalardır.Archaea domaini ekstremofillerin geniş dağılımlı olduğu bir domain olarak bilinmesine karşın, ekstremofiller hem bakterilerin hem de archaeaların içinde sayısız ve farklı genetik hatlarda yer almaktadır.Archaea ve ekstremofil terimleri ara sıra kendi içerisinde yer değiştirmesine karşın, pek çok mezofilik archaeaların ve pek çok ekstremofilik bakterilerin olduğu bilinmektedir. Yine, tüm ekstremofiller tek hücreli değildir.Çok hücrelilere örnek olarak ekstremofilik metazoalardan Pompeii kurdu ,psikrofilik(soğukta yaşamı seven) Grylloblattodea(böcek), artartik kabuklular(crustacea)ve Tardigrade(mikroskobik canlı) verilebilir.Mikrop terimi, bilim dünyasına ilk defa 1878'de Fransız cerrahı Charles Sédillot tarafından getirilmiştir. Sédillot, mikropların kendilerine has apayrı bir dünyası olduğunu savunmuştur. Mikrobiyoloji ilim dalı beş ana kısma ayrılmıştır: Viroloji, bakteriyoloji, protozooloji, algoloji ve mikoloji. Bunlara ilaveten moleküler ve hücresel biyoloji, biyokimya, fizyoloji, ekoloji, botanik ve zoolojiyle de yakından ilgilidir.

http://www.biyologlar.com/mikroorganizma-hakkinda-bilgi

Danaburnu ve Zararları ( Gryllotalpa gryllotalpa )

Zararlının vücudu kadife gibi kısa tüylerle kaplıdır. Rengi kırmızımtrak kahverengi veya kirli koyu esmerdir. Üst kanatları kısa, alt kanatları iyi gelişmiştir. Ön bacakları toprağı kazmak için özel bir şekil almıştır. Vücut uzunluğu 4-6 cm’dir Yaşama Şekli Danaburnu gündüzleri toprağın içinde galeriler içerisinde yaşar, geceleri faaliyet gösterirler. Bazen toprak yüzüne çıkarlar. Sıcak yaz gecelerinde faaliyetleri artır. Genellikle yaşama yeri olarak galeri açmaya uygun olan kültüre alınmış nemli bol humuslu killi-kumlu toprakları seçerler. Zarar Şekli Ergin ve nimfleri toprak içinde yol açarak ilerlerken rastladıkları bitkinin köklerini keserler, yumruları kemirirler. Özellikle yeni dikilmiş veya çimlenmiş sebze fidelerinin köklerini keserek kurumalarına neden olurlar. Yumrulu bitkilerin yumrularını kemirerek zarar verirler. Beslendiği Bitkiler Tüm sebzeler, çeltik, buğday,mısır, ayçiçeği, tütün, pamuk, süs bitkileri, meyve ve orman fidanlarında zarar yapar. Doğal Düşmanları Bazı kuşlar ve kümes hayvanları danaburnunu yer. Kültürel Önlemler - Küçük bahçeler mümkün olduğu takdirde göllenecek şekilde su altında bırakılarak, toprak içerisinde bulunan daha burnunu öldürülür.etarim.net - Zararlı, gübreli ve sıcak toprakları sevdiğinden, bahçenin uygun yerlerine yaz sonuna doğru gübre kümeleri bırakılır. İlkbahar başlarında burada toplanan nimf ve erginler öldürülür. - Toprağın zamanında ve derin işlenmesi ile toprak altında bulunan zararlı yok edilir. İlaçla Kimyasal Mücadele İlaçlama Zamanın Tespiti Danaburnunun var olduğu bilinen tarlalarda veya fidelerin dikiminden sonra solan bitki varsa, yüzeysel kazı izleri görülürse mücadele yapılmalıdır. İlaçlama Şekli Zehirli yem hazırlamak için tavsiye edilen ilaçlardan biri önce kepek ile kuru olarak karıştırılır. Sonra, içinde şeker eritilmiş su ile yavaş yavaş nemlendirilir. Nemlendirme derecesi kepeğin sünger haline gelmesiyle ayarlanır.etarim.net Bu şekilde hazırlanan zehirli yem akşam üzeri, bahçe sulandıktan sonra, bitki diplerine serpilir. Bir dekara 8 kg zehirli yem kullanılır. Kullanılacak ilaçlar ve dozları: Etkili Madde Adı ve Oranı Formülasyonu Dozu (Preparat) 10 kg kepek+500 g şeker Chlorpyriphos-ethyl, %25 WP 400 g Triclorfon, % 80 SP 250 g Endosülfan, % 32.9 WP 100 g Endosülfan, % 5 Toz 500 g Parathion-methyl, EC 100 ml

http://www.biyologlar.com/danaburnu-ve-zararlari-gryllotalpa-gryllotalpa-

Elma İç Kurdu ve Zararları

İlkbaharda ergin çıkışı genellikle mayıs (bazı yıllar nisan ortalarında) ayında başlamakta ve bazen temmuz ortalarına kadar devam etmektedir. Erginin yumurta bırakması için akşam alacakaranlık sıcaklığının üst üste iki gün 15°C' nin üzerinde olması gerekmektedir. Yumurtalarını önceleri yapraklara, ince dallara, daha sonra meyvelere teker teker bırakmaktadır. Yumurtadan çıkan larvalar, meyveye çiçek çukurundan veya elmanın yan tarafı ile sapa yakın kısımlarından içeri girdikten sonra meyvenin merkezine doğru tünel açarak ilerler. Olgunlaşan larva, ağaç gövdesinin çatlamış kabukları arasında veya toprakta bulunan kalıntılar arasında kokon örerek pupa olur. Yılda 2 döl, bazı yer ve yıllarda kısmi bir 3.' üncü döl de verebilmektedir. Elma içkurdu başta elma olmak üzere armut, ayva, ceviz ağaçlarının en önemli zararlısıdır. Zarar şekli Doğrudan meyvede zarar yapan larvalar, meyveleri delerek içlerinde galeriler açmakta, etli kısmını ve çekirdek evini yiyerek pislikler bırakmaktadır. Bütün bunların sonucu olarak meyvelerin dökülmesine, ağaçta kalabilen kurtlu meyvelerin ise niteliğinin bozulmasına ve dolayısıyla elmanın piyasadaki değerinin düşmesine neden olmaktadır. Mücadele yapılmayan bahçelerdeki zarar %60-100 olabilmektedir. Mücadelesi Kültürel önlemler öncelikle elma bahçelerinin, Elma içkurdu’ nun diğer konukçusu olan armut, ayva ve ceviz gibi meyve ağaçları ile karışık olarak kurulmamasına özen gösterilmelidir. Bunun yanısıra elma ağaçlarının altına dökülen meyvelerin toplanıp uzaklaştırılması, ambalaj ve depolama yerlerinin elma bahçelerinin kenarlarına kurulmaması, bahçenin sürümüne özen gösterilmesi ve ağaç gövdelerine haziran ayı başlarında oluklu mukavvadan tuzak bantlar sarılarak, bunlara gelen larvaların haftalık kontrollerle imha edilmesi gerekmektedir. Biyolojik Mücadele Yumurta parazitoidi Trichogramma türleri Elma içkurdu’nun biyolojik mücadelesinde kullanılabilecek önemli faydalılardır. Ancak bu zararlının ekonomik zarar eşiği çok düşük olduğu için, sadece biyolojik mücadele etmenleri ile baskı altında tutmak mümkün olmamaktadır. Bilhassa yoğun ve gelişigüzel ilaçlamaların yapıldığı yerlerde yararlıların etkinlikleri çok azalmaktadır. Biyoteknik Mücadele Elma içkurdunun orta ve düşük yoğunlukta bulunduğu bahçelerde uygulanabilen bir mücadele yöntemidir. Kitlesel tuzaklama yöntemiyle bu zararlıya karşı her ağaca bir adet eşeysel çekici tuzak asılarak uygulanır. Tuzaklar yerden 1.5-2 m yüksekliğe ve açık tarafı hakim rüzgar yönüne gelecek şekilde asılır. Etkili sıcaklık toplamları 1 Ocaktan itibaren 40-80 günderece' yi bulduğu tarihten hasat sonuna kadar kitlesel tuzaklama yapılır. Eşeysel çekici tuzakların kapsülleri 5 haftada bir değiştirilir. Aynı bahçede en az iki yıl üst üste çalışılması sonucunda popülasyon baskı altında tutulabilmektedir. Tuzaklar haftada bir kontrol edilip toplanan kelebekler uzaklaştırılmalı, yapışkan tablalar gerektiğinde değiştirilmelidir. Kimyasal Mücadele Elma içkurdu mücadelesinde hedef her döle ait larva çıkışı süresince ağaçları ilaçlı bulundurarak yumurtadan çıkan larvaları meyve içine girmeden önce öldürmektir. Bunun için kışlayan ve yazlık döllerin ergin çıkış ve uçuş süresi ile yumurtaların bırakılması ve açılışlarının izlenmesi gerekir. Bunların kesin olarak saptanması için eşeysel çekici tuzaklar, etkili sıcaklıklar toplamı, gözle inceleme ve tuzak bant yöntemlerinden yararlanılır. Bu yöntemlerden elde edilen veriler esas alınarak, Elma içkurduna karşı birinci döle 20 gün aralıklarla 2, ikinci döle karşı ise 1 olmak üzere toplam 3 ilaçlama yapılmakta ve genellikle bu uygulama yeterli olmaktadır.

http://www.biyologlar.com/elma-ic-kurdu-ve-zararlari

CANLILAR ARASINDA DAYANIŞMA

FİZYOLOJİ ve Tıp alanında tanınmış ünlü bilim adamı Kenneth Walker, Doğu Afrika'da çıktığı av sırasında canlılar arasındaki dayanışmaya ilişkin gözlemlerini şu şekilde anlatıyor: “Yıllarca önce Doğu Afrika'da avlanmaya çıktığımda hayvanlar arasında gözlemlediğim dayanışmanın birçok örneği hâlâ belleğimde canlıdır. Ahti düzlüklerinde değişik zebra ve ceylan sürülerinin tehlikelere karşı birbirlerini uyarmak için belli yerlere nöbetçi koyduklarına tanık oldum. Zebra avlamaya çıkmamıştım; ama ceylan avlamam da hemen hemen olanaksızdı. Çünkü ne zaman birine yaklaşmak istesem, nöbet tutan zebra tehlikeyi fark eder, ceylanları uyarırdı. Gene zürafalarla filleri de çok kez birlikte bulurduk. Fillerin kocaman kulakları, son derece keskin işitme duyuları vardır; ancak görme duyuları zayıftır. Zürafalar ise adeta gözetleme kulelerine yerleştirilmiş bekçiler gibidir. Güçlerini birleştirdiklerinde görünmeden ya da duyulmadan ne fillere ne de zürafalara yaklaşmaya olanak vardır. Daha ilginç (daha doğrusu son derece garip) bir işbirliği gergedanlarla, derilerine gömülen kene türünden parazitleri ayıklamak için sırtlarında tırmanıp oturan kuşlar arasında idi. Bu kuşlar her zaman tetikte bekler, yaklaştığımı çok uzaktan fark eder etmez hırçın çığlık ve gagalamalarla konuğu oldukları hayvanı uyarırlardı. Gergedan kaçmaya koyulduğunda kuşlar bir katardaki yolcular gibi hayvanın sırtına asılıp yerlerinden ayrılmazlardı.” Kenneth Walker gibi daha pek çok gözlemci, tabiatta canlılar arasındaki dayanışmaya ilişkin bu tarz gözlemlerde bulunmuşlardır. Fakat, her nedense, sıradan izleyici olarak televizyona baktığımızda, belgesellerde tam aksi bir fotoğrafın resmedildiğini görürüz. Sanki hayvanlar aleminden alınacak tek ders, "hayatın bir mücadeleden ibaret olduğu"dur. Bu belgesellerin bunca yıl belli felsef” inanışları yansıttığı bir gerçek. Ama yavaş yavaş bu durum değişiyor. Canlılar aleminin bizim onlara yamadığımız basit inanış ve şablonların çok ötesinde derin sırlarla çevreli olduğu giderek daha iyi anlaşılmaya başladı. Canlılar aleminde görülen sayısız dayanışma örnekleri de, bu bağlamda dikkati çeken önemli başlıklardan bir tanesi. Dilerseniz, canlılar arasında dayanışmanın nasıl ve ne şekilde gerçekleştiğine ilişkin bazı arabaşlıklara göz atalım. Tehlikelere Karşı Birbirlerini Uyarırlar TOPLULUK içinde yaşayan hayvanlar herhangi biri tehlikeyi sezdiğinde sessizce olay yerinden kaçmak yerine var gücüyle çevresindeki diğer hayvanları da uyarır. Her bir canlı türünün kendine özgü bir uyarı şekli vardır. Örneğin tavşanlar ve bazı geyikler tehlikeyi sezdiklerinde çevrelerindeki hayvanları uyarmak için kuyruklarını dikerler. Ceylanlar ise ilginç bir zıplama dansı yaparlar. Birçok küçük kuş, düşmanlarını fark ettiklerinde hemen öterek alarm verirler. Sarı asma kuşu gibi türler alarm verirlerken dar frekans aralığı olan ve yüksek perdeden bir ses çıkartırlar. İnsan kulağı bunu ince bir ıslık gibi algılar. Bu sesin en önemli özelliği ise kaynağının yönünün anlaşılmamasıdır. Koloniler halinde yaşayan böceklerde de, tehlikeyi ilk sezen böcek bütün koloniyi uyarır. Ancak, tehlikeyi haber veren böceğin salgıladığı alarm kokusu düşmanın da dikkatini çeker. Dolayısıyla kolonisini tehlikeye karşı uyaran böcek ölümü de göze almış olur. Fakat bu örnekler içinde asıl ilginç olanı, gergedanların üzerlerinde yaşayan kuşların attığı çığlıkların tehlikeyi haber verdiğini anlamalarıdır. Bu da gšsteriyor ki, hayvanlar sadece kendi türleri arasında değil, diğer hayvanlarla da anlaşabiliyorlar. Tehlikelere Birlikte Karşı Koyarlar S†R† halinde yaşayan hayvanlar tehlike anında birbirlerini uyarmanın yanı sıra tehlikeye de birlikte karşı koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan veya baykuş gibi yırtıcı kuşlar bölgelerine girdiklerinde topluca bu hayvanların çevresini sararlar. Bu arada çevredeki diğer kuşları da bölgeye çekmek için özel bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların topluca gösterdikleri saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları genellikle bölgeden uzaklaştırır. Öte yandan, genel olarak bir zebra sürüsü saldırıya uğradığında sürünün lideri olan zebra geride kalır ve dişiler ile taylar önde koşarlar. Erkek zebra arkada zigzaglar çizerek koşar, çifteler atar, hatta geri dönüp saldırgan hayvanları kovaladığı bile olur. Yunuslar da hep grup halinde gezerler ve en büyük düşmanları olan köpekbalıklarına karşı grupça karşı koyarlar. Yunuslar, köpekbalıkları yavrularını tehdit edecek şekilde yaklaştıklarında iki yetişkin yunus gruptan ayrılarak köpekbalığının dikkatini kendi üzerlerine çekerler. Köpekbalığının dikkati başka yöndeyken diğer grup elemanları bir anda köpekbalığının çevresinin sararlar ve hepsi birden köpekbalığına darbeler indirmeye başlarlar. Misk sığırları da bir saldırganla karşılaştıklarında kaçmak yerine kendilerine bir güvenlik çemberi oluştururlar. Tüm grup üyeleri düşmana arkalarını dönmeden geri geri giderek bir daire haline gelirler. Yavrular bu dairenin merkezindedirler ve annelerinin uzun tüylerinin altında saklanırlar. Yetişkinler yavruların çevresini kuşatarak onları tam bir koruma altına alırlar. Saldırganların üzerine atılan bir misk sığırı saldırıdan sonra yavruları koruyan dairenin dağılmaması için yerine geri döner. Hayvanların tehlike durumları dışında, avlanma sırasında gösterdikleri işbirliği konusunda da oldukça çarpıcı örnekler bulunmaktadır. Örneğin pelikanlar balık avlamaya daima kalabalık bir sürü halinde giderler. Uygun bir koy seçtiklerinde ise, sahile karşı yarım bir daire oluştururlar ve sığ suda gezinerek bu daireyi daraltırlar. Bu dairenin içine giren tüm balıkları yakalarlar. Canlılar ‰leminde daha bunun gibi pek çok örneğe rastlanabilir. Doğum Sırasında Yardımlaşan Hayvanlar TABİ, canlılar arasında yardımlaşma konusu bu kadarla sınırlı değil. Bir de hayvanların doğum sırasında birbirleriyle yardımlaşmaları sšz konusu. Özellikle memeli hayvanlar doğumları esnasında tehlikeye son derece açık bir durumdadırlar. Hem anne hem de yeni doğan yavrular avcı hayvanlar için kolay birer avdırlar. Ancak genellikle bu canlılar doğum yaparlarken yanlarında sürülerinden biri yardımcı olarak bulunur. Örneğin, dişi antilop yavrulayacağı zaman, sürünün dışında çalılıkların arasında bir mekânı tercih eder. Doğum esnasında ise yalnız değildir. Yanında sürüde bulunan bir başka dişi ona yardım etmek için hazır bulunmaktadır. Doğum esnasında yardımlaşmalarıyla ünlü olan diğer canlılar ise yunuslardır. Yunus yavrularının doğar doğmaz su yüzeyine çıkmaları gerekir. Bu nedenle dişi yunus doğum esnasında yavruya yardım ederek onu burnuyla su yüzeyine doğru iter. Doğumdan hemen önce, anne yunusun hareketleri ağırlaşır. Bu nedenle doğum anında dişi yunusun yanında, ona doğumda yardımcı olmak üzere topluluktaki iki dişi yunus daha bulunur. Yardımcı yunuslar, doğumdan önce ona bir zarar gelmemesi için anne yunusun iki yanında yüzerler. Görevleri, doğumdan önce hareketleri ağırlaşan ve bu nedenle herhangi bir tehlikeye karşı koyabilecek bir güce sahip olmayan anneyi korumaktır. Anne file de doğum öncesinde yardımcı olmak üzere her zaman için topluluktaki diğer dişi fillerden biri hazır bulunur. Sık çalılık ve ağaçların arasında ustalıkla saklanan anne ve ona doğumda yardımcı olacak olan dişi fil, yavru fili yıllar boyu korumaya devam ederler. Dişi fil, yanında yavrusu varken çok daha saldırgan ve tetiktedir. Koloni Halinde Yaşayan Canlıların Fedakarlığı ÖZELLİKLE karıncalar, arılar ve termitler disiplin, itaat, iş bölümü, dayanışma ve fedakârlık üzerine kurulu bir organizasyon içerisinde yaşarlar. Bu minik canlılar, kendi hayatlarını hiçe sayarak, larvadan çıktıkları andan ölene kadar bütün enerjilerini larvalarını ve kolonilerini korumak ve beslemek için kullanırlar. Birbirleriyle yiyeceklerini paylaşırlar, bulundukları ortamı temizlerler ve hatta gerektiğinde diğerleri için canlarını verirler. Herkes ne iş yapması gerektiğini çok iyi bilir ve onu kusursuzca yerine getirir. Her biri için kolonisindeki diğer canlılar ve özellikle savunmasız larvalar birinci plandadır. Arıların, termitlerin ve karıncaların arasında bir tek bencil harekete rastlamak mümkün değildir. Bu yüzden de koloni halinde yaşayan bu canlılar kusursuz bir düzen içinde hayat sürerler ve büyük başarılar elde ederler. Peter Kropotkin, kitabında karıncaların ve termitlerin karşılıklı yardımlaşma sonucunda ne kadar büyük bir başarı kazandıklarıyla ilgili bir tespitini şöyle dile getirmektedir: "Termit ve karıncaların muhteşem yuva ve binalarının, şayet insanlarınki ile aynı ölçülerde olsaydı, çok daha üstün olduğu görülecekti. Asfaltlanmış yolları ve yer üstü tonozlanmış galerileri, geniş holleri ve tahıl ambarları, tahıl alanları, hasat etme işlemleri, yumurta ve larvalarının bakımındaki akılcı metodları... ve son olarak cesaretleri ve üstün akılları, tüm bunlar, yoğun ve yorucu yaşamlarının her aşamasında uyguladıkları karşılıklı yardımlaşmanın doğal bir sonucudur." Tabi burada Kropotkin'in göremediği nokta, söz konusu akılcı metodların ve üstün akıl tezahürlerinin hayvanlarının kendi akl” yeteneklerinden kaynaklanmadığı. Hayvanlarda görünen tüm bu üstün meziyetler, canlıların birbirleriyle bu derece iç içe yaşam sürmeleri, birbirlerini kollamaları, birlikte hareket etmeleri, ancak insanın refleks hareketlerine benzer şekilde otomatik mekanizmalar sayesinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, canlıların üstün akılları yerine, onlara bu hareketleri ilham eden Varlığın akıl ve şuurunun yüceliğinden bahsetmek çok daha doğru olur. Şu kadarı var ki, ortada apaçık duran gerçek, canlılar aleminin evrimcilerin varsaydığı gibi salt çatışmaya dayalı ve kendi kendine gelişme gösterdiği bir alem olmadığı. Her şeyde O'nun tecellileri görünüyor. Yazar : Zafer Araştırma Grubu

http://www.biyologlar.com/canlilar-arasinda-dayanisma

Türkiye’deki Başlıca Ekosistemler

Çok genel hatları ile Türkiye’de bulunan başlıca ekosistemler; ormanlar, otlaklar (çayır ve meralar), sulakalanlar, kıyılar ve denizler, dağlar olarak beş başlık altında incelenebilir. Ancak hemen fark edileceği gibi bu ana başlıklar birkaç tane alt başlık içermektedir. Örneğin otlak ekosistemleri, kıyı bölgelerindeki nemli çayırlardan başlayarak, yayla olarak bildiğimiz yüksek dağ çayırlarına (alpin kuşak çayırları) varıncaya kadar her yükseltideki çayırları anlattığı gibi, yine aynı yükseltilerde bulunmakla birlikte, sadece ilkbaharda yeşeren ve “bozkır-step” olarak da adlandırılan meraların tuzcul (çorak) ve kıraç tiplerini de kapsamaktadır. Çayırla mera arasında temel farkı yağış rejimi dikte ettirmektedir. Yağışın düzenli dağıldığı yerlerde otlaklar soğuk olmadığı sürece gür ve yeşildir; buralar “çayır” olarak bilinir. Bahar ve kış yağışlarının baskın olduğu yerlerde ise otlaklar sadece ilkbahar ve yaz aylarında yeşildir ve göreceli olarak daha seyrek bir örtüye sahiptir. Orman, sulakalan, kıyı ve deniz ile dağ ekosistemleri de kendi içlerinde alt başlıklara ayrılmaktadır. Orman Ekosistemleri: Ağaçların hakim bitki örtüsü olduğu ekosistemlerdir. Ağaçların egemen olduğu bu ekosistem içinde ağaççıklar, çalılar, otsu bitkiler ile mantar ve likenler de bulunmaktadır. Bu bitki örtüsü içinde çeşitli türden etçil ve otçul memeli hayvanlar, kuşlar, sürüngenler, iki yaşamlılar, böcekler ve diğer eklembacaklılar, solucanlar, mikroorganizmalar yaşamakta, ekosistemdeki göl ve akarsularda da baita balıklar olmak üzere sucul canlılar bulunmaktadır. Diş Budak Ormanı - Sinop Sarıkum Ormanlar, bulundukları coğrafi bölge, yükseklik ve bakıya göre değişik ağaç türlerinin meydana getirdiği farklı tiplerden oluşmaktadır. Bununla birlikte orman ekosistemleri yapısal olarak, kayın, gürgen, meşe, dişbudak, karaağaç, akçaağaç, kızılağaç, sığla, kavak, söğüt, çınar, üvez, kestane, kayacık, fındık, ıhlamur, yemişen, ahlat, kiraz, mahlep gibi geniş yapraklı (yaprak döken) ağaçlarla, çam, ladin, göknar, ardıç, servi, mazı, porsuk, sedir gibi iğne yapraklı (ibreli – her dem yeşil) ağaçlardan oluşmakta ve yer yer, geniş yapraklılarla iğne yapraklıların karışımlarına rastlanmaktadır. Sayılanlara ek olarak, yasal orman tanımına girmese de botanikçiler tarafından bodur ağaç ve ağaççıklardan meydana gelen bir orman olarak tanımlanan maki bitki örtüsü de bulunmaktadır. Yukarıda belirtilen yapısal değişikliğin oluşmasında otlaklarda olduğu gibi yağış rejimleri ve yükseklik etken olmaktadır. Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tanımına göre genel olarak dünyada dört orman tipi bulunmaktadır; bunlar: tayga veya iğne yapraklı ormanlar, ılıman kuşak geniş yapraklı ormanlar, ılıman kuşak yağmur ormanları ve tropikal yağmur ormanlarıdır. Kuşkusuz genel nitelikleri ile tanımlanan bu ormanlardan daha farklı nitelikte ve daha az yaygın olan orman tipleri de mevcuttur. Geniş Yapraklı Orman Ekosistemleri: Yağışların yıl içinde düzenli dağılış gösterdiği ılıman bölgeler geniş yapraklı ağaç türlerinin hakim olduğu yerlerdir. Tahmin edileceği gibi bu tip ormanlar çoğunlukla kıyı bölgelerimizde, özellikle de Karadeniz ve Marmara bölgelerimizin kıyı kesimlerinde yer almaktadır. Bilindiği gibi geniş yapraklı ağaçların suya ihtiyacı çok yüksektir. Özellikle sıcaklığın yüksek olduğu yaz mevsiminde bu ekosistemlerde kuraklık yaşanmaması gerekmektedir. Karadeniz’de kızılağaç, Akdeniz’de sığla ağacı yüksek taban suyuna ihtiyaç duyan türlerdir. Trakya’da İğneada yakınlarında, Sinop’ta Sarıkum Tabiatı Koruma Alanında, Sakarya ve Kızılırmak deltalarında alüviyal karakterli subasar ormanlar yer almaktadır. Sonbaharda yaprakları sararan ve dökülen bu ağaçlardan oluşan ormanlarda görkemli bir renk zenginliği yaşanır. Geniş yapraklı orman ekosistemlerinin iklim üzerindeki etkisi çok belirgindir. Sıcak yaz aylarında 50 kilometre uzağındaki alanlara bile ılımanlaştırıcı etki yaparlar. Geniş yapraklı orman ekosistemleri içinde Türkiye’de “ılıman kuşak yağmur ormanları” da bulunmaktadır. Ancak bu çok bilinen “tropikal yağmur ormanları” değil, dünya üzerinde çok sınırlı yayılış gösteren “ılıman kuşak yağmur ormanları”dır. Bu ormanlar Doğu Karadeniz Bölgesinde Rize ve Artvin illerimizin kıyı bölgelerinde yayılış göstermektedir. Eskiden dokuz yüz bin hektarlık bir alan kaplarken günümüzde ormanların çay bahçeleri haline getirilmeleri nedeniyle, bu miktar yüz seksen bin hektara gerilemiştir. Geniş yapraklı ağaç türlerinden oluşan orman ekosistemleri esas olarak kıyı bölgelerimizde görülmekle birlikte iç bölgelerde bulunmaktadır. Meşe, ahlat, yemişen, titrek, kavak gibi kuraklığa dayanıklı türlere Anadolu’nun, iç kesimlerinde hemen her yerde rastlanmaktadır. Doğuda bu türlere huş ağacı da katılır. İç kesimlerde görülen bu geniş yapraklı ağaç türleri kendi başlarına topluluklar oluşturdukları gibi ardıç gibi çam gibi iğne yapraklı türlerle karışık olarak da bulunurlar. Kışı uzun ve sert geçen coğrafyalarda yer aldıkları için çok tahrip görmüşler ve bu nedenler yok denecek kadar azalmışlardır. İğne Yapraklı Orman Ekosistemleri: İğne yapraklı ağaçlar, adlarından da anlaşıldığı gibi, yüzeyi çok küçük olan yapraklara sahiptirler. Bu özellik onların terleme ile su kayıplarını azaltmalarını ve böylelikle kuraklığa dirençli olmalarını sağlarken yaprakların üzerindeki reçine bu özelliği daha da artırmaktadır. Yaprakların küçük ve reçineli oluşu aynı zamanda soğuğa karşı direnci de artırdığı için kışın yapraklarını dökmezler. İğne yapraklı bir ormanda kış İğne yapraklı ormanlar Türkiye’de geniş bir yayılım gösterirler. Özellikle Akdeniz bölgesinde Amanos dağlarındaki kayın ormanları dışındaki ormanları çoğu iğne yapraklı ağaçlardan meydana gelmiştir. Kızılçam, Akdeniz’in olduğu gibi, Ege’nin de kıyı bölgelerinde yaygın bir türdür. Kıyı bölgelerde 800 metre yüksekliklere kadar yayılış gösteren kızılçam ormanları, Doğu Akdeniz’in kıyı alanlarında yerini bazı lokalitelerde Halep çamına bırakmaktadır. Kızılçam ormanları ülkemizde orman yangınlarının en sık görüldüğü alanlardır. Daha yukarı seviyelerde karaçam, Toros göknarı, ardıç türleri ve Batı Akdeniz’de sedir ormanları yayılış gösterir. Antalya’da köprülü Kanyon Milli Parkında Akdeniz havzasındaki en geniş doğal servi ormanları bulunmaktadır. Deniz kıyısı bölgelerden iç bölgelere geçilirken yağışların etkisini azalttığı alanlardaki orman örtüsü genellikle iğne yapraklı ağaç türlerinden oluşur. Karaçam ve sarıçam en yaygın türlerdir. Karaçam 600 – 1200 metreler arasında sarıçam ise daha yıkarı seviyelerden orman örtüsünün bitip alpin kuşağın başladığı yüksekliklere kadar çıkarlar ki bu rakım bölgelere göre, 1900-2300 metreler arasında değişmektedir. Göknar, ladin, sedir, servi, porsuk gibi iğne yapraklı ağaç türleri, genel olarak, yağışın bolca olduğu ancak yüksekliğin 800 metreyi geçtiği yerlerde bulunurlar ve uygun koşullarda ağaç sınırının üst seviyelerine kadar çıkabilirler. Halep Çamlığı Yumurtalık Lagünleri, Adana Orman ekosistemlerinde çeşitli yabani hayvanlar yaşamaktadır. Geyik, karaca, alageyik gibi büyük memeli hayvanlar tamamıyla bu ekosisteme bağlı canlılardır. Ayı, ormanlarda yaşamakla birlikte orman içi çevresindeki açıklıklar, kayalıklar ve dağlık arazide de görülür. Yabandomuzları keza esas olarak orman hayvanı olmakla birlikte orman yakınlarındaki otlaklar, tarlalar ve sazlıklarda da bulunmaktadır. Vaşak, karakulak gibi kediler de orman ve çevresinde yaşarlar. Ağaç sansarı, yabankedisi ve sincap orman ve yakın çevresini tercih eder. Kurt, çakal, tilki gibi hayvanlar orman ve otlaklarla birlikte sulakalanların çevrelerinde avlanırlar. Orman fareleri ve köstebekler oldukça yaygın türlerdir. Kuş türleri açısından zenginlik gösteren orman ekosistemleri özellikle ötücü kuşlar için iyi bir yaşama ortamadır. İspinoz, florya, iskete, kirazkuşu, çıvgın, baştankara, sıvacı kuşu, ağaçtırmaşığı, narbülbülü (kızılgerdan), derekuşu gibi ötücüler, tahtalı güvercin, ağaçkakan, baykuşlar ve atmacalar, ormanları tercih eden türlerdir. Ormanlarda yılan, kertenkele, kaplumbağa ve benzeri sürüngenler bulunmakla birlikte tür sayısı ve miktarı açısından zengin değildir. Kurbağa ve semenderler bu ekosistemde görülmekle beraber yaygın değildir. Orman içi akarsularda çoğunlukla, sazangiller ve alabalıklar yaşamaktadır. Orman içi ve etrafındaki otlak ve çalılıklarda zengin böcek faunasına rastlanmaktadır. Küçük yeşil ağaçkakan Picus canus Yurdumuzda orman ekosistemlerinin en yaygın bulunduğu bölge Karadeniz, en az bulunduğu bölge ise Güneydoğu Anadolu’dur. Otlak Ekosistemleri: Otlaklar ömürleri bir veya birkaç yıl olan, otsu gövdeye sahip, bitkilerin sahip olduğu ekosistemlerdir. Ancak orman ekosistemleri içinde otlakların bulunduğu gibi, otlak ekosistemleri içinde de yer yer ağaç, ağaççık ve çalılıklar bulunabilir. Otlaklar, Türkiye’de en geniş yer kaplayan ekosistemlerdir. Çoğunlukla ormanların tahribi sonucu onların yerini almışlardır. Bu nedenle antropojen (sonradan oluşan) karakterdedirler. Orijinal otlak ekosistemleri ise ülkemizde daha çok İç Anadolu’da bulunmaktadır. Günümüzün tarım, kent ve sanayi sahalarının büyük kısmı önceleri otlak ekosistemine dahil olan alanlar üzerine kurulmuşlardır. Bir bozkır bitkisi korunga Onobrychis sativa Otlaklar da ormanlar gibi değişik yapı göstermektedirler. Otların gür ve kış mevsimi dışında hep yeşil kaldığı yerler “çayır” adını alır. Çayırlar kıyı bölgelerinde düzenli yağışlarla, diğer yerlerde yağışla birlikte taban suyunun yüksek olmasıyla meydana gelir. Ormanlar içindeki açıklıklar da genellikle çayır örtüsü kaplıdır. Buğdaygil türlerinin çoğunlukta olduğu genç çayırlara “çimen” adı verilir. Genellikle düz ya da az meyilli ve toprağın derin olduğu yerlerde yetişirler. Kıyılardan yüksek dağlara kadar her seviyede görülürler. Otlak ekosisteminin yaygın şekli ise sadece ilkbahar ve yaz mevsimi başlarında yeşil kalan diğer mevsimlerde sararan otların hakim olduğu bozkırlardır. Buralar için “mera” ve “step” isimleri de kullanılmaktadır. Toprak derinliği oldukça sığdır. Çayırlara göre bitki örtüsü daha seyrektir. Ancak tür çeşitliliği yüksektir. Türkiye’de görülen ekosistemler içinde tür çeşitliliğinin en yüksek olduğu alanlar bozkırlardır. Bu çeşitlilik bitki türleri için olduğu kadar hayvan türleri için de geçerlidir. Bozkırlar bulundukları yerin ekolojik yapısına göre farklı tipler gösterirler. Bunlardan başta Tuz gölü olmak üzere, tuzlu ve alkali sulakalanlar çevresindeki çorak bozkırlar, ülkemizin doğal bitki örtüsü içinde farklı yeri olan ve bilimsel açıdan önem taşıyan alanlardır. Orman kuşağına bitişik ya da yakın olan bozkırlarda bitki örtüsü daha gürdür ve daha uzun süre yeşil kalırlar. Bozkırların zengin bitki örtüsü içinde tür bakımından kalabalık gruplar, bileşik çiçekler (papatyagiller), baklagiller, buğdaygiller, sığırkuyrukları, turpgiller ve ballıbabagillerdir. Anadolu bozkırlarının en yaygın türlerinden olan geven (baklagiller) dört yüzü aşkın türü ile bu cinsin dünyadaki en zengin gruplarından birini oluşturur. Sulakalan Ekosistemleri: Sulakalan tanımının en kapsamlısı Ramsar sözleşmesinde yer almaktadır. Buna göre “doğal ya da yapay, geçici veya sürekli, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde 6 metreyi geçmeyen bütün sular, sazlıklar, bataklıklar ve turbiyerler” sulakalan olarak ifade edilmektedir. Yukarıdaki tanım çerçevesinde sulakalanlara ülkemizden örnekler verecek olursak, Beyşehir Gölü, Tuz Gölü, Van Gölü, Köyceğiz Gölü ve Dalyan lagünü, Sultansazlığı, Ereğli sazlıkları, Yeniçağ gölü ve turbiyerleri, Kızılırmak deltasındaki lagünler, ırmak ve delta kıyılarının 6 metreye kadar olan derinlikleri, Hirfanlı barajı gölü ve benzerleri ile tanıma uyan diğer yerler, sulakalan ekosistemleridir. Hemen fark edileceği gibi, suların tatlı, tuzlu veye acı olması ekosistemin yapısını değiştirmektedir. Tuzluluk ve alkalilik yaşamı kısıtlayan etkenlerdir. Bu nedenle suları tatlı olan ekosistemlerin üretimleri daha yüksektir. Nallıhan, Ankara Sulakalan ekosistemleri dünya üzerinde değeri en geç anlaşılan yerler olmuşlardır. Bir yandan sivrisinek ve sıtma yüzünden her yerde yok edilmeye çalışılırlarken, diğer yandan arazi kazanmak için de kurutulmuşlardır. Sulakalanları kurutma teknikleri 19.yüzyıl sonlarında Hollanda’da geliştirilmiş, İngiltere’de de uygulandıktan sonra bütün dünyaya yayılmıştır. Drenaj işlerinde kullanılan motorlu araçların da gelişmesi ile özellikle yirminci yüzyılın ortalarında, bütün dünyada sulak alanlar elden geldiğince kurutulmuşlardır. Sulakalanların değeri özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında bilim insanları ve kuş gözlemciler tarafından anlaşılmış, daha sonra yapılan bilimsel çalışmalar bu ekosistemlerin yüksek üretim değerlerini açıkça ortaya koymuştur. Küresel ölçekte yapılan bilimsel araştırmalar sayesinde sulakalanların bir ekosistem olarak tropikal yağmur ormanları kadar yüksek üretim değerine sahip oldukları, bu üretimin gerçekleştirilmesi için kullanılan enerji miktarının tropikal yağmur ormanlarından bile fazla olduğu ve bu nedenle de iklim üzerinde büyük bir ılımanlaştırıcı etkileri olduğu anlaşılmıştır. Su rejimleri üzerindeki olumlu etkileri, rekreasyonel ve sportif değerleri, hayvancılık ve balıkçılık gibi ekonomik potansiyelleri de dikkate alındığında, bu ekosistemlerin bırakınız kurutulmalarını, tam aksine, titizlikle korunması gereken alanlar olduğu kanısına varılmıştır. Kitabın birinci bölümünde belirtildiği gibi, sulakalan ekolojisi hakkında 1967 yılında, Ankara’da yapılan uluslararası teknik toplantıda, sulakalanların küresel ölçekte korunmaları amacıyla bir sözleşme hazırlanması kararlaştırılmış ve yapılan hazırlık toplantılarının ardından 1971 yılında, İran’ın Ramsar kentinde, kentin adı ile de anılan, “Özellikle Sukuşları Habitatı olarak, Uluslar arası Öneme Sahip Sulakalanlar Hakkında Sözleşme” imzalanmıştır. Türkiye bu sözleşmeyi geç (1994) onayladığı gibi uygulamada da yetersiz kalmıştır. Ramsar sözleşmesinin açık adından da anlaşılacağı gibi sulakalan ekosistemleri kuşların çok rağbet ettikleri alanlardır. Bunun birkaç nedeni vardır. Her şeyden önce sulakalanlarda kuşlar karınlarını doyurabilmektedirler. “Kuş kadar” yiyen yaratıkların karınlarının doymasının önemli olmadığı düşünülebilir. Oysa sanıldığının aksine, kuşlar az yiyen değil çok yiyen, obur yaratıklardır. Biz insanlar “kuş kadar” yiyecek olsak dünyamızın gıda stokları kısa zamanda tükenebilir. Bir serçe ya da o büyüklükte bir kuş, günde vücut ağırlığının %90’nından fazla gıda tüketir. Bizler için bu oran %2-4 kadardır. Sulakalanların kuşların karınlarını doyurabilmesi, yukarıda belirtildiği gibi, ekosistemin çok yüksek olan üretim gücünden kaynaklanmaktadır. Eğirdir Gölü Sulakalanlar açık ve ferah yerlerdir. İri cüsseli kuşlar bile buralara rahatça konup havalanabilir. Özellikle açık su yüzeylerinde yaklaşan tehlikeleri uzaktan görebildiklerinden kendilerini güvende hissederler. Sulakalanlardaki sazlıklar ve ağaçlıklar konmaya, tünemeye elverişli oldukları gibi, yuva kurmak için de uygun ortamlardır. Sulakalanlar kuşları olduğu kayılar kadar başka canlı türlerini de barındırmaktadırlar. Çevrelerindeki sulak çayırlar küme hayvanları ile küçük ve büyükbaş hayvan yetiştirilmesine uygundur. Suları tatlı olanlarda balık, ıstakoz ve benzeri su ürünleri üretimi yapılmaktadır. Yakın çevreleri alüviyal topraklı olduğundan tarım alanı olarak değerlidir. Kıyılarındaki saz, hasır, kındıra, kofa gibi bitkilerin satışından gelir elde edilmektedir. Yukarıda adı geçen bitkilerle beraber su mercimekleri, sinir otları, nilüferler, lilpar çiçekleri, düğün çiçekleri, gül soğanları, nergisler, tatlısu fındıkları ve arpacanlar sulakalanların başlıca otsu bitkileridir. Ilgın, zakkum, hayıt gibi çalı formları, söğüt, kavak, kızılağaç, dişbudak gibi ağaçlar da sulakalan florası elemanlarıdır. Muğla ilimizin kıyı ilçelerinde görülen sığla ağaçları da, keza sulakalan ekosistemlerinde yetişmektedir. Kıyılar ve Deniz Ekosistemleri: Kıyılar, sucul ekosistemlerle karasal ekosistemlerin birleştiği alanlardır. Tahmin edileceği gibi iki ekosistemden de etkiler taşırlar. Bununla birlikte, kıyıların ayrı bir ekosistem olarak değerlendirilmesi daha doğrudur, çünkü kıyılar karasal ve sucul ekosistemlerden ayrı özelliklere sahiptir. Gerek flora, gerekse fauna türlerinde kıyıları stratejik alanlar olarak seçen türler vardır. Özellikle sulakalanlarda bulunan türlerden bazıları kıyılarda yaşamaya uyum sağlamıştır. Örneğin sazlar öncelikle kıyıları tercih ederler ve buralardan yola çıkarak geniş alanlara yayılırlar. Keza söğütler, kavaklar, ılgınlar, zakkumlar, süsenler, lilparlar, su boylarını severler. Daha yalın bir anlatımla bunlar kıyıları tercih eden türlerdir. Hatta iç bölgelerimizde akarsu boylarınca söğüt ve kavakların oluşturduğu ağaç dizilerine botanik dilinde “galeri ormanları” adı da verilmektedir. Tabii kıyılarda görülen türler sadece bitkiler değildir. Susamurları, kurbağalar, su yılanları, sukaplumbağaları, başta kıyı kuşları olmak üzere sukuşları, yengeçler, midyeler tatlı sulu göllerle, akarsu kıyılarında yaşayan canlılardır. Balıklar da beslenmek için kıyılara gelmektedir. Yumurtalık Lagünleri, Adana Tatlı su ekosistemlerinin kıyıları ile suları tuzlu ve sodalı olan ekosistemlerin kıyıları birbirlerinden farklı bitki ve hayvan türleri barındırırlar. Suları tuzlu olan ekosistemler karasal bitkilerin gelişmesi açısından da kısıtlayıcı ve sınırlayıcı olmasına karşılık bu ortama uyum sağlamış olan çok sayıda bitki ve hayvan türünü barındırır. Türkiye’de tuzlu göller ile deniz kıyılarındaki lagünlerin çevrelerinde, tuzluluğa uyum sağlamış, tuzcul (halofit) bitkiler yetişmektedir. Çorak (tuzlu) topraklarda yetişen bu bitkilerin önemli bir kısmı yurdumuz için endemiktir. Endemiklerin çoğu İç Anadolu’nun merkezinde yer alan Tuz gölü kıyıları ve yakın çevresinde bulunmaktadır. Türkiye’nin en büyük gölü olan Van gölünün sodalı olan suları nedeniyle kıyılarında tuzcul bitkiler görülmektedir. Dişi yeşilbaş ördek Denizlerin, okyanusların yaşam açısından ne denli zengin oldukları bilinmekle beraber her yeni araştırma bu zenginliğin boyutlarını daha ne biçimde ortaya koymaktadır. Deniz ve okyanuslarda da yaşamın en zengin olduğu yerler yine kıyı bölgeleridir. Bu durumun nedenleri şöyle sıralanabilir: Karayla yakın temas sonucu eriyen besleyici maddeler besin zincirinin başından itibaren sisteme katılmakta, bitkisel planktonlardan deniz memelilerine kadar birçok canlı türünün beslenmesine olanak tanımaktadır. Akarsular denizlere büyük ölçüde, organik ve inorganik besleyici madde taşımaktadırlar. Özellikle büyük akarsular deniz ve okyanus yaşamlarına büyük katkı sağlamaktadır. Bunlar, Amazon, Ganj, Nil, Nijer, Volga, Tuna, Fırat ve benzeri akarsulardır. Akarsular üzerine yapılan barajlar madde taşınmasını engellediği için bu özelliklerini kısmen yitirmelerine sebep olmaktadır. Örneğin Nil nehri üzerine Assuvan barajının yapılmasından sonra Doğu Akdeniz’deki sardalye balık popülasyonları yok olma noktasına gelmiştir. Akarsular, denizlere döküldükleri noktalarda sığlaşmaya da neden oldukları için özellikle delta ve haliç bölgelerinde suların daha ılık olmasına yol açmakta, bu da canlı formlarınca olumlu algılanmaktadır. Güneş ışıklarının 200 metre derinliğe kadar olan yerlerde daha etkili olduğu anımsanırsa, kıyı zonlarının üretkenliği daha iyi anlaşılır. Kıyılar, dalga hareketinin sonlandığı çizgilerdir ve kırılma noktalarında köpükler oluşur. Bu durum suya karışan oksijen miktarını artırarak denizdeki yaşamı daha da zenginleştirir. Deniz ve okyanuslarda yaşamın gelişmesinde çeşitli özellikler ve etkenler rol oynamaktadır. Derinlik, tuzluluk, coğrafi konum, akıntılar, iklim özellikleri, ışıklanma süresi, sıcaklık, deniz altındaki jeolojik yapı, erimiş oksijen miktarı ve benzerleri deniz ve okyanusların farklılaşmasına yol açmaktadır. Okyanuslarda uygun koşulların bulunduğu bir yerde oluşan birincil besinler, akıntılarla yüzlerce, hatta binlerce kilometre taşınabilmekte ve bun nedenle şiddetli soğuklar, akarsu girdilerinin azlığı, yetersiz ışık koşulları gibi kısıtlayıcı etkenlere karşın zengin bir yaşam tablosu sergilenebilmektedir. Ekvator kuşağının ılık ve bol esintili suları, akıntılarla kuzey yarımkürenin kutup bölgelerine taşınırken, besin zincirindeki ilerlemeler, Kuzey Avrupa, Kuzey Amerika ve Kuzey Asya denizlerinde balık bolluğu ile sonuçlanmakta ve bu bolluktan foklar, yunuslar, balinalar, kıyı ve deniz kuşları nemalanmaktadır. İnsanlar, balıkçı gemileri ile büyük ölçüde balık yakalamakta, kısıtlanmış olmakla birlikte balina ve fok avı da yapmaktadırlar. Amasra, Çakraz Dağ Ekosistemleri: Yüksek dağ çayır çiçeklerinden anemongillerden Anemona blenda Türkiye dünyanın sayılı dağlık ülkelerinden biridir. 5.000 metreyi geçen bir; 4.000 metreyi geçen üç; 3.000 metreyi geçen yüz yirmi dokuz zirve bulunmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde 3.000 metreyi geçen yükseklik bulunmadığı anımsanırsa, yukarıda verilen sayısal değerlerin büyüklüğü daha iyi anlaşılır. Çeşitli versiyonları bulunmakla birlikte “ çevresine göre 500 metreden fazla yükseklik oluşturan jeomorfolojik yapılara dağ denir” tanımı oldukça geniş şekilde kabul görmektedir. Ülkenin genel yapısı ve belirli yüksekliklerdeki bitki örtüsü de gözetildiğinde 2.000 metre ve yukarısında, dağ tanımına uyan yükseltileri, dağ ekosistemleri içinde değerlendirmek doğru olur. 2.000 metre ülkenin çoğu yerinde ormanların ve ağaçların üst sınır olarak görülür. Ormanların üst sınırı bazı yerlerde 1.900 metrelerde kalırken bazı yerlerde 2.300 metrelere kadar çıkmakta, bazı istisnalarda 2.700 metrelere kadar yükselmektedir. İnsan eliyle yetiştirilen ağaçlar, Doğu Anadolu’da bazı noktalarda 2.400 metrede görülmektedir. Dağ ekosistemleri, Türkiye’de rastlanan ekosistemler içerisinde, yaşam koşulları açısından en çetin olanıdır. Isı daha alçak rakımlı yerlere göre daha düşüktür. Nispi rutubet de az olduğu için gece ve gündüz arasındaki ısı farkı çok büyüktür. Temmuz ve ağustos ayları dışında, 2.000 metre ve üstü rakımlarda gece en düşük sıcaklık 0 derece veya daha düşük olmaktadır. Gece ayazlarının şiddetli olduğu dağlarda kar örtüsü uzun sürmektedir. Bu durum, bitki gelişimini ciddi şekilde kısıtlamaktadır. Bu seviyelerde bazen tek tek ardıç ağaçları görülebilmekte, genellikle boylanmayan, çalı formundaki bitkilerle geven gibi, bir ya da birkaç yıllık otsu bitkiler yer almaktadır. Bitkilerin bir kısmı soğuk ve rüzgârdan kendilerini koruyacak şekilde yastık biçiminde ve tüylü yapılara sahipken bazıları da sanki o çetin koşullarda yaşadıklarını yalanlarcasına narin ve zarif yapıdadır. Genellikle toprak örtüsü de az ve sığ olduğu için bitki örtüsü zayıf ve parçalıdır. Toprak örtüsünün derinleşmesine imkân sağlayan çukurluklar ve düzlüklerde dağ çayırlarına rastlanır. Özellikle Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz yaylaları Toros yaylalarına göre daha derin toprak yapısına ve buna bağlı olarak da daha sık bitki örtüsüne sahiptir. Kaçkarlar Dağ ekosistemlerinde kısıtlı bitki örtüsüne dayalı olarak daha az sayıda fauna türleri bulunur. Bunlar, bitkilerde olduğu gibi, çetin dağ koşullarına uyum sağlayabilmiş türlerdir. Kuşlardan urkeklik, dağ horozu (huş tavuğu), dağ kuyruksallayanı, dağ bülbülleri, kar serçesi, oklağı toygarı (boğmaklı toygar), alamecek, dağ kargaları, kuzgun, sakallı akbaba ve bazı kartal türleri sayılabilir. Memeli hayvanlardan, yabankeçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, tarla sincabı, dağ faresi, kaya sinsarı gibi türler dağ ekosistemlerinde yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Dağlar sürüngenler ve iki yaşamlılar için hiç uygun yerler olmamakla birlikte bazı engerek türleri, semender ve kurbağalara rastlanmaktadır. Dağlık bölgelerdeki akarsular genellikle alabalıkları ile ünlüdür. Dağ ekosistemlerinde yaşayan omurgasız hayvan türleri göreceli olarak, omurgalılara göre daha zengindir. Bu organizmalar uzun süren soğuk dönemleri kuytu yerlerde kış uykusunda geçirmektedir. Günümüzde dünyamızın çevre kirlenmesinden payını almamış yeri kalmamış olmakla beraber dağ ekosistemleri kirlenmeden en az etkilenen yerler olmuşlardır. Buralardaki kirlenmeler atmosferdeki küresel kirlenmelerin yağışlarla bu ekosistemleri de etkilemeleri şeklinde ortaya çıkmaktadır. Dağ ekosistemlerinde görülen diğer bir kirlenme de dağcıların tırmanış yaptıkları ünlü zirvelerin çıkış güzergâhları üzerinde bulunan kamplarda bıraktıkları çöplerden kaynaklanmaktadır. Source: Tansu Gürpınar Doğu Korumacının El Kitabı Türkiye'deki Başlıca Ekosistemler

http://www.biyologlar.com/turkiyedeki-baslica-ekosistemler

Türkiye Balıkları (Pisces)

Türkiye Türler Listesi/Kemikli Balıklar (Osteichthyes) Sazanımsılar (Cypriniformes) Sazangiller (Cyprinidae) * Abramis brama (Linnaeus, 1758) (Çıplak Balığı) * Acanthalburnus microlepis Filippi, 1863 (İnci Balığı) * Acanthobrama marmid Heckel, 1843 (Tahta Balığı) * Acanthobrama mirabillis Ladiges, 1960 (Tahta Balığı) * Pseudophoxinus maeandricus (Ladiges, 1960) * Alburnoides bipunctatus Bloch, 1782 (Noktalı İnci Balığı) * Alburnus albidus Costa, 1838 (İnci Balığı) * Alburnus alburnus (Linnaeus, 1758) (İnci Balığı) * Alburnus akili Battalgil, 1942 (İnci Balığı) * Alburnus filippii Kessler, 1877 (İnci Balığı) * Alburnus charusini Herzenstein, 1889 * Alburnus coeruleus (Günther,1869) * Alburnus heckeli Battalgil, 1942 (İnci Balığı) * Alburnus orontis Sauvage, 1882 (İnci Balığı) * Aspius aspius (Linnaeus, 1758) (Kocaağız Balığı) * Aspius vorax Heckel, 1843 (Sis Balığı) * Barbus capito capito Guldenstaedt, 1773 (Caner, Bıyıklı Balık) * Barbus capito pectoralis Heckel, 1843 (Bıyıklı Balık) * Barbus esocinus Heckel, 1843 * Barbus mursa Guldenstaedt, 1773 (Murzu Balığı) * Barbus plebejus ercisianus Karaman, 1971 (Bıyıklı Balık) * Barbus plebejus escherichi Steindachner, 1897 (Bıyıklı Balık) * Barbus plebejus kosswigi Karaman, 1971 (Bıyıklı Balık) * Barbus plebejus lacerta Heckel, 1843 (Bıyıklı Balık) * Barbus rajanorum mystaceus (Heckel, 1843) (Sirink, Bıyıklı Balık) * Barbus rajanorum rajanorum (Pallas 1814) (Sirink, Bıyıklı Balık) * Barbus subquineuneiatus Gunther, 1868 (Bıyıklı Balık) * Barbus xanthopterus Heckel, 1843 (Maya Balığı) * Barilius mesopotamicus Berg, 1932 * Blicca bjoerkna (Linnaeus, 1758) (Tahta Balığı) * Capoeta antalyensis (Battalgil, 1943) (Kara Balık) * Capoeta barroisi (Lortet, 1894) (Siraz Balığı) * Capoeta capoeta angorae (Hanko, 1924) (Siraz Balığı) * Capoeta capoeta bergamae Karaman, 1971 (Siraz Balığı) * Capoeta capoeta capoeta (Guldenstaedt, 1772) (Siraz Balığı) * Capoeta capoeta damascina (Cuvier ve Valenciennes, 1842) (Siraz Balığı) * Capoeta capoeta kosswigi Karaman, 1969 (Siraz Balığı) * Capoeta capoeta sieboldi (Steindachne, 1864) (Siraz Balığı) * Capoeta capoeta umbla (Heckel, 1843) (Siraz Balığı) * Capoeta pestai (Pietschmann, 1933) * Capoeta tinca (Heckel, 1843) (Karabalık,Siraz Balığı) * Capoeta trutta (Heckel, 1843) (Lekeki Siraz Balığı, Kara Balık) * Carasobarbus luteus Heckel, 1843 * Carassius carassius (Linnaeus, 1758) (Havuz Balığı) * Carassius auratus gibelio (Bloch 1782) * Chalcalburnus chacloides Guldenstaedt, 1772 (Tatlısu Kolyoz Balığı) * Chalcalburnus mossulensis Heckel, 1843 (Gümüş Balığı) * Chalcalburnus sellal (Heckel, 1843) (Gümüş Balığı) * Chalcalburnus tarichi Pallas, 1811 (İnci Kefali) * Chondrostoma colchicum Derjugin, 1899 (Karaburun) * Chondrostoma cyri Kessler, 1877 (Karaburun Balığı) * Chondrostoma nasus (Linnaeus, 1758) (Karaburun Balığı) * Chondrostoma regium Heckel, 1843 (Karaburun Balığı) * Cyprinion macrostomus Heckel, 1843 * Cyprinion tenuiradius Heckel, 1849 * Cyprinus carpio (Linnaeus, 1758) (Sazan Balığı) * Garra variabilis Heckel, 1843 (Yapışkan Balık) * Garra rufa Heckel, 1843 (Yağlı Balık) * Gobio gobio gymnostethus Ladiges, 1960 (Dere Kayası) * Gobio gobio insuyanus Ladiges, 1960 (Dere Kayası) * Gobio gobio intermedius Battagil, 1944 (Dere Kayası) * Gobio gobio microlepidotus Battalgil, 1942 (Yağlıca) * Gobio hettitorum Ladiges, 1960 (Derekaya Balığı) * Gobio persus Gunther, 1899 (Dere Kayası) * Hemigrammocapoeta kemali Hanko, 1924 * Hemigrammocapoeta sauvagei Lortet, 1883 * Kosswigobarbus kosswigi Ladides, 1960 * Ladigesocyris ghigii Gienferrari, 1927 * Leucalburnus kosswigi Karaman, 1972 * Laucalburnus satunini (Berg, 1910) * Leucaspius delineatus (Heckel, 1843) * Ladigesocypris ghigii (Gianferrari, 1927) * Leuciscus cephalus (Linnaeus, 1758) * Leuciscus borystenicus Kessler, 1859 (Tatlısu Kefali) * Leuciscus cephalus (Linnaeus, 1758) (Tatlısu Kefali) * Leuciscus cephaloides (Battalgil 1942 ) * Leuciscus kurui Bogutskaya 1995 * Leuciscus lepidus Heckel, 1843 (Akbalık) * Phoxinellus crassus (Ladiges 1960) * Phoxinellus (Spinophoxinellus) anatolicus Hanko, 1924 (Yağ Balığı) * Phoxinellus zeregii kervillei Pellegrin, 1911 (Ot Balığı) * Phoxinellus zeregii meandri Ladiges, 1960 (Ot Balığı) * Phoxinellus zeregii fahirae Ladiges, 1960 (Ot Balığı) * Phoxinellus handlirschi Pietschmann, 1933 * Phoxinus phoxinus (Linnaeus, 1758) (Ot Balığı) * Psuedorasabora parva (Temminck & Schlegel, 1846) * Rhodeus sericeus amarus Bloch, 1782 (Acıbalık) * Rutilus frisii Nordmann, 1840 (Levkit Balığı) * Rutilus rubilio Bonaparte, 1837 (Gördek Balığı) * Rutilus rutilus Linnaeus, 1758 (Kızılgöz Balığı) * Rutilus tricolor Lortet, 1883 (Gördek Balığı) * Scardinus erythrophthalmus (Linnaeus, 1758) (Kızılkanat) * Tinca tinca (Linnaeus, 1758) (Kadife Balığı) * Tor canis (Valenciennes, 1842) (Bıyıklı Balık) * Tor grypus Heckel, 1843 (Bıyıklı Balık) * Vimba vimba (Linnaeus, 1758) (Eğrez Balığı, Kavinne Balığı) Cobitidae * Cobitis kellei Erkakan, Atalay-Ekmekci ve Nalbant, 1998 * Cobitis elazigensis Coad ve Sarıeyyüpoğlu, 1988 * Cobitis fahireae Erkakan, Atalay-Ekmekci ve Nalbant, 1998 * Cobitis splendens Erkakan, Atalay-Ekmekci ve Nalbant, 1998 * Cobitis simplicispinna Hanko, 1924 (Çöpçü Balığı) * Cobitis vardarensis Karaman, 1928 * Cobitis vardarensis kurui Erkakan, Atalay-Ekmekçi ve Nalbant, 1998 * Cobitis strumicae Karaman, 1955 * Cobitis turcica Hanko, 1924 * Sabanejewia aurata (De Filippi, 1863) * Orthrias (Noemacheilus) angorae (Steindachner, 1897) (Çöpçü Balığı) * Orthrias (Noemacheilus) argyrogramma (Heckel, 1846) (Çöpçü Balığı) * Orthrias (Noemacheilus) frenatus (Çöpçü Balığı) * Orthrias (Noemacheilus) insignis (Heckel, 1843) (Çöpçü Balığı) * Orthrias (Noemacheilus) panthera (Heckel, 1843) (Çöpçü Balığı) * Orthrias (Noemacheilus) tigris (Heckel, 1843) (Çöpçü Balığı) * Orthrias (Noemacheilus) tschaiyssuensis (Banarescu ve Nalbant, 1964) (Çöpçü Balığı) * Seminemachelius lendli (Hanko, 1924) (Çöpçü Balığı) * Paracobitis malapterura (Valenciennes, 1846) (Çöpçü Balığı) * Turcinoemacheilus kosswigi Banarescu ve Nalbant, 1964 (Çöpçü Balığı) Mersin balığımsılar (Acipenseriformes) Mersin balıkları (Acipenseridae) * Rus mersin balığı (Acipenser gueldenstaedti) * Şip balığı (Acipenser nudiventris) * Yıldızlı mersin balığı (Acipenser stellatus) * Kolan balığı (Acipenser sturio) * Mersin morinası (Huso huso) Esas Sardalyalar (Clupeiformes) Sardalyalar (Clupeidae) * Alosa caspia (Eichwald, 1838) (Tırsi) * Alosa caspia bulgarica Drensky, 1934 (Tırsi) * Alosa caspia nordmanni Antipa,1906 (Tırsi) * Alosa caspia palaeostomi (Sadowsky, 1934) (Tırsi) * Alosa caspia tanaica (Grimm, 1901) (Tırsi) * Alosa fallax nilotica (E.Geoffroy Saint-Hilaire, 1808) (Tırsi) * Alosa pontica (Eichwald,1838) (Tırsi) * Clupeonella cultriventris (Nordmann, 1840) (Tırsi) * Dussumieria elopsoides Valenciennes, 1847 (Hint Sardalyası) * Etrumeus teres (Dekay, 1842) (Akdeniz hamsisi) * Herklotsichthys punctatus (Ruppell, 1837) (Sardalya) * Bayağı sardalya (Sardina pilchardus) * Kulaklı sardalya (Sardinella aurita) * Benekli sardalya (Sardinella maderensis) * Sprattus sprattus (Linnaeus, 1758) (Çaça) Hamsiler (Engraulidae) * Hamsi (Engraulis encrasicolus) Işıldak Balıkları (Gonostomatidae) * Cyclothone braueri Jespersen & Taning, 1926 (Işıldak Balığı) Balta Balıkları (Sternoptychidae) * Argyropelecus hemigymnus Cocco, 1829 (Işıldak Balığı) * Maurolicus muelleri (Gmelin, 1788) (Işıldak Balığı) Photichthyidae * Vinciguerria attenuata (Cocco, 1838) (Işıldak Balığı) Engerek Balıkları (Chauliodontidae) * Chauliodus sloani Schneider, 1801 (Engerek Balığı) Kocaağız Balıkları (Stomiidae) * Stomias boa (Risso, 1810) (Kocaağız Balığı) Alabalıklar (Salmonidae) * Salmo trutta labrax Pallas, 1811 (Deniz Alası) Camgözlüler (Argentidae) * Argentina sphyraena Linnaeus, 1758 (Derinsu Gümüş Balığı) Işıklı Sardalyalar (Scopeliformes) Filamentli Zurna Balıkları (Aulopidae) * Aulopus filamentosus (Bloch,1792) (Filamentli Zurna Balığı) Kerkentele Balıkları, Zurna Baliklari (Synodontidae) * Synodus saurus (Linnaeus,1758) (ZuLobianchia dofleinirna Balığı, Lokum Balığı, İskarmoz) * Saurida undosquamis (Richardson, 1848) (Zurna Balığı, Lokum Balığı, İskarmoz) Yeşil Gözlüler, Örümcek Balıkları (Chlorophthalmidae) * Chlorophthalmus agassizi Bonaparte, 1840 (Yeşilgöz Balığı) * Bathypterois mediterraneus Bauchot, 1962 (Örümcek Balığı) Işıldak Balıkları (Myctophidae) * Benthosema glaciale (Reinhardt, 1837) (Işıldak Balığı) * Ceratoscopelus maderensis (Lowe, 1839) (Işıldak Balığı) * Diaphus holti Taning, 1918 (Işıldak Balığı) * Diaphus metopoclampus (Cocco, 1829) (Işıldak Balığı) * Hygophum benoiti (Cocco, 1838) (Işıldak Balığı) * Lampanyctus crocodilus (Risso, 1810) (Işıldak Balığı) * Lobianchia dofleini (Zugmayer, 1911) (Işıldak Balığı) * Myctophum punctatum Rafinesque, 1810 (Işıldak Balığı) Yalancı Zarganalar (Paralepididae) * Sudis hyalina Rafinesque, 1810 (Yalancı Zargana Balığı-Derin Deniz Turnası) Yılanbalıkımsılar (Anguilliformes) Yılanbalıkları (Anguillidae) * Anguilla anguilla (Linneaeus, 1758) (Tatlısu Yılan Balığı) Mürenler (Muraenidae) * Gymnothorax unicolor (Delaroche, 1809) (Kahverengi Müren Balığı) * Muraena helena Linnaeus, 1758 (Müren Balığı) Xenocongridae * Chlopsis bicolor Rafinesque, 1810 (İki Renkli Yalancı Müren) Mığrılar (Congridae) * Ariosoma balearicum (Delaroche, 1809) (Mığrı) * Conger conger ([Artedi, 1738] Linnaeus, 1758) (Mığrı) * Gnathophis mystax (Delaroche, 1809) (Mığrı) Yılankurdu Balıkları (Ophichthidae) * Dalophis imberbis (Delaroche, 1809) (Yılan Balığı) * Echelus myrus (Linnaeus, 1758) (Mırmır Yılan Balığı) * Ophichthus rufus (Rafinesque, 1810) (Yılankurdu Balığı) * Ophisurus serpens Linnaeus,1758 (Dikenli Yılan Balığı) Zarganasılar (Beloniformes) Zarganalar (Belonidae) * Belone belone (Linnaeus, 1761) (Zargana) * Belone belone euxini Gunther, 1866 (Zargana) * Belone belone gracilis Lowe, 1839 (Zargana) * Belone svetovidovi Collette & Parin, 1970 (Zargana) * Tylosurus acus imperialis (Rafinesque, 1810) (Zargana) Zarganalar (Scomberesocidae) * Scomberesox saurus (Walbaum, 1792) (Zargana) Uçanbalıklar (Exocoetidae) * Cheilopogon heterurus (Rafinesque, 1810) (Uçan Balık) * Hirundichthys rondeletii (Valenciennes, 1846) (Uçan Balık) * Parexocoetus mento (Valenciennes, 1846) (Uçan Balık) Yarımgaga Balıkları (Hemiramphidae) * Hemiramphus far (Forsskal, 1775) (Çomak Balığı, İbikli) * Hyporhampus picarti (Valenciennes, 1846) (Çomak Balığı, İbikli) Dişli Sazancıksılar (Cyprinodontiformes) Dişli Sazancıklar (Cyprinodontidae) * Aphanius dispar (Ruppell, 1828) (Dişli Sazancık) * Aphanius fasciatus (Nardo, 1827) (Dişli Sazancık) Boru balıksılar (Syngnathiformes) Boru Balıkları (Macrorhamphosidae) * Macroramphosus scolopax (Linnaeus, 1758) (Boru Balığı) Deniz Iğneleri, Deniz Atları (Syngnathidae) * Hippocampus hippocampus (Linnaeus,1758) (Denizatı) * Hippocampus ramulosus Leach, 1814 (Denizatı) * Nerophis ophidion (Linnaeus,1758) (Deniziğnesi) * Syngnathus abaster Risso, 1826 (Deniziğnesi) * Syngnathus acus Linnaeus, 1758 (Deniziğnesi) * Syngnathus phlegon Risso, 1826 (Deniziğnesi) * Syngnathus schmidti Popov, 1928 (Deniziğnesi) * Syngnathus tenuirostris Rathke, 1837 (Deniziğnesi) * Syngnathus typhle Linnaeus, 1758 (Deniziğnesi) * Syngnathus variegatus Pallas, 1811 (Deniziğnesi) Fistularidae * Fistularia commersonii Rüppell, 1838 (Çomak balığı) Dikencesiler (Gasterosteiformes) Dikenceler (Gasterosteidae) * Gasterosteus aculeatus Linnaeus, 1758 (Dikence Balığı) Mezgitsiler (Gadiformes) Fare Kuyruklular (Macrouridae) * Coelorhynchus coelorhynchus (Risso, 1810) (Fare Balığı) * Hymenocephalus italicus Giglioli, 1884 (Kılkuyruk Fare Balığı) * Nezumia aequalis (Gunther, 1878) (Fare Balığı) * Nezumia sclerorhynchus (Valenciennes, 1838) (Fare Balığı) * Trachyrhynchus trachyrhynchus (Risso, 1810) (Uzun Burunlu Fare Balığı) Berlam balıkları (Merlucciidae) * Berlam veya Barlam (Merluccius merluccius) Mezgitgiller (Gadidae) * Gadiculus argenteus argenteus Guichenot, 1850 (Pamukçuk Balığı) * Merlangius merlangus euxinus (Nordmann, 1840) (Mezgit) * Micromesistius poutassou (Risso, 1826) (Derinsu Mezgiti, Mavi *Mezgit) * Trisopterus minutus capelanus (Lacepede, 1800) (Tavuk Balığı) * Antonogadus megalokynodon (Kolombatovic, 1894) (Küçük Gelincik) * Gaidropsarus meditrraneus (Linnaeus,1758) (Gelincik Balığı) * Gaidropsarus vulgaris (Cloquet, 1824) (Gelincik Balığı) * Molva dipterygia macrophthalma (Rafinesque, 1810) (Uzun gelincik) * Phycis blennoides (Brunnich, 1768) (Gelincik Balığı) * Phycis phycis (Linnaeus, 1766) (Gelincik Balığı) Moridae * Mora moro (Risso, 1810) * Gadella maraldi (Risso, 1810) Parlayan Balıklar (Lampridiformes) Kurdela Balıkları (Regalecidae) * Regalecus glesne Ascanius, 1772 (Büyük Kurdela Balığı) Kagitbaliklari (Trachipteridae) * Trachpterus trachypterus (Gmelin, 1789) (Kağıt Balığı) * Zu cristatus (Bonelli, 1820) (Tepeli Kağıt Balığı) Lophotidae * Lophotus lacepedei Giorna, 1809 Beryciformes Kemikbaslilar (Trachichthyidae) * Hoplostethus mediterraneus Cuvier, 1829 (Kütük Balığı) Asker Balıkları (Holocentridae) * Sargocentrum rubrum (Forsskal, 1775) (Asker Balığı, Hindistan *Balığı, Naylon Balığı, Sincap Balığı) Zeiformes [değiştir] Dülger Balıkları (Zeidae) * Zeus faber Linnaeus, 1758 (DÜlger Balığı, Peygamber Balığı) Peri Balıkları (Caproidae) * Capros aper (Linnaeus, 1758) (Peri Balığı) Levreksiler (Perciformes) Hani Balıkları (Serranidae) * Anthias anthias (Linnaeus, 1758) (Berber Balığı) * Callanthias ruber (Rafinesque, 1810) (Berber Balığı) * Epinephelus aeneus (E.Geoffroy Saint-Hilarie, 1817) (Lahos) * Epinephelus alexandrinus (Valenciennes, 1828) (Lahos ) * Epinephelus caninus (Valenciennes, 1843) (Orfoz) * Epinephelus guaza (Linnaeus, 1758) (Orfoz) * Ephinephelus haifensis Ben-Tuvia, 1953 (Orfoz, Börtlek, Arap) * Mycteroperca rubra (Bloch, 1793) (Taş Hanisi) * Polyprion americanus (Schneider,1801) (İskorpit Hanisi) * Serranus cabrilla (Linnaeus, 1758) (Asıl Hani) * Serranus hepatus (Linnaeus, 1758) (Benekli Hani) * Serranus scriba (Linnaeus, 1758) (Çizgili Hani) Levrek Balıkları (Moronidae) * Dicentrarchus labrax (Linnaeus, 1758) (Levrek) * Dicentrarchus punctatus (Bloch, 1792) (Benekli Levrek) Isparozgiller (Teraponidae) * Pelates quadrilineatus (Bloch, 1790) (Çizgili İsparoz) Kardinal Balıkları (Apogonidae) * Apogon imberbis (Linnaeus, 1758) (Kardinal Balığı) * Apogon nigripinnis Cuvier, 1838 (Kardinal Balığı) * Epigonus telescopus (Risso, 1810) (Küçük Kardinal Balığı) * Microichthys coccoi Ruppell, 1852 (Derinsu Kardinal Balığı) Kurdela Balıkları (Cepolidae) * Cepola macrophthalma Linnaeus, 1766 (Kurdele Balığı) Lüfergiller (Pomatomidae) * Pomatomus saltator (Linnaeus, 1766) (Lüfer) Istavritgiller (Carangidae) * Alectis alexandrinus (E.Geoffroy Saint-Hilaire, 1817) (İskender Balığı) * Alepes djeddaba (Forskkal, 1775) (Çatal Balığı) * Campogramma glaycos (Lacepede, 1801) (Çıplak) * Caranx crysos (Mitchill, 1815) (Kral Balığı) * Caranx hippos (Linnaeus, 1766) (Kral Balığı) * Caranx rhonchus E.Geoffroy Saint-Hilaire, 1817 (Kral Balığı) * Lichia amia (Linnaeus, 1758) (Akya) * Naucrates ductor (Linnaeus, 1758) (Malta Palamutu, Kılavuz Balığı) * Pseudocaranx dentex (Schneider, 1801) (Kral Balığı) * Seriola dumerili (Risso, 1810) (Sarı Kuyruk) * Trachinotus ovatus (Linnaeus, 1758) (Yaladerma) * Trachurus mediterraneus (Steindachner, 1868) (Sarıkuyruk İstavrit) * Trachurus picturatus (Bowdich, 1825) (İstavrit) * Trachurus trachurus (Linnaeus, 1758) (Karagöz İstavrit) Lambuga Balıkları (Coryphaenidae) * Coryphaena hippurus Linnaeus, 1758 (Lambuga) Baltabas Balıkları (Bramidae) * Brama brama (Bonnaterre, 1788) (Balta Balığı) Ückuyruk Balıkları (Lobotidae) * Lobotes surinamensis (Bloch, 1790) (Üç Kuyruk Balığı, Tahta Balığı) Eksi Balıklar (Leiognathidae) * Leiognathus klunzingeri (Steindachner, 1898) (Eksi Balığı) Gargur Balıkları (Haemulidae) * Pomadasys incisus (Bowdich, 1825) (Gargur) Gölge balıkları (Sciaenidae) * Sarıağız (Argyrosomus regius) * Eşkina (Sciaena umbra) * Minakop (Umbrina cirrosa) Gümüs Sillagolar (Sillaginidae) * Sillago sihama (Forsskal, 1775) (Sivriburun Gümüş) Barbunyagiller (Mullidae) * Mullus barbatus Linnaeus, 1758 (Barbunya) * Mullus surmuletus Linnaeus, 1758 (Tekir) * Upeneus moluccensis (Bleeker,1855) (Paşa Barbunu) * Upeneus pori (Ben-Tuvia & Golani, 1989) (Paşa Barbunu) Cöpcu Balıkları (Pempheridae) * Pempheris vanicolensis Cuvier, 1831 (Üçgen Balığı, Yaprak Balığı) Mercan balıkları (Sparidae) * Boops boops (Linnaeus, 1758) (Kupes) * Dentex dentex (Linnaeus, 1758) (Sinagrit) * Dentex gibbosus (Rafinesque, 1810) (Trança) * Dentex macrophthalmus (Bloch, 1791) (Patlakgöz Mercan) * Dentex maroccanus Valenciennes, 1830 (Fas Mercanı) * Diplodus annularis (Linnaeus, 1758) (Isparoz) * Diplodus cervinus cervinus (Lowe, 1841) (Çizgili Mercan) * Diplodus puntazzo (Gmelin, 1789) (Sivriburun Karagöz) * Diplodus sargus (Linnaeus, 1758) (Sargos) * Diplodus vulgaris (E. Geoffroy Saint-Hilaire, 1817) (Karagöz) * Lithognathus mormyrus (Linnaeus, 1758) (Mırmır) * Oblada melanura (Linnaeus, 1758) (Melanura, Minanur) * Pagellus acarne (Risso, 1826) (Yabani Mercan) * Pagellus bogaraveo (Brunnich, 1768) (Mandagöz Mercan) * Pagellus erythrinus (Linnaeus, 1758) (Kırma Mercan) * Pagrus auriga (Valenciennes, 1843) (Çizgili Mercan) * Pagrus caeruleostictus (Valenciennes, 1830) (Yalancı Trança) * Pagrus pagrus (Linnaeus, 1758) (Fangri) * Sarpa salpa (Linnaeus, 1758) (Salpa) * Sparus aurata Linnaeus, 1758 (Çipura) * Sarıgöz (Spondyliosoma cantharus) İzmaritgiller (Centracanthidae) * Centracanthus cirrus Rafinesque, 1810 (İstrangilos) * Spicara flexuosa Rafinesque, 1810 (İzmarit) * Beyazgöz (Spicara maena) * Spicara smaris (Linnaeus, 1758) (Istrangilos) Papaz Balıkları (Pomacentridae) * Chromis chromis (Linnaeus, 1758) (Papaz Balığı, Çatalkuyruk) Lapinler (Labridae) * Acantholabrus palloni (Risso, 1810) (Derinsu Lapini) * Coris julis (Linnaeus, 1758) (Gelin Balığı) * Ctenolabrus rupestris (Linnaeus, 1758) (Çırçır, Ot Balığı) * Labrus bergylta Ascanius, 1767 (Lapin) * Labrus bimaculatus Linnaeus, 1758 (Lapin) * Labrus merula Linnaeus, 1758 (Lapin) * Labrus viridis Linnaeus, 1758 (Lapin) * Pteragogus pelycus Randall, 1981 (Flamentli Çırçır) * Symphodus cinereus (Bonnaterre, 1788) (Çırçır) * Symphodus doderleini Jordan, 1891 (Çırçır) * Symphodus mediterraneus (Linnaeus, 1758) (Çırçır) * Symphodus melanocercus (Risso, 1810) (Çırçır) * Symphodus melops (Linnaeus, 1758) (Çırçır) * Symphodus ocellatus (Forsskal, 1775) (Çırçır) * Symphodus roissali (Risso, 1810) (Çırçır) * Symphodus rostratus (Bloch, 1797) (Çırçır) * Symphodus tinca (Linnaeus, 1758) (Çırçır) * Thalassoma pavo (Linnaeus, 1758) (Gün Balığı) * Xyrichthys novacula (Linnaeus, 1758) (Ustura Balığı) Papagan Balıkları (Scaridae) * Sparisoma cretense (Linnaeus, 1758) (Iskaroz, Papağan Balığı) Kum Balıkları (Ammodytidae) * Gymnammodytes cicerelus (Rafinesque, 1810) (Kum Balığı) Trakonyalar (Trachinidae) * Echiichthys vipera (Cuvier, 1839) (Varsam) * Trachinus araneus Cuvier, 1829 (Kum Trakonyası) * Trachinus draco Linnaeus, 1758 (Trakonya) * Trachinus radiatus Cuvier, 1829 (Trakonya) Göge Bakanlar (Uranoscopidae) * Uranoscopus scaber Linnaeus, 1758 (Tiryaki Balığı, Kurbağa Balığı) Sokar Balıkları (Siganidae) * Siganus luridus (Ruppell, 1828) (Sokar Balığı) * Siganus rivulatus Forsskal, 1775 (Esmer Sokar Balığı) Yag Balıkları (Gempylidae) * Ruvettus pretiosus Cocco, 1829 (Kalas Balığı) Kilkuyruk Balıkları (Trichiuridae) * Lepidopus caudatus (Euphrasen, 1788) (Palaska Balığı) * Trichiurus lepturus Linnaeus, 1758 (Kılkuyruk Balığı) Uskumrugiller (Scombridae) * Auxis rochei (Risso, 1810) (Gobene Balığı) * Euthynnus alletteratus (Rafinesque, 1810) (Yazılı Orkinos) * Katsuwonus pelamis (Linnaeus, 1758) (Çizgili Tonito) * Orcynopsis unicolor (E.Geoffroy Saint-Hilaire, 1817) (Ak Palamut) * Sarda sarda (Bloch, 1793) (Palamut) * Scomber japonicus Houttuyn, 1782 (Kolyoz) * Scomber scombrus Linnaeus, 1758 (Uskumru) * Scomberomorus commerson (Lacepede, 1800) (Palamut Kolyozu) * Thunnus alalunga (Bonnaterre, 1788) (Orkinoz) * Thunnus thynnus (Linnaeus, 1758) (Ton Balığı) Imparator Balıkları (Luvaridae) * Luvarus imperialis Rafinesque, 1810 (İmparator Balığı) Marlin Balıkları (Istiophoridae) * Tetrapturus belone Rafinesque, 1810 (Akdeniz Zıpkın Balığı) Kilic Balıkları (Xiphiidae) * Xiphias gladius Linnaeus, 1758 (Kılıç Balığı) Kaya balıkları (Gobiidae) * Beyaz kaya balığı (Aphia minuta) * Deltentosteus quadrimaculatus * Altın kaya balığı (Gobius auratus) * Gobius bucchichi * Gobius cobitis * Gobius cruentatus * Gobius geniporus * Kömürcü kaya balığı (Gobius niger) * Hortum kaya balığı (Gobius paganellus) * Çizgili kaya balığı (Gobius vittatus) * Knipowitschia caucasica * Lesueurigobius friesii * Lesueurigobius suerii * Kurbağa kaya balığı (Mesogobius batrachocephalus) * Neogobius cephalarges * Neogobius eurycephalus * Neogobius fluviatilis * Neogobius gymnotrachelus * Neogobius melanostomus * Neogobius platyrostris * Neogobius ratan * Oxyurichthys papuensis * Pomatoschistus bathi * Pomatoschistus marmoratus * Pomatoschistus minutus * Pomatoschistus pictus adriaticus * Tatlı su kaya balığı (Proterorhinus marmoratus) * Thorogobius ephippiatus * Saz kaya balığı (Zosterisessor ophiocephalus) Üzgün Balıkları (Callionymidae) * Callionymus fasciatus Valenciennes, 1837 (Üzgün Balığı) * Callionymus filamentosus Valenciennes, 1837 (Üzgün Balığı) * Callionymus lyra Linnaeus, 1758 (Üzgün Balığı) * Callionymus maculatus Rafinesque, 1810 (Üzgün Balığı) * Callionymus pusillus Delaroche, 1809 (Üzgün Balığı) * Callionymus risso Le Sueur, 1814 (Üzgün Balığı) * Synchiropus phaeton (Gunther, 1861) (Üzgün Balığı) Horozbinagillar (Blenniidae) * Aidablennius sphynx (Valenciennes, 1836) (Horozbina) * Blennius ocellaris Linnaeus, 1758 (Horozbina) * Coryphoblennius galerita (Linneaus, 1758) (Horozbina) * Lipophrys adriaticus (Steindachner & Kolombatovic, 1883) (Horozbina) * Lipophrys basiliscus (Valenciennes, 1836) (Horozbina) * Lipophrys canevai (Vinciguerra, 1880) (Horozbina) * Lipophrys dalmatinus (Steindachner & Kolombatovic, 1883) (Horozbina) * Lipophrys nigriceps nigriceps (Vinciguerra, 1883) (Horozbina) * Lipophrys pavo (Risso, 1810) (Horozbina) * Lipophrys trigloides (Valenciennes, 1836) (Horozbina) * Parablennius gattorugine (Brunnich, 1786) (Horozbina) * Parablennius incognitus (Bath, 1968) (Horozbina) * Parablennius rouxi (Cocco, 1833) (Horozbina) * Parablennius sanguinolentus (Pallas, 1811) (Horozbina) * Parablennius tentacularis (Brunnich, 1768) (Horozbina) * Parablennius zvonimiri (Kolombatovic, 1892) (Horozbina) * Petroscirtes ancylodon Ruppell, 1838 (Horozbina) * Scartella cristata (Linnaeus, 1758) (Horozbina) Pullu Horozbinalar (Clinidae) * Clinitrachus argentatus (Risso, 1810) (Arı Balığı) Üc Yüzgecli Horozbinalar (Tripterygiidae) * Tripterygion melanurus Guichenot, 1845 (Karabaş Balığı) * Tripterygion tripteronotus (Risso, 1810) (Karabaş Balığı) * Tripterygion delaisi Cadenat & Blache, 1971 (Karabaş Balığı) Bythitidae * Bellottia apoda Giglioli, 1883 Kayış balıkları (Ophidiidae) * Sarı kayış balığı (Ophidion vassali) * Ophidion barbatum * Ophidion rochei Inci Balıkları (Carapidae) * Carapus acus (Brunnich, 1768) (İnci Balığı) Kara Balıklar (Centrolophidae) * Centrolophus niger (Gmelin, 1789) (Kara Balık) Yildiz Balıkları (Stromaetidae) * Stromateus fiatola Linnaeus, 1758 (Yıldız balığı) Iskarmoz Balıkları (Sphyraenidae) * Sphyraena chrysotaenia Klunzinger, 1884 (Turna Balığı, Iskarmoz) * Sphyraena sphyraena (Linnaeus, 1758) (Turna Balığı, Iskarmoz) * Sphyraena viridensis Cuvier, 1829 (Turna Balığı) * Sphyraena flavicauda Rüppell, 1838 (Turna balığı) Kefalgiller (Mugilidae) * Chelon labrosus (Risso, 1826) (Kefal, Mavraki) * Liza aurata (Risso, 1810) (Kefal, Altınbaş Kefal) * Liza carinataa (Ehrenberg, 1836) (Kefal) * Liza ramada (Risso, 1826) (Kefal, Ceyran) * Liza saliens (Risso, 1810) (Kefal) * Mugil cephalus Linnaeus, 1758 (Kefal, Has Kefal) * Mugil soiuy Basilewsky, 1855(Çin Kefali,Rus Kefali) * Oedalechilus labeo (Cuvier, 1829) (Kefal, Dudaklı Kefal) Gümüs Baligimsilar (Atheriniformes) Gümüs Balıkları (Atherinidae) * Atherina hepsetus Linnaeus, 1758 (Gümüş Balığı, Çamuka) * Atherina boyeri Risso, 1810 (Gümüş Balığı) * Atherinomorus lacunosus (Forster, 1801) (Gümüş Balığı) Scorpaeniformes Iskorpitgiller (Scorpaenidae) * Helicolenus dactylopterus (Delaroche, 1809) (Derinsu İskorpiti) * Scorpaena elongata Cadenat, 1943 (İskorpit) * Scorpaena maderensis Valenciennes, 1833 (İskorpit) * Scorpaena notata Rafinesque, 1810 (Benekli İskorpit) * Scorpaena porcus Linnaeus, 1758 (Lipsoz) * Scorpaena scrofa Linnaeus, 1758 (İskorpit) Kirlangic Balıkları (Triglidae) * Aspitrigla cuculus (Linnaeus, 1758) (Kırlangıç, Dikenli Kırlangıç) * Aspitrigla obscura (Linnaeus, 1758) (Kırlangıç) * Eutrigla gurnardus (Linnaeus, 1758) (Benekli Kırlangıç) * Lepidotrigla cavillone (Lacepede, 1801) (Kırlangıç) * Lepidotrigla dieuzeidei Audoin, 1973 (Kırlangıç) * Trigla lucerna Linnaeus, 1758 (Kırlangıç) * Trigla lyra Linnaeus, 1758 (Kırlangıç, Öksüz balığı) * Trigloporus lastoviza (Brunnich, 1768) (Kırlangıç, Mazak) Öksüz Balıkları (Peristediidae) * Peristedion cataphractum (Linnaeus,1758) (Dikenli Öksüz) Ucan Kirlangic Balıkları (Dactyloperidae) * Dactylopterus volitans (Linnaeus,1758) (Uçan Kırlangıç Balığı) Pleuronectiformes Kancaagiz Pisi Balıkları (Citharidae) * Citharus linguatula (Linnaeus,1758) (Kancaağız Pisi Balığı) Kalkangiller (Scophthalmidae) * Lepidorhombus boscii (Risso, 1810) (Benekli Pisi) * Lepidorhombus whiffiagonis (Walbaum, 1792) (Pisi Balığı) * Phrynorhombus regius (Bonnaterre, 1788) (Küçük Pisi Balığı) * Scophthalmus maeoticus (Pallas, 1811) (Kalkan) * Scophthalmus maximus (Linnaeus,1758) (Dişi Kalkan) * Scophthalmus rhombus (Linnaeus,1758) (Çivisiz Kalkan) Pisi Balıkları (Bothidae) * Arnoglossus imperialis (Rafinesque, 1810) (Küçük Pisi Balığı) * Arnoglossus kessleri Schmidt, 1915 (Küçük Pisi Balığı) * Arnoglossus laterna (Walbaum, 1792) (Küçük Pisi Balığı) * Arnoglossus rueppelli (Cocco, 1844) (Küçük Pisi Balığı) * Arnoglossus thori Kyle, 1913 (Küçük Pisi Balığı) * Bothus podas (Delaroche, 1809) (Pisi Balığı) Dere Pisileri (Pleuronectidae) * Platichthys flesus luscus (Pallas, 1811) (Dere Pisisi) Dil Balıkları (Soleidae) * Buglossidium luteum (Risso, 1810) (Küçük Dil Balığı) * Dicologoglossa cuneata ([de la Pylaie] Moreau, 1881) (Dil Balığı) * Microchirus azevia (Capello, 1867) (Dil Balığı) * Microchirus ocellatus (Linnaeus, 1758) (Benekli Dil Balığı) * Microchirus variegatus (Donovan, 1808) (Lekeli Dil Balığı) * Monochirus hispidus Rafinesque, 1814 (Küçük Dil Balığı) * Solea impar Bennett, 1831 (Dil Balığı) * Solea kleinii [Risso] Bonaparte, 1833 (Dil Balığı) * Solea lascaris (Risso, 1810) (Dil Balığı) * Solea nasuta (Pallas, 1811) (Dil Balığı) * Solea solea (Linnaeus, 1758) (Dil Balığı) Sivri Kuyruklu Dil Balıkları (Cynoglossidae) * Cynoglossus sinusarabici (Chabanaud, 1931) (Küçük Dil Balığı) * Symphurus nigrescens Rafinesque, 1810 (Küçük Dil Balığı) Echeneiformes Vantuz Balıkları (Echeneidae) * Echeneis naucrates Linnaeus, 1758 (Kılavuz Balığı, Vantuz Balığı) * Remora australis (Bennett, 1840) (Kılavuz Balığı, Vantuz Balığı) * Remora remora (Linnaeus, 1758) (Kılavuz Balığı, Vantuz Balığı) Tetraodontiformes Cütre Balıkları, Tetik Balıkları (Balistidae) * Balistes carolinensis Gmelin, 1789 (Çütre Balığı, Yasemin Balığı) Dikenli Cütreler (Monacanthidae) * Stephanolepis diaspros Fraser & Brunner, 1940 (Dikenli Çütre) Balon Balıkları (Tetraodontidae) * Lagocephalus lagocephalus (Linnaeus, 1758) (Mavi Balon Balığı) * Lagocephalus spadiceus (Richardson, 1844) (Balon Balığı) * Sphoeroides pachygaster (Muller & Troschel, 1848) (Balon Balığı) * Lagocephalus suezensis Clark & Gohar, 1953 (Balon Balığı) Ay Balıkları, Pervane Balıkları (Molidae) * Mola mola (Linnaeus, 1758) (Pervane Balığı, Ay balığı) * Ranzania laevis (Pennant, 1776) (Uzun Pervane Balığı, Ay balığı) Gobiesociformes Ördek Balıkları (Gobiesocidae) * Diplecogaster bimaculata (Bonnaterre, 1788) (Ördek Balığı) * Gouania wildenowi (Risso, 1810) (Ördek Balığı) * Lepadogaster candollei Risso, 1810 (Ördek Balığı) * Lepadogaster lepadogaster lepadogaster (Bonnaterre, 1788) (Ördek Balığı) Lophiiformes Fener Balıkları (Lophiidae) * Lophius budegassa Spinola, 1807 (Fener Balığı) * Lophius piscatorius Linnaeus, 1758 (Fener Balığı) Türkiye Türler Listesi/Kıkırdaklı Balıklar (Chondrichthyes) Köpek Balıkları (Pleurotremata) Camgözler (Hexanchidae) * Heptranchias perlo (Boz camgöz) * Hexanchus griseus (Boz camgöz) Pamukbalıkları (Odontaspididae) * Eugomphodus taurus (Pamuk Balığı) * Odontaspis ferox (Pamuk Balığı) Dikburunlu Köpekbalıkları (Lamnidae) * Büyük Beyaz Köpekbalığı (Carcharodon carcharias) * Dikburun canavar (Isurus oxyrinchus) * Dikburun harhariyas (Lamna nasus) Dev Köpekbalıkları (Cetorhinidae) * Dev köpekbalığı (Cetorhinus maximus) Sapanbalıkları (Alopiidae) * Sapan balığı, Tilki balığı (Alopias vulpinus) Kedibalıkları (Scyliorhinidae) * Lekeli kedibalığı (Galeus melastomus) * Scyliorhinus canicula (Kedi Balığı) * Scyliorhinus stellaris (Kedi Balığı) Harhasyalar (Carchrinidae) * Sivri camgöz (Carcharhinus brevipinna) * Carcharhinus limbatus (Köpek Balığı) * Carcharhinus melanopterus (Köpek Balığı) * Büyük camgöz (Carcharhinus plumbeus) * Prionace glauca (Pamuk balığı) Kaygan Derili Köpekbalıkları (Triakidae) * Galeorhinus galeus (Camgöz) * Mustelus asterias * Mustelus mustelus * Mustelus punctulatus Çekiçbaşlı Köpekbalıkları (Sphyrnidae) * Sphyrna tudes (Çekiç Balığı) * Sphyrna zygaena (Çekiç Balığı) Domuzbalıkları (Oxynotidae) * Oxynotus centrina (Domuz Balığı) Katranbalıkları (Squalidae) * Centrophorus granulosus (Köpek Balığı) * Centrophorus uyato (Köpek Balığı) * Küt burunlu köpekbalığı (Dalatias licha) * Çivili köpekbalığı (Echinorhinus brucus) * Siyah köpekbalığı (Etmopterus spinax) * Squalus acanthias (Mahmuzlu Camgöz) * Squalus blainvillei (Mahmuzlu Camgöz) Deniz Melekleri, Kelerler (Squatinidae) * Squatina aculeata (Keler) * Squatina oculata (Keler) * Squatina squatina (Keler) Vatozlar (Hypotremata) Kemanvatozları (Rhinobatidae) * Rhinobatos cemiculus (Kemane balığı) * Rhinobatos rhinobatos (Kemane Balığı) Elektrikli Vatozlar (Torpedinidae) * Torpedo marmorata (Elektrikli Vatoz, çarpan) * Torpedo torpedo (Elektrikli Vatoz, çarpan) * Torpedo nobiliana (Elektrikli Vatoz, çarpan) Esas Vatozlar (Rajidae) * Raja alba (Vatoz) * Raja asterias (Vatoz) * Raja batis (Vatoz) * Raja clavata (Dikenli Vatoz) * Raja fullonica (Vatoz) * Raja miraletus (Vatoz) * Raja montagui (Vatoz) * Raja naevus (Vatoz) * Raja oxyrinchus (Vatoz) * Raja polystigma (Vatoz) * Raja radula (Vatoz) * Raja undulata (Vatoz) Dikenli Vatozlar (Dasyatidae) * Dasyatis centroura (Rina Balığı, Dikenli Vatoz) * Tatlisu dikenli vatozu (Dasyatis pastinaca) * Dasyatis tortonesei (Rina Balığı, Dikenli Vatoz) * Dasyatis violacea (Rina Balığı, Dikenli Vatoz) * Uzun kuyruklu rina balığı (Himantura uarnak) * Taeniura grabata (Dikenli Vatoz) Kazıkkuyruk Balıkları (Gymnuridae) * Kazıkkuyruk balığı (Gymnura altavela) Kartal Vatozlar, Folyalar (Myliobatidae) * Myliobatis aquila (Çiçuna) * Pteromylaeus bovinus (Çiçuna) Inekburunlu Vatozlar (Rhinopteridae) * Rhinoptera marginata (Çiçuna) Kulaklı Folyalar (Mobulidae) * Kulaklı folya (Mobula mobular)

http://www.biyologlar.com/turkiye-baliklari-pisces

RNA Tipleri

Haberci (= Messenger) (= mRNA), Ribozomal (= rRNA) ve Transfer (=tRNA) Kimyasal analizler, DNA molekülünün aksine,RNA moleküllerinin komplomenter bazlar taşımadığını ve bunun sonucunda DNA gibi çift kollu olmadığını ortaya çıkarmıştır. RNA, uzun, dalsız ve 3'-5' fosfodiester bağları ile birbirine bağlanmış dört çeşit ribonukleotitten meydana gelmiştir. Bu bağlanma bir nukleribozun, RNA polimeraz ile diğer tıukleotitteki fosfata bağlanması şeklinde olur. Tepkimeye giren serbest nukleotitler; 3 fosfat grubu içerir. Bağlanma sırasında grubu ayrılarak enerji meydana gelir. Bu enerjiyle de zincirin oluşumu sağlanır. RNA deoksirobozun yerine riboz, timinin yerine urasil içerir. Sentezlenen rRNA, mRNA ve tRNA sitoplazmaya gönderilir. Ömürleri DNA gibi sınırsız değildir. Örneğin mRNA 240 dakikaya kadar işlev görecek durumdadır. tRNA’lar tekrar tekrar kullanıldıkları için, ancak zaman zaman yeniden üretilirler. RNA moleküllerinin üç çeşidi, protein sentezi için gereklidir; Messenger (haberci) RNA: Kalıtsal bilginin- DNA'dan, yani çekirdekten sitoplazmaya aktarılmasına yararlar. Ribozomal RNA: Çekirdekçikte bol bulunurlar; proteinlerle birlikte ribozomları yaparlar ve sitoplazmadaki partiküller ile, ribozomların arasındaki özgül olmayan bağlantıları sağlarlar. Transfer RNA: Bir adaptör gibi, aminoasitleri yakalayıp getirebilmeleri için, moleküleri küçüktür ve suda eriyebilir; buda onlara diffüzyon kolaylıkları sağlar. Hücre Hücre konusunda gördüğümüz gibi, sitopla zar ve tüplerden meydana gelmiş bir galeri sistemine, yani endoplazmik retikuluma sahiptir. Ribozomlar ya bu zar sistemine yapışıktır yada hücre sıvısı içerisinde yüzer.

http://www.biyologlar.com/rna-tipleri

Zeytin sineği ( Bactrocera oleae )

Regnum; Animalia Phylum; Arthropoda Classis; İnsecta Subclassis; Pterygota Ordo; Diptera Familya; Trypetidae Subfamilya; Dacinae Tribe; Dacini Genus; Bactrocera Species; oleae Bactrocera oleae ( Zeytin Sineği ) Tanımı ve YaşayışıErgin 4-6 mm boyunda, parlak kahve ve bal renklidir. Zeytin sineği, çoğunlukla kışı toprağın 2-5 cm derinliğinde pupa halinde veya zeytinlik ve fundalıklarda ergin halinde geçirir. Zeytin sineği, çoğunlukla kışı toprağın 2-5 cm derinliğinde pupa halinde veya zeytinlik ve fundalıklarda ergin halinde geçirir. Erginler, toprak sıcaklığının 10 0C'yi bulmasından itibaren, ender olarak nisan başlarında, genel olarak hazirandan itibaren topraktan çıkmaya başlarlar. Meyvelerin yumurta konulmaya elverişli hale gelmeye başladığı haziran sonlarında çiftleşen dişiler, öncelikle iri, parlak ve yağlanmaya başlamış zeytin meyvelerine yumurtasını, yumurta koyma borusu ile açmış olduğu V şeklindeki yarığa bırakır. Bir dişi, bir zeytin meyvesine ancak tek bir yumurta bırakabilir. Yoğunluğun yüksek olduğu yerlerde bir zeytin meyvesine farklı dişilerce 7-9 adet yumurta bırakılabilir. Yumurta konan yer bir gün sonra koyu kahverengine dönüşür, buna "vuruk" denir. Bir dişi 200-250 yumurta koyabilir. Yumurtadan çıkan larva meyve etinde galeriler açarak beslenir. Üç larva dönemini tamamlayarak olgun larva haline gelir. Olgun larva meyvenin yüzeyine gelir, meyve zarını kemirerek inceltir, 2-3 mm geri çekilerek pupa olur ve daha sonra buradan ergin çıkar. Son döl larvaları, toprakta pupa olurlar. Ege'de 4-5; Marmara'da 3-4; Güney Anadolu'da 2-5; Karadeniz Bölgesinde 3-4 döl vermektedir. Bir dölün gelişme süresi 30-40 gün kadardır. Zeytin sineği ergini Erginler, toprak sıcaklığının 10 C’yi bulmasından itibaren, ender olarak nisan başlarında, genel olarak hazirandan itibaren topraktan çıkmaya başlarlar. Yumurta koyma olgunluğuna gelmek için, bir süre civardaki tatlı maddelerle beslenirler. Meyvelerin yumurta konulmaya elverişli hale gelmeye başladığı haziran sonlarında çiftleşen dişiler, öncelikle iri, parlak ve yağlanmaya başlamış zeytin meyvelerine yumurtalarını bırakır. Bir dişi bir zeytin meyvesine ancak tek bir yumurta bırakabilir. Yoğunluğun yüksek olduğu yerlerde bir zeytin meyvesine farklı dişilerce 7-9 adet yumurta bırakılabilir. Yumurta konan yer, bir gün sonra koyu kahverengine dönüşür, buna’’vuruk’’ denir. Bir dişi hayatı boyunca 200- 250 yumurta koyabilir. Yazın yumurta açılma süresi 18 oC’de 2 gündür. Bu süre sonbaharda 6-10 güne kadar uzar. Yumurtadan çıkan larva meyve etinde galeriler açarak beslenir. Larva gelişme süresi 15-16 gündür. Zarar Şekli Zeytin sineği larva döneminde ve meyve etinde zararlı olur. Larva gelişme süresin de çekirdek etrafında galeriler açarak beslenir. Böylece meyvelerin çürüyerek dökülmesine, yağ miktarının azalmasına, kısmen de yağda asitliğin yükselmesine neden olur. Özellikle sofralık zeytinlerde zararı daha büyük önem taşımaktadır. Zarar oranı normal yıllarda %15-30, salgın yıllarda ise %100’e kadar ulaşabilmektedir. Mücadelesi Kültürel Önlemler Pupaların yok edilmesi için kış aylarında toprak sürülmelidir. Zarar periyodu boyunca 3-4 günde bir, kurtlu zeytinler toplanarak zeytinlikten uzaklaştırılır. Zeytin sineğinin sonbahardaki yoğun zararını önlemek için erken hasat yapılmalıdır. Biyolojik Mücadele Ege ve Akdeniz bölgelerinde yapılmış çalışmalarda, Zeytin sineğinin pek çok doğal düşmanı saptanmıştır. Ancak bunlar, doğada zararlıyı tek başına kontrol altına alacak yoğunluk ve etkinlikte değildir. Bu yüzden özellikle yağlık çeşitlerde yapılacak ilaçlamalarda doğal dengeye daha az zararlı olan bitki koruma ürünleri seçilmelidir. Biyoteknolojik Mücadele Kitlesel tuzaklama metodu kullanılarak Zeytin sineği populasyonunun yüksek olmadığı alanlarda (en az 5 ha) Zeytin sineği ile başarılı bir şekilde mücadele etmek mümkün olmaktadır. Kimyasal Mücadele İlaçlama ZamanıErgin çıkış zamanları iklim, toprak karakteri, çeşit vb. etkenlere bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bölge farklılıkları dikkate alınarak , meyvelerin yumurta koyma olgunluğuna geldiği dönemde vuruk sayımları yapılarak, yeterli vuruk ve tuzaklarda yakalanan Zeytin sineği ergin sayısında artış görülmesi halinde ilaçlamaya geçilmelidir. Bu nedenle tuzakların haziran ayının ilk yarısından itibaren asılması gerekmektedir. Vuruk sayımları haftada 1-2 kez, ağaçların güney-doğu kısımlarındaki parlak, yağlanmaya başlamış, flüoresans sarı renkteki en az 1000’er meyvede yapılarak vuruk yüzdesi belirlenir. Yapılan sayımlar sonucunda salamuralık çeşitlerde %1 vuruk, yağlık çeşitlerde ise %6-8 vuruk saptandığında, yer aletleri ile zehirli yem kısmi dal ilaçlaması veya kaplama ilaçlama yapılmalıdır. DOĞAL DÜŞMANLARI•Ülkemizde saptanan Zeytin sineği parazitoidleri aşağıda verilmiştir:•Aprostocetus epicharmus Walk.(Hym.:Chalcididae)•Cyrtoptyx dacicida Masi.(Hym.:Pteromalidae)•Cyrtoptyx latipes Rond.(Hym.:Pteromalidae)•Eurytoma parvula(Thom.)(Hym.:Eurytomidae)•E. strigrifrons(Thom.)(Hym.:Eurytomidae)•E. tibialis Boh.(Hym.: Eurytomidae)•Eupelmus urozonus Dalm.(Hym.:Eupelmidae)•Metaphycus silvestrii Sug.(Hym.:Encyrtidae)•Opius concolor Szelp.(Hym.:Braconidae)•Pnigalio mediterraneus(Fer. and Del.)(Hym.:Eulophidae)•Zaglyptus multicolor Grav.(Hym.:Ichneumonidae)

http://www.biyologlar.com/zeytin-sinegi-bactrocera-oleae-

Bitkiler

BitkilerBitkiler (Plantae), fotosentez yapan, ökaryotik, ağaçlar, çiçekler, otlar, eğreltiotları, yosunlar ve benzeri organizmaları içinde bulunduran çok büyük bir canlılar alemidir. Bitkiler, topluluk halinde yaşarlar. Bitkilerin bir bölgede oluşturdukları örtüye bitki örtüsü denir. Flora, bir bölgede yetişen bütün bitki türlerinin hepsine denir. Herhangi bir bölgenin yaşam koşullarında gelişen, benzer ekolojik yapı içeren bitki topluluğuna vejetasyon denir. Bunlar 4 sınıftır: Ormanlar (her zaman yeşil tropikal yağmur, subtropikal, orta kuşak, sert yapraklı, iğne yapraklı, kışın yaprak dökenler, muson ormanları, tropikal kuru, mangrov, galeri, bataklık), Çalılar (maki, garig, psödomaki), otlar (savan, step, çöl), tundra. Bitkilerin yetişmesini etkileyen bir çok faktör vardır. Bunlar; ekvatora uzaklık, denizden yükseklik(rakım), arazi eğimi, ışık, sıcaklık, nem, yıllık yağış miktarı, toprak içeriği, canlı faktörler(insan, hayvan, diğer bitkiler, mikroorganizmalar)'dir Bitkiler, fotosentezle ekolojik dengeyi sağlamada temel rol oynadıklarından, canlılar dünyasında çok önemli yere sahiptirler. Bitkiler aleminin 350.000'e yakın türü mevcuttur. 2004 itibariyle 287.655 bitki türü tanımlanmıştır. Bunlardan 258.650'si çiçekli bitkilerden, 15,000'i de yosunlardan olarak tanımlanmıştır. Bitkiler genelde ototrof (özbeslek) organizmalardır ve enerjilerini güneş ışığından alırlar. Birçok bitki kloroplastları sayesinde fotosentez ile organik bileşiklerini üretir. Bitki hücreleri genellikle kareye benzer şekildedir. (Bknz. Hücre) Bitkiler, tohumsuz bitkiler (Cryptogamae) ve tohumlu bitkiler (Spermatophyta) olmak üzere iki büyük gruba ayrılırÇiçeksiz Bitkiler Tohumsuz bitkiler, ilkel bir gruptur ve sporla çoğalırlar. Bu bitkilerin çoğu kök, gövde, yaprak ve çiçek gibi organ farklılaşmalarını belirgin olarak göstermezler. Bitkinin tümü aynı yapıda, yapraksı ya da şeritsidir ve bu yapıya "tallus" denir. Talluslu tüm bitkilere "Thallophyta" denilmektedir. Daha gelişmiş olan ve organ farklılaşmaları gösteren bitkilere ise "Kormophyta", bu tip yapıyı da "kormus" denir. Suyosunları (algler), karayosunları (Bryophyta), ciğerotları, boynuzotları, yapraklı karayosunları ve vasküler bitkileri (fosil türler ve eğreltiotları gibi) içeren gruptur. Tohumlu bitkiler Tohumlu bitkiler bulundurdukları "tohum"la tohumsuz bitkilerden ayrılırlar. Üreme ve yayılma organı olan tohum, iki şekilde oluşturulabilir ve tohumlu bitkiler buna göre iki büyük bölüme ayrılır: Açık Tohumlu Bitkiler Gymnospermae: Tohum taslakları, meyva yaprakları tarafından örtülmeden açıkta tohum meydana getiren bitkiler. Açık tohumlu bitkileri genellikle ağaçlar ya da ağaççık formundaki odunsu bitkiler oluşturur. Genellikle herdem yeşil olup, yaprakları çoğunlukla iğnemsi, şekilde bu yüzden de, kuraklığa dayanıklıdırlar. Kapalı Tohumlu Bitkiler Angiospermae Tohum taslakları, meyva yapraklarının birleşmesiyle oluşan odacık içinde kapalı olarak tohum geliştiren bitkiler. Kapalı tohumlular, açık tohumlulara göre daha gelişmişlerdir. Genellikle otsu, odunsu ve çalı formunda olurlar. Çoğunun kültürü yapılır ve ekonomik önemleri vardır. Kapalı tohumlular, iki çenekliler (Magnoliopsida, Dicotyledoneae) ve bir çenekliler (Liliopsida, Monocotyledoneae) olmak üzere 2 sınıfa ayrılır.

http://www.biyologlar.com/bitkiler

KEMİKLİ BALIKLARIN SINIFLANDIRILMASI

ALTSINIF: OSTEICHTHYES (KEMİKLİ BALIKLAR) TAKIM : CHONDROSTEI (ACIPENSERIFORMES) 1. Familya : ACIPENSERIDAE (MERSİN BALIKLARI) Acipenser gueldenstaedti Brandt, 1833 (Rus Mersin Balığı) Acipenser nudiventris Lovetzky, 1828 (Mersin Balığı) Acipenser stellatus Pallas, 1771 (Mersin Balığı) Acipenser sturio Linnaeus, 1758 (Kolan Balığı) Huso huso (Linnaeus, 1758) (Mersin Morinası)   TAKIM : ISOSPONDYLI (CLUPEIFORMES) (ESAS SARDALYALAR)   2. Familya : CLUPEIDAE (SARDALYALAR) Alosa caspia (Eichwald, 1838) (Tırsi) Alosa caspia bulgarica Drensky, 1934 (Tırsi) Alosa caspia nordmanni Antipa,1906 (Tırsi) Alosa caspia palaeostomi (Sadowsky, 1934) (Tırsi) Alosa caspia tanaica (Grimm, 1901) (Tırsi) Alosa fallax nilotica (E.Geoffroy Saint-Hilaire, 1808) (Tırsi) Alosa pontica (Eichwald,1838) (Tırsi) Clupeonella cultriventris (Nordmann, 1840) (Tırsi) Dussumieria elopsoides Valenciennes, 1847 (Hint Sardalyası) Etrumeus teres (Dekay, 1842) (Akdeniz hamsisi) Herklotsichthys punctatus (Ruppell, 1837) (Sardalya) Sardina pilchardus (Walbaum, 1792) (Sardalya) Sardinella aurita Valenciennes, 1847 (Büyük Sardalya) Sardinella maderensis (Lowe, 1839) (Tirsi) Sprattus sprattus (Linnaeus, 1758) (Çaça) 3. Familya : ENGRAULIDAE (HAMSİLER) Engraulis encrasicolus (Linnaeus,1758) (Hamsi)   4. Familya : GONOSTOMATIDAE (IŞILDAK BALIKLARI) Cyclothone braueri Jespersen & Taning, 1926 (Işıldak Balığı)   5. Familya : STERNOPTYCHIDAE (BALTA BALIKLARI)   Argyropelecus hemigymnus Cocco, 1829 (Işıldak Balığı) Maurolicus muelleri (Gmelin, 1788) (Işıldak Balığı)   6. Familya : PHOTICHTHYIDAE   Vinciguerria attenuata (Cocco, 1838) (Işıldak Balığı)   7. Familya : CHAULIODONTIDAE (ENGEREK BALIKLARI)   Chauliodus sloani Schneider, 1801 (Engerek Balığı)   8. Familya : STOMIIDAE (KOCAAğIZ BALIKLARI)   Stomias boa (Risso, 1810) (Kocaağız Balığı)   9. Familya : SALMONIDAE (ALABALIKLAR)   Salmo trutta labrax Pallas, 1811 (Deniz Alası)   10. Familya : ARGENTINIDAE (CAMGÖZLÜLER)   Argentina sphyraena Linnaeus, 1758 (Derinsu Gümüş Balığı)   TAKIM : INIOMI (SCOPELIFORMES) (IŞIKLI SARDALYALAR)   11. Familya : AULOPIDAE (FİLAMENTLİ ZURNA BALIKLARI)   Aulopus filamentosus (Bloch,1792) (Filamentli Zurna Balığı)   12. Familya : SYNODONTIDAE (KERTENKELE BALIKLARI, ZURNA BALIKLARI)   Synodus saurus (Linnaeus,1758) (Zurna Balığı, Lokum Balığı, İskarmoz) Saurida undosquamis (Richardson, 1848) (Zurna Balığı, Lokum Balığı, İskarmoz)   13. Familya : CHLOROPHTHALMIDAE (YEŞİL GÖZLÜLER, ÖRÜMCEK BALIKLARI)   Chlorophthalmus agassizi Bonaparte, 1840 (Yeşilgöz Balığı) Bathypterois mediterraneus Bauchot, 1962 (Örümcek Balığı)   14. Familya : MYCTOPHIDAE (IŞILDAK BALIKLARI)   Benthosema glaciale (Reinhardt, 1837) (Işıldak Balığı) Ceratoscopelus maderensis (Lowe, 1839) (Işıldak Balığı) Diaphus holti Taning, 1918 (Işıldak Balığı) Diaphus metopoclampus (Cocco, 1829) (Işıldak Balığı) Hygophum benoiti (Cocco, 1838) (Işıldak Balığı) Lampanyctus crocodilus (Risso, 1810) (Işıldak Balığı) Lobianchia dofleini (Zugmayer, 1911) (Işıldak Balığı) Myctophum punctatum Rafinesque, 1810 (Işıldak Balığı)   15. Familya : PARALEPIDIDAE (YALANCI ZARGANALAR)   Sudis hyalina Rafinesque, 1810 (Yalancı Zargana Balığı-Derin Deniz Turnası)   TAKIM : APODES (ANGUILLIFORMES) (YILANBALIKLARI)   16. Familya : ANGUILLIDAE (YILANBALIKLARI) Anguilla anguilla (Linneaeus, 1758) (Tatlısu Yılan Balığı)   17. Familya : MURAENIDAE (MÜRENLER)   Gymnothorax unicolor (Delaroche, 1809) (Kahverengi Müren Balığı) Muraena helena Linnaeus, 1758 (Müren Balığı)   18. Familya : XENOCONGRIDAE   Chlopsis bicolor Rafinesque, 1810 (İki Renkli Yalancı Müren)   19. Familya : CONGRIDAE (MIĞRILAR)   Ariosoma balearicum (Delaroche, 1809) (Mığrı) Conger conger ([Artedi, 1738] Linnaeus, 1758) (Mığrı) Gnathophis mystax (Delaroche, 1809) (Mığrı)   20. Familya : OPHICHTHIDAE (YILANKURDU BALIKLARI)   Dalophis imberbis (Delaroche, 1809) (Yılan Balığı) Echelus myrus (Linnaeus, 1758) (Mırmır Yılan Balığı) Ophichthus rufus (Rafinesque, 1810) (Yılankurdu Balığı) Ophisurus serpens Linnaeus,1758 (Dikenli Yılan Balığı)   TAKIM : SYNENTOGNATHI (BELONIFORMES) (ZARGANALAR)   21. Familya : BELONIDAE (ZARGANALAR)   Belone belone (Linnaeus, 1761) (Zargana) Belone belone euxini Gunther, 1866 (Zargana) Belone belone gracilis Lowe, 1839 (Zargana) Belone svetovidovi Collette & Parin, 1970 (Zargana) Tylosurus acus imperialis (Rafinesque, 1810) (Zargana)   22. Familya : SCOMBERESOCIDAE (ZARGANALAR) Scomberesox saurus (Walbaum, 1792) (Zargana)   23. Familya : EXOCOETIDAE (UÇANBALIKLAR)   Cheilopogon heterurus (Rafinesque, 1810) (Uçan Balık) Hirundichthys rondeletii (Valenciennes, 1846) (Uçan Balık) Parexocoetus mento (Valenciennes, 1846) (Uçan Balık)   24. Familya : HEMIRAMPHIDAE (YARIMGAGA BALIKLARI) Hemiramphus far (Forsskal, 1775) (Çomak Balığı, İbikli) Hyporhampus picarti (Valenciennes, 1846) (Çomak Balığı, İbikli)   TAKIM : MICROCYPRINI (CYPRINODONTIFORMES)   25. Familya : CYPRINODONTIDAE (DİŞLİ SAZANCIKLAR) Aphanius dispar (Ruppell, 1828) (Dişli Sazancık) Aphanius fasciatus (Nardo, 1827) (Dişli Sazancık)   TAKIM : SOLENICHTHYES (SYNGNATHIFORMES) (BORU BALIKLARI)   26. Familya : MACRORHAMPHOSIDAE (BORU BALIKLARI) Macroramphosus scolopax (Linnaeus, 1758) (Boru Balığı)   27. Familya : SYNGNATHIDAE (DENİZ İĞNELERİ, DENİZ ATLARI) Hippocampus hippocampus (Linnaeus,1758) (Denizatı) Hippocampus ramulosus Leach, 1814 (Denizatı) Nerophis ophidion (Linnaeus,1758) (Deniziğnesi) Syngnathus abaster Risso, 1826 (Deniziğnesi) Syngnathus acus Linnaeus, 1758 (Deniziğnesi) Syngnathus phlegon Risso, 1826 (Deniziğnesi) Syngnathus schmidti Popov, 1928 (Deniziğnesi) Syngnathus tenuirostris Rathke, 1837 (Deniziğnesi) Syngnathus typhle Linnaeus, 1758 (Deniziğnesi) Syngnathus variegatus Pallas, 1811 (Deniziğnesi)   28.Familya: FISTULARIDAE Fistularia commersonii Rüppell, 1838 (Çomak balığı)   TAKIM : THORACOSTEI (GASTEROSTEIFORMES) (DİKENCELER) 29. Familya : GASTEROSTEIDAE (DİKENCELER) Gasterosteus aculeatus Linnaeus, 1758 (Dikence Balığı)   TAKIM : ANACANTHINI (GADIFORMES) (MEZGİTLER)   30. Familya : MACROURIDAE (FARE KUYRUKLULAR) Coelorhynchus coelorhynchus (Risso, 1810) (Fare Balığı) Hymenocephalus italicus Giglioli, 1884 (Kılkuyruk Fare Balığı) Nezumia aequalis (Gunther, 1878) (Fare Balığı) Nezumia sclerorhynchus (Valenciennes, 1838) (Fare Balığı) Trachyrhynchus trachyrhynchus (Risso, 1810) (Uzun Burunlu Fare Balığı)   31. Familya : MERLUCCIIDAE (BERLAM BALIKLARI) Merluccius merluccius (Linnaeus, 1758) (Bakalyaro-Berlam)   32. Familya : GADIDAE (MEZGİT BALIKLARI) Gadiculus argenteus argenteus Guichenot, 1850 (Pamukçuk Balığı) Merlangius merlangus euxinus (Nordmann, 1840) (Mezgit) Micromesistius poutassou (Risso, 1826) (Derinsu Mezgiti, Mavi Mezgit) Trisopterus minutus capelanus (Lacepede, 1800) (Tavuk Balığı) Antonogadus megalokynodon (Kolombatovic, 1894) (Küçük Gelincik) Gaidropsarus mediterraneus (Linnaeus,1758) (Gelincik Balığı) Gaidropsarus vulgaris (Cloquet, 1824) (Gelincik Balığı) Molva dipterygia macrophthalma (Rafinesque, 1810) (Uzun gelincik) Phycis blennoides (Brunnich, 1768) (Gelincik Balığı) Phycis phycis (Linnaeus, 1766) (Gelincik Balığı)   33. Familya : MORIDAE (MORINALAR) Mora moro (Risso, 1810) (Morina) Gadella maraldi (Risso, 1810) (Morina)   TAKIM : ALLOTRIOGNATHI (LAMPRIDIFORMES) (PARLAYAN BALIKLAR) 34. Familya : REGALECIDAE (KURDELA BALIKLARI) Regalecus glesne Ascanius, 1772 (Büyük Kurdela Balığı)   35. Familya : TRACHIPTERIDAE (KAĞITBALIKLARI) Trachipterus trachypterus (Gmelin, 1789) (Kağıt Balığı) Zu cristatus (Bonelli, 1820) (Tepeli Kağıt Balığı) 36. Familya : LOPHOTIDAE   Lophotus lacepedei Giorna, 1809   TAKIM : BERYCOMORPHI (BERYCIFORMES) 37. Familya : TRACHICHTHYIDAE (KEMİKBAŞLILAR) Hoplostethus mediterraneus Cuvier, 1829 (Kütük Balığı)   38. Familya : HOLOCENTRIDAE (ASKER BALIKLARI) Sargocentrum rubrum (Forsskal, 1775) (Asker Balığı, Hindistan Balığı, Naylon Balığı, Sincap Balığı)   TAKIM : ZEOMORPHI (ZEIFORMES)   39. Familya : ZEIDAE (DÜLGER BALIKLARI) Zeus faber Linnaeus, 1758 (DÜlger Balığı, Peygamber Balığı)   40. Familya : CAPROIDAE (PERİ BALIKLARI) Capros aper (Linnaeus, 1758) (Peri Balığı)   TAKIM : PERCOMORPHI (PERCIFORMES) (LEVREKLER) 41. Familya : SERRANIDAE (HANİ BALIKLARI)   Anthias anthias (Linnaeus, 1758) (Berber Balığı) Callanthias ruber (Rafinesque, 1810) (Berber Balığı) Epinephelus aeneus (E.Geoffroy Saint-Hilarie, 1817) (Lahos) Epinephelus alexandrinus (Valenciennes, 1828) (Lahos ) Epinephelus caninus (Valenciennes, 1843) (Orfoz) Epinephelus guaza (Linnaeus, 1758) (Orfoz) Ephinephelus haifensis Ben-Tuvia, 1953 (Orfoz, Börtlek, Arap) Mycteroperca rubra (Bloch, 1793) (Taş Hanisi) Polyprion americanus (Schneider,1801) (İskorpit Hanisi) Serranus cabrilla (Linnaeus, 1758) (Asıl Hani) Serranus hepatus (Linnaeus, 1758) (Benekli Hani) Serranus scriba (Linnaeus, 1758) (Çizgili Hani)   42. Familya : MORONIDAE (LEVREK BALIKLARI) Dicentrarchus labrax (Linnaeus, 1758) (Levrek) Dicentrarchus punctatus (Bloch, 1792) (Benekli Levrek)   43. Familya : TERAPONIDAE (İSPAROZ BALIKLARI) Pelates quadrilineatus (Bloch, 1790) (Çizgili İsparoz)   44. Familya : APOGONIDAE (KARDİNAL BALIKLARI) Apogon imberbis (Linnaeus, 1758) (Kardinal Balığı) Apogon nigripinnis Cuvier, 1838 (Kardinal Balığı) Epigonus telescopus (Risso, 1810) (Küçük Kardinal Balığı) Microichthys coccoi Ruppell, 1852 (Derinsu Kardinal Balığı)   45. Familya : CEPOLIDAE (KURDELA BALIKLARI) Cepola rubescens Linnaeus, 1766 (Kurdele Balığı)   46. Familya : POMATOMIDAE (LÜFERLER) Pomatomus saltator (Linnaeus, 1766) (Lüfer)   47. Familya : CARANGIDAE (İSTAVRİTLER) Alectis alexandrinus (E.Geoffroy Saint-Hilaire, 1817) (İskender Balığı) Alepes djeddaba (Forskkal, 1775) (Çatal Balığı) Campogramma glaycos (Lacepede, 1801) (Çıplak) Caranx crysos (Mitchill, 1815) (Kral Balığı) Caranx hippos (Linnaeus, 1766) (Kral Balığı) Caranx rhonchus E.Geoffroy Saint-Hilaire, 1817 (Kral Balığı) Lichia amia (Linnaeus, 1758) (Akya) Naucrates ductor (Linnaeus, 1758) (Malta Palamutu, Kılavuz Balığı) Pseudocaranx dentex (Schneider, 1801) (Kral Balığı) Seriola dumerili (Risso, 1810) (Sarı Kuyruk) Trachinotus ovatus (Linnaeus, 1758) (Yaladerma) Trachurus mediterraneus (Steindachner, 1868) (Sarıkuyruk İstavrit) Trachurus picturatus (Bowdich, 1825) (İstavrit) Trachurus trachurus (Linnaeus, 1758) (Karagöz İstavrit)   48. Familya : CORYPHAENIDAE (LAMBUGA BALIKLARI) Coryphaena hippurus Linnaeus, 1758 (Lambuga)   49. Familya : BRAMIDAE (BALTABAŞ BALIKLARI) Brama brama (Bonnaterre, 1788) (Balta Balığı)   50. Familya : LOBOTIDAE (ÜÇKUYRUK BALIKLARI) Lobotes surinamensis (Bloch, 1790) (Üç Kuyruk Balığı, Tahta Balığı)   51. Familya : LEIOGNATHIDAE (EKSİ BALIKLARI) Leiognathus klunzingeri (Steindachner, 1898) (Eksi Balığı)   52. Familya : HAEMULIDAE (GARGUR BALIKLARI) Pomadasys incisus (Bowdich, 1825) (Gargur)   53. Familya : SCIAENIDAE (GÖLGE BALIKLARI) Argyrosomus regius (Asso, 1801) (Sarı Ağız, Yağlı Dramos) Sciaena umbra Linnaeus, 1758 (Kaya Levreği, İşkine) Umbrina cirrosa (Linnaeus, 1758) (Minakop, Kötek Balığı)   54. Familya : SILLAGINIDAE (GÜMÜŞ SİLLAGOLAR) Sillago sihama (Forsskal, 1775) (Sivriburun Gümüş)   55. Familya : MULLIDAE (BARBUNYALAR) Mullus barbatus Linnaeus, 1758 (Barbunya) Mullus surmuletus Linnaeus, 1758 (Tekir) Upeneus moluccensis (Bleeker,1855) (Paşa Barbunu) Upeneus pori (Ben-Tuvia & Golani, 1989) (Paşa Barbunu)   56. Familya : PEMPHERIDAE (ÇÖPÇÜ BALIKLARI) Pempheris vanicolensis Cuvier, 1831 (Üçgen Balığı, Yaprak Balığı)   57. Familya : SPARIDAE (MERCAN BALIKLARI) Boops boops (Linnaeus, 1758) (Kupes) Dentex dentex (Linnaeus, 1758) (Sinagrit) Dentex gibbosus (Rafinesque, 1810) (Trança) Dentex macrophthalmus (Bloch, 1791) (Patlakgöz Mercan) Dentex maroccanus Valenciennes, 1830 (Fas Mercanı) Diplodus annularis (Linnaeus, 1758) (Isparoz) Diplodus cervinus cervinus (Lowe, 1841) (Çizgili Mercan) Diplodus puntazzo (Gmelin, 1789) (Sivriburun Karagöz) Diplodus sargus (Linnaeus, 1758) (Sargos) Diplodus vulgaris (E. Geoffroy Saint-Hilaire, 1817) (Karagöz) Lithognathus mormyrus (Linnaeus, 1758) (Mırmır) Oblada melanura (Linnaeus, 1758) (Melanura, Minanur) Pagellus acarne (Risso, 1826) (Yabani Mercan) Pagellus bogaraveo (Brunnich, 1768) (Mandagöz Mercan) Pagellus erythrinus (Linnaeus, 1758) (Kırma Mercan) Pagrus auriga (Valenciennes, 1843) (Çizgili Mercan) Pagrus caeruleostictus (Valenciennes, 1830) (Yalancı Trança) Pagrus pagrus (Linnaeus, 1758) (Fangri) Sarpa salpa (Linnaeus, 1758) (Salpa) Sparus aurata Linnaeus, 1758 (Çipura) Spondyliosoma cantharus (Linnaeus,1758) (Iskatari)   58. Familya : CENTRACANTHIDAE (İZMARİTLER) Centracanthus cirrus Rafinesque, 1810 (İstrangilos) Spicara flexuosa Rafinesque, 1810 (İzmarit) Spicara maena (Linnaeus, 1758) (Beyazgöz) Spicara smaris (Linnaeus, 1758) (Istrangilos)   59. Familya : POMACENTRIDAE (PAPAZ BALIKLARI) Chromis chromis (Linnaeus, 1758) (Papaz Balığı, Çatalkuyruk)   60. Familya : LABRIDAE (LAPİNLER) Acantholabrus palloni (Risso, 1810) (Derinsu Lapini) Coris julis (Linnaeus, 1758) (Gelin Balığı) Ctenolabrus rupestris (Linnaeus, 1758) (Çırçır, Ot Balığı) Labrus bergylta Ascanius, 1767 (Lapin) Labrus bimaculatus Linnaeus, 1758 (Lapin) Labrus merula Linnaeus, 1758 (Lapin) Labrus viridis Linnaeus, 1758 (Lapin) Pteragogus pelycus Randall, 1981 (Flamentli Çırçır) Symphodus cinereus (Bonnaterre, 1788) (Çırçır) Symphodus doderleini Jordan, 1891 (Çırçır) Symphodus mediterraneus (Linnaeus, 1758) (Çırçır) Symphodus melanocercus (Risso, 1810) (Çırçır) Symphodus melops (Linnaeus, 1758) (Çırçır) Symphodus ocellatus (Forsskal, 1775) (Çırçır) Symphodus roissali (Risso, 1810) (Çırçır) Symphodus rostratus (Bloch, 1797) (Çırçır) Symphodus tinca (Linnaeus, 1758) (Çırçır) Thalassoma pavo (Linnaeus, 1758) (Gün Balığı) Xyrichthys novacula (Linnaeus, 1758) (Ustura Balığı)   61. Familya : SCARIDAE (PAPAĞAN BALIKLARI) Sparisoma cretense (Linnaeus, 1758) (Iskaroz, Papağan Balığı)   62. Familya : AMMODYTIDAE (KUM BALIKLARI) Gymnammodytes cicerelus (Rafinesque, 1810) (Kum Balığı)   63. Familya : TRACHINIDAE (TRAKONYALAR) Echiichthys vipera (Cuvier, 1839) (Varsam) Trachinus araneus Cuvier, 1829 (Kum Trakonyası) Trachinus draco Linnaeus, 1758 (Trakonya) Trachinus radiatus Cuvier, 1829 (Trakonya) 64. Familya : URANOSCOPIDAE (GÖĞE BAKANLAR)   Uranoscopus scaber Linnaeus, 1758 (Tiryaki Balığı, Kurbağa Balığı)   65. Familya : SIGANIDAE (SOKAR BALILARI) Siganus luridus (Ruppell, 1828) (Sokar Balığı) Siganus rivulatus Forsskal, 1775 (Esmer Sokar Balığı)   66. Familya : GEMPYLIDAE (YAĞ BALIKLARI) Ruvettus pretiosus Cocco, 1829 (Kalas Balığı)   67. Familya : TRICHIURIDAE (KILKUYRUK BALIKLARI) Lepidopus caudatus (Euphrasen, 1788) (Palaska Balığı) Trichiurus lepturus Linnaeus, 1758 (Kılkuyruk Balığı)   68. Familya : SCOMBRIDAE (USKUMRULAR) Auxis rochei (Risso, 1810) (Gobene Balığı) Euthynnus alletteratus (Rafinesque, 1810) (Yazılı Orkinos) Katsuwonus pelamis (Linnaeus, 1758) (Çizgili Tonito) Orcynopsis unicolor (E.Geoffroy Saint-Hilaire, 1817) (Ak Palamut) Sarda sarda (Bloch, 1793) (Palamut) Scomber japonicus Houttuyn, 1782 (Kolyoz) Scomber scombrus Linnaeus, 1758 (Uskumru) Scomberomorus commerson (Lacepede, 1800) (Palamut Kolyozu) Thunnus alalunga (Bonnaterre, 1788) (Orkinoz) Thunnus thynnus (Linnaeus, 1758) (Ton Balığı)   69. Familya : LUVARIDAE (İMPARATOR BALIKLARI) Luvarus imperialis Rafinesque, 1810 (İmparator Balığı)   70. Familya : ISTIOPHORIDAE (MARLİN BALIKLARI) Tetrapturus belone Rafinesque, 1810 (Kılıç Balığı)   71. Familya : XIPHIIDAE (KILIÇ BALIKLARI) Xiphias gladius Linnaeus, 1758 (Kılıç Balığı)   72. Familya : GOBIIDAE (KAYA BALIKLARI) Aphia minuta (Risso, 1810) (Beyaz Kayabalığı) Deltentosteus quadrimaculatus (Valenciennes, 1837) (Kayabalığı) Gobius auratus Risso, 1810 (Altın Kayabalığı) Gobius bucchichi Steindachner, 1870 (Kayabalığı) Gobius cobitis Pallas, 1811 (Kayabalığı) Gobius cruentatus Gmelin, 1789 (Kayabalığı) Gobius geniporus Valenciennes, 1837 (Kayabalığı) Gobius niger Linnaeus, 1758 (Kömürcü Kayabalığı) Gobius paganellus Linnaeus, 1758 (Kayabalığı) Gobius vittatus Vinciguerra, 1883 (Çizgili Kayabalığı) Knipowitschia caucasica (Kawrajsky in Berg, 1916) (Kayabalığı) Lesueurigobius friesii (Malm, 1874) (Kayabalığı) Lesueurigobius suerii (Risso, 1810) (Kayabalığı) Mesogobius batrachocephalus (Pallas, 1811) (Kayabalığı) Neogobius cephalarges (Pallas, 1811) (Kayabalığı) Neogobius eurycephalus (Kessler, 1874) (Kayabalığı) Neogobius fluviatilis (Pallas, 1811) (Tatlısu Kayabalığı) Neogobius gymnotrachelus (Kessler, 1857) (Kayabalığı) Neogobius melanostomus (Pallas, 1811) (Kayabalığı) Neogobius platyrostris (Pallas, 1811) (Kayabalığı) Neogobius ratan (Nordmann, 1840) (Kayabalığı) Oxyurichthys papuensis (Valenciennes,1837) (Kayabalığı) Pomatoschistus bathi Miller, 1982 (Küçük Kayabalığı) Pomatoschistus marmoratus (Risso, 1890) (Küçük Kayabalığı) Pomatoschistus minutus (Pallas, 1770) (Küçük Kayabalığı) Pomatoschistus pictus adriaticus Miller, 1972 (Küçük Kayabalığı) Proterorhinus marmoratus (Pallas, 1811) (Kayabalığı) Thorogobius ephippiatus (Lowe, 1839) (Kayabalığı) Zosterisessor ophiocephalus (Pallas, 1811) (Saz Kayabalığı)   73. Familya : CALLIONYMIDAE (ÜZGÜN BALIKLARI)   Callionymus fasciatus Valenciennes, 1837 (Üzgün Balığı) Callionymus filamentosus Valenciennes, 1837 (Üzgün Balığı) Callionymus lyra Linnaeus, 1758 (Üzgün Balığı) Callionymus maculatus Rafinesque, 1810 (Üzgün Balığı) Callionymus pusillus Delaroche, 1809 (Üzgün Balığı) Callionymus risso Le Sueur, 1814 (Üzgün Balığı) Synchiropus phaeton (Gunther, 1861) (Üzgün Balığı)   74. Familya : BLENNIIDAE (HOROZBİNALAR) Aidablennius sphynx (Valenciennes, 1836) (Horozbina) Blennius ocellaris Linnaeus, 1758 (Horozbina) Coryphoblennius galerita (Linneaus, 1758) (Horozbina) Lipophrys adriaticus (Steindachner & Kolombatovic, 1883) (Horozbina) Lipophrys basiliscus (Valenciennes, 1836) (Horozbina) Lipophrys canevai (Vinciguerra, 1880) (Horozbina) Lipophrys dalmatinus (Steindachner & Kolombatovic, 1883) (Horozbina) Lipophrys nigriceps nigriceps (Vinciguerra, 1883) (Horozbina) Lipophrys pavo (Risso, 1810) (Horozbina) Lipophrys trigloides (Valenciennes, 1836) (Horozbina) Parablennius gattorugine (Brunnich, 1786) (Horozbina) Parablennius incognitus (Bath, 1968) (Horozbina) Parablennius rouxi (Cocco, 1833) (Horozbina) Parablennius sanguinolentus (Pallas, 1811) (Horozbina) Parablennius tentacularis (Brunnich, 1768) (Horozbina) Parablennius zvonimiri (Kolombatovic, 1892) (Horozbina) Petroscirtes ancylodon Ruppell, 1838 (Horozbina) Scartella cristata (Linnaeus, 1758) (Horozbina)   75. Familya : CLINIDAE (PULLU HOROZBİNALAR) Clinitrachus argentatus (Risso, 1810) (Arı Balığı)   76. Familya : TRIPTERYGIIDAE (ÜÇ YÜZGEÇLİ HOROZBİNALAR)   Tripterygion melanurus Guichenot, 1845 (Karabaş Balığı) Tripterygion tripteronotus (Risso, 1810) (Karabaş Balığı) Tripterygion delaisi Cadenat & Blache, 1971 (Karabaş Balığı)   77. Familya : BYTHITIDAE   Bellottia apoda Giglioli, 1883   78. Familya : OPHIDIIDAE (KAYIŞ BALIKLARI) Ophidion barbatum Linnaeus, 1758 (Kayış Balığı) Ophidion rochei Muller, 1845 (Kayış Balığı) 79. Familya : CARAPIDAE (İNCİ BALIKLARI) Carapus acus (Brunnich, 1768) (İnci Balığı)   80. Familya : CENTROLOPHIDAE (KARA BALIKLAR) Centrolophus niger (Gmelin, 1789) (Kara Balık) 81. Familya : STROMAETIDAE (YILDIZ BALIKLARI) Stromateus fiatola Linnaeus, 1758 (Yıldız balığı)   82. Familya : SPHYRAENIDAE (İSKARMOZ BALIKLARI) Sphyraena chrysotaenia Klunzinger, 1884 (Turna Balığı, Iskarmoz) Sphyraena sphyraena (Linnaeus, 1758) (Turna Balığı, Iskarmoz) Sphyraena viridensis Cuvier, 1829 (Turna Balığı) Sphyraena flavicauda Rüppell, 1838 (Turna balığı)   83. Familya : MUGILIDAE (KEFALLER)   Chelon labrosus (Risso, 1826) (Kefal, Mavraki) Liza aurata (Risso, 1810) (Kefal, Altınbaş Kefal) Liza carinataa (Ehrenberg, 1836) (Kefal) Liza ramada (Risso, 1826) (Kefal, Ceyran) Liza saliens (Risso, 1810) (Kefal) Mugil cephalus Linnaeus, 1758 (Kefal, Has Kefal) Mugil soiuy Basilewsky, 1855(Çin Kefali,Rus Kefali) Oedalechilus labeo (Cuvier, 1829) (Kefal, Dudaklı Kefal)   TAKIM : ATHERINIFORMES (GÜMÜŞ BALIKLARI) 84. Familya : ATHERINIDAE (GÜMÜŞ BALIKLARI) Atherina hepsetus Linnaeus, 1758 (Gümüş Balığı, Çamuka) Atherina boyeri Risso, 1810 (Gümüş Balığı) Atherinomorus lacunosus (Forster, 1801) (Gümüş Balığı)   TAKIM : SCLEROPAREI (SCORPAENIFORMES)   85. Familya : SCORPAENIDAE (İSKORPİTLER) Helicolenus dactylopterus (Delaroche, 1809) (Derinsu İskorpiti) Scorpaena elongata Cadenat, 1943 (İskorpit) Scorpaena maderensis Valenciennes, 1833 (İskorpit) Scorpaena notata Rafinesque, 1810 (Benekli İskorpit) Scorpaena porcus Linnaeus, 1758 (Lipsoz) Scorpaena scrofa Linnaeus, 1758 (İskorpit) 86. Familya : TRIGLIDAE (KIRLANGIÇ BALIKLARI)   Aspitrigla cuculus (Linnaeus, 1758) (Kırlangıç, Dikenli Kırlangıç) Aspitrigla obscura (Linnaeus, 1758) (Kırlangıç) Eutrigla gurnardus (Linnaeus, 1758) (Benekli Kırlangıç) Lepidotrigla cavillone (Lacepede, 1801) (Kırlangıç) Lepidotrigla dieuzeidei Audoin, 1973 (Kırlangıç) Trigla lucerna Linnaeus, 1758 (Kırlangıç) Trigla lyra Linnaeus, 1758 (Kırlangıç, Öksüz balığı) Trigloporus lastoviza (Brunnich, 1768) (Kırlangıç, Mazak) 87. Familya : PERISTEDIIDAE (ÖKSÜZ BALIKLARI) Peristedion cataphractum (Linnaeus,1758) (Dikenli Öksüz) 88. Familya : DACTYLOPERIDAE (UÇAN KIRLANGIÇLAR) Dactylopterus volitans (Linnaeus,1758) (Uçan Kırlangıç Balığı) TAKIM: HETEROSOMATA (PLEURONECTIFORMES)   89. Familya : CITHARIDAE (KANCAAĞIZ PİSİ BALIKLARI) Citharus linguatula (Linnaeus,1758) (Kancaağız Pisi Balığı)   90. Familya : SCOPHTHALMIDAE (KALKANLAR)   Lepidorhombus boscii (Risso, 1810) (Benekli Pisi) Lepidorhombus whiffiagonis (Walbaum, 1792) (Pisi Balığı) Phrynorhombus regius (Bonnaterre, 1788) (Küçük Pisi Balığı) Scophthalmus maeoticus (Pallas, 1811) (Kalkan) Scophthalmus maximus (Linnaeus,1758) (Dişi Kalkan) Scophthalmus rhombus (Linnaeus,1758) (Çivisiz Kalkan)   91. Familya : BOTHIDAE (PİSİ BALIKLARI)   Arnoglossus imperialis (Rafinesque, 1810) (Küçük Pisi Balığı) Arnoglossus kessleri Schmidt, 1915 (Küçük Pisi Balığı) Arnoglossus laterna (Walbaum, 1792) (Küçük Pisi Balığı) Arnoglossus rueppelli (Cocco, 1844) (Küçük Pisi Balığı) Arnoglossus thori Kyle, 1913 (Küçük Pisi Balığı) Bothus podas (Delaroche, 1809) (Pisi Balığı) 92. Familya : PLEURONECTIDAE (DERE PİSİLERİ)   Platichthys flesus luscus (Pallas, 1811) (Dere Pisisi) 93. Familya : SOLEIDAE (DİL BALIKLARI) Buglossidium luteum (Risso, 1810) (Küçük Dil Balığı) Dicologoglossa cuneata ([de la Pylaie] Moreau, 1881) (Dil Balığı) Microchirus azevia (Capello, 1867) (Dil Balığı) Microchirus ocellatus (Linnaeus, 1758) (Benekli Dil Balığı) Microchirus variegatus (Donovan, 1808) (Lekeli Dil Balığı) Monochirus hispidus Rafinesque, 1814 (Küçük Dil Balığı) Solea impar Bennett, 1831 (Dil Balığı) Solea kleinii [Risso] Bonaparte, 1833 (Dil Balığı) Solea lascaris (Risso, 1810) (Dil Balığı) Solea nasuta (Pallas, 1811) (Dil Balığı) Solea solea (Linnaeus, 1758) (Dil Balığı) 94. Familya : CYNOGLOSSIDAE (SİVRİ KUYRUKLU DİL BALIKLARI) Cynoglossus sinusarabici (Chabanaud, 1931) (Küçük Dil Balığı) Symphurus nigrescens Rafinesque, 1810 (Küçük Dil Balığı) TAKIM : DISCOCEPHALI (ECHENEIFORMES) 95. Familya : ECHENEIDIDAE (VANTUZ BALIKLARI) Echeneis naucrates Linnaeus, 1758 (Kılavuz Balığı, Vantuz Balığı) Remora australis (Bennett, 1840) (Kılavuz Balığı, Vantuz Balığı) Remora remora (Linnaeus, 1758) (Kılavuz Balığı, Vantuz Balığı) TAKIM : PLECTOGNATHI (TETRAODONTIFORMES) 96. Familya : BALISTIDAE (ÇÜTRE BALIKLARI, TETİK BALIKLARI) Balistes carolinensis Gmelin, 1789 (Çütre Balığı, Yasemin Balığı) 97. Familya : MONACANTHIDAE (DİKENLİ ÇÜTRELER) Stephanolepis diaspros Fraser & Brunner, 1940 (Dikenli Çütre) 98. Familya : TETRAODONTIDAE (BALON BALIKLARI) Lagocephalus lagocephalus (Linnaeus, 1758) (Mavi Balon Balığı) Lagocephalus spadiceus (Richardson, 1844) (Balon Balığı) Sphoeroides pachygaster (Muller & Troschel, 1848) (Balon Balığı) Lagocephalus suezensis Clark & Gohar, 1953 (Balon Balığı) 99. Familya : MOLIDAE (PERVANE BALIKLARI, AY BALIKLARI) Mola mola (Linnaeus, 1758) (Pervane Balığı, Ay balığı) Ranzania laevis (Pennant, 1776) (Uzun Pervane Balığı, Ay balığı) TAKIM : XENOPTERYGII (GOBIESOCIFORMES) 100. Familya : GOBIESOCIDAE (ÖRDEK BALIKLARI) Diplecogaster bimaculata (Bonnaterre, 1788) (Ördek Balığı) Gouania wildenowi (Risso, 1810) (Ördek Balığı) Lepadogaster candollei Risso, 1810 (Ördek Balığı) Lepadogaster lepadogaster lepadogaster (Bonnaterre, 1788) (Ördek Balığı) TAKIM : PEDICULATI (LOPHIIFORMES) 101. Familya : LOPHIIDAE (FENER BALIKLARI) Lophius budegassa Spinola, 1807 (Fener Balığı) Lophius piscatorius Linnaeus, 1758 (Fener Balığı) TÜBİTAK:::Bilim ve Teknik:::2002

http://www.biyologlar.com/kemikli-baliklarin-siniflandirilmasi

Kalın kıskaçlı akrep (Scorpio maurus)

Kalın kıskaçlı akrep (Scorpio maurus)

Kalın kıskaçlı akrep (Scorpio maurus), Scorpionidae familyasından insan sağlığı açısından fazla tehlikeli olmayan bir akrep türü.

http://www.biyologlar.com/kalin-kiskacli-akrep-scorpio-maurus

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0