Biyolojiye gercekci yaklasimin tek adresi.

Arama Sonuçları..

Toplam 16 kayıt bulundu.

Büyük camgöz (Cetorhinus maximus)

Alem: Animalia (Hayvanlar) Şube: Chordata (Kordalılar) Sınıf: Chondrichthyes(Kıkırdaklı balıklar) Takım: Lamniformes Familya: Cetorhinidae Cins: Cetorhinus Tür: C. maximus Büyük camgöz (Cetorhinus maximus), dünyanın en büyük balığı olan balina köpek balığından sonra gelen, dünyanın 2'nci büyük balığıdır. 10 metre uzunluğa ve 3 ton ağırlığa ulaşabilir. 12 ya da 15 metre uzunluğunda olan dahada büyükleri görüldüğü anlatılmıştır ama bunlar bugüne kadar kanıtlanamamıştır. 3 metreden daha küçüklerini bulmak çok zordur ve bugüne kadar görülen en küçüğü 1,7 m'dir. Akvaryum ortamında 23 cm'ye düşebilir. Büyük camgözde aynı balina köpek balığı gibi sadece deniz suyundan plankton filitreliyerek beslenir ama balina köpek balığının yaptığı gibi aktif bir şekilde suyu kendi gücüyle içine çekip kendi gücüyle dışarıya püskürtmez; büyük camgöz çok büyük olan ağzı daima açık vaziyetde dolaşarak suyu solungaçlarıyla tarar. Bu şekilde her saatde 2000 litre deniz suyunu filitrelemiş ve bu suyun içindeki küçük hayvanları toplamış olur. Büyük camgözün en çok dikkati çeken dış özelliği, dev büyüklüğünün yanında birde beş adet dev solungaç aralıklarıdır. Burnu çok uzundur ve ağzı açık gezerken yukarıya doğru dikilir. Büyük camgözler çoğunlukla tek renklidir. Bu renk koyu gri ya da siyah olur. Vücudunun üst kısmı alt kısmından daha koyu renklidir. Karınında lekeleri olanlarıda görülmüştür. İki adet sırt yüzgeci vardır. Balığın karaciğeri bütün vücut ağırlığının %25'ini oluşturur. Büyük camgöze dünyanın neredeyse bütün denizlerinde rastlamak mümkündür. Soğuk ve fazla ılık olmayan suyu tercih eder ve planktonun mevsimsel bollaştığı bölgeleri takip eder. En sık görülmüş oldukları bölgeler şunlardır: Atlantik okyanusu (Neufundland ile Florida arasındaki açık denizde. Brezilya'nın güneyi, Arjantin, Güney Afrika, Akdeniz, Kuzey denizi, Norveç ve Islanda açıklarında.) Büyük Okyanus (Japonya, Kore, Çin, Avustralya'nın güneyi, Yeni zelanda, Tazmanya, Şile, Peru, Ekvador ve Kaliforniya golfu ile Alaska golfu arasındaki bölgede. Hint okyanusunda görüldüğü hakkında belgeler yoktur. Plymouth kentinde bulunan Marine Biological Association'in 2002 yılında başlattığı ve 3 yıl süren bir bilimsel araştırmasında 21 büyük camgöz uydu yardımı ile kontrol edilebilen sinyal verici cihazlar takılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda o zamana kadar yapılmış olan birçok tahminlerin yanlış oldukları ortaya çıkmıştır; büyük camgöz açık denizlerde çok büyük mesafeler kat ettiği ve eskiden düşünüldüğünden çok daha derinlere 700 metre derinliğe kadar dalabildiği kanıtlanmıştır. Ayrıca tahmin edildiği gibi, kış uykusuna yatıp bu zamanın içerisinde solungaç filitrelerini yenilediğide yanlış çıkmıştır. Türkiye'deki en büyük balık türüdür. Yukarıda sözü edilen bilimsel araştırma, büyük camgöz hakkındaki bilgilerimizin kıt olduğunu göstermektedir. Çoğunlukla yalnız gezerler ama bazen 100 kadar büyük camgöz bir sürü içinde kıyılara yakın bölgelerde yavaş yüzerek denizi taradıklarıda görülür. Büyük camgöz canlı yavrular doğurur. Ama bu yavrular anne karnının içinde yumurtalarda gelişirler ve ancak yumurtadan çıktıktan sonra annelerinden doğarlar. Kaç yavru doğurduğu ve bu yavruların büyüklükleri henüz bilinmez. Erkek balıklar ancak 5 metre büyüklüğe ulaştıktan sonra üreyebilecek duruma gelmiş olurlar. Dişilerin üremek için ne kadar büyük oldukları bilinir ve 4 metre büyüklügü ulaştıktan sonra üreyebilecek duruma gelmiş olurlar. Büyük camgözün yavaş bir şekilde vücudunun sadece bazı kısımları suyun dışında gözüken bir şekilde yüzdü dikkate alınırsa, denizcilerin anlattıkları birçok "deniz canavarı" hikâyelerinin aslında herhangi bir dev köpek balığından kaynaklanmış olabileceğini tahmin edebiliriz. Büyük camgözün anatomisi öyle bir yapıya sahiptirki, hayvan öldükten kısa zaman sonra çenesi, solungaçları ve kuyruk yüzgecinin alt uzantısı vücudundan kopar. Bu şekilde çok ilginç bir görüntüye sahib olur. Japon bilimci Zuiyo Maru'nun 1977 yılında denizde bulduğu bir "deniz canavarı"nın onyıl sonra yapılan DNA analizi sonrası bir büyük camgöz leşi olduğu ortaya çıkmıştır. Bazı ölü balıkların kafaları çürüyüp düşer ve sadece omuriliklerinin ucunda sarkan beyinleri kalır. Bu görünümleri ile küçük kafalı ve uzun boyunlu Plesiosaurus adlı dinozor türüne benzerler. Bir dev köpek balığını bu hali ile bulup, yaşayan fosil bulduğunu zannedenler o kadar sık olmuşturki hatta bu yanıltıcı görüntüye ayrı bir isim verilmiştir: Psoydo-Plesiosaurus.

http://www.biyologlar.com/buyuk-camgoz-cetorhinus-maximus

Toprak solucanları ve önemleri

Toprak solucanları, toprak içinde açtıkları galerilerde yaşıyor ve galerilerinin bulunduğu toprak katmanına göre Epijeik, Endojeik ve Anesik olmak üzere üç gruba ayrılıyorlar. "Epijeik" türler yüzeye yakın yaşıyor ve buradaki organik maddelerle besleniyor. Mineral toprak katmanında (üstten 20 cm.) yaşayan türlere ise "Endojeik" türler deniyor. Bu türler toprağa işlemiş organik madde ile besleniyor ve toprağın havalanmasında çok etkili olmuyorlar. "Anesik" türler ise derin galeri açan türler. Bunlar da gene yüzey organik maddeleriyle besleniyor. Genellikle büyük türler Anesik, küçük türler Endojeik ve Epijeik oluyor. Epijeik türler yaygın olarak, düşen yaprakların örtü oluşturduğu ormanlarda ve ağaçlık bölgelerde bulunuyor. Anesik ve Endojeik türler ise, ormanlık bölgelerden çok, tarımsal alanlarda ve çayırlarda daha yaygınlar. Belirli bir alandaki yoğunlukları iklime, toprak yapısına ve bitki örtüsüne bağlı olarak değişiyor. İlkbahar ve sonbahar aylarında yüzeye yakın yaşadıkları için sıkça görülürken, soğuk ve kurak havalarda derinlere inerek diyapoz’a (uyku hali) giriyorlar. Bu dönemlerde derinlerde kendi etraflarına sarılarak bir yumak haline geliyorlar. Bu derinlik bazı türlerde birkaç metreye kadar ulaşabiliyor. Nemli, yüksek kil ve düşük silt içeren topraklarda daha yüksek yoğunluğa sahipken, asidik, kumlu ya da kurak topraklarda az bulunuyorlar. İnsanların yoğun olduğu bölgelerde ve yoğun otlatma görülen meralarda toprağın ezilerek sıkıştırılması nedeniyle toprak solucanı yoğunluğu azalıyor. Tarım ve toprağın işlenmesi de toprak solucanı yoğunluğunu azaltıcı etki yapıyor. SOLUCANLARIN topraktaki azot çevriminde, erozyonun azaltılmasında da rolleri var. Araştırmalar, açtıkları galeriler nedeniyle eğimli çayırlarda yüzey suyu akışını yarı yarıya azalttıklarını, böylece suyun geçmesini önemli ölçüde engelleyerek erozyonu önlediklerini gösteriyor. Birçok ülkede, arazilere toprak solucanları aşılanmasının, bitki üremesini belirgin şekilde artırdığı gözleniyor. Kuzey Tazmanya’da yapılan böyle bir çalışmada çayır üremesinin yüzde 75 oranında arttığı görülmüş. Gene Yeni Zelanda’da yapılan benzer bir çalışmada, bitki verimi başlangıçta yüzde 72 artmış. Yüzey organik maddelerinde saklı besinlerin serbest kalmasından sonra görülen bu hızlı büyüme artışı daha sonra yüzde 25 oranında sabitlenmiş. Bu oran Hollanda’da deniz seviyesinden aşağıda bulunan ve denizden setlerle ayrılarak kurutulmuş olan alanlarda yüzde 10, İrlanda’da iyileştirilen turbalık üzerindeki çimenli alanda iki yıl sonra yüzde 25, üç yıl sonra da yüzde 49 olmuş. Bunun yanında, yapılan çalışmalar, toprak solucanlarının, tahıl bitkilerinin gelişimini yüzde 39, tohum rekoltesini yüzde 35, tohumun azot içeriğini yüzde 12 oranında artırdığını gösteriyor. Dünyada bugüne kadar 500’ün üzerinde toprak solucanı türü tespit edilmiş. Türkiye’de 65 kadar toprak solucanı türü yer alıyor. Bunlardan 22’si ise, dünya üzerinde sadece Anadolu’da yaşıyor. Günde 60 toprak solucanı yiyebilen köstebekler de toprak solucanının doğal düşmanları arasında yer alıyor. Ayrıca porsuk, su samuru, kirpi gibi memeliler ve ardıçkuşu, baykuş, karatavuk, kızıl gerdan, karga, martı gibi kuşlar ve olta balıkçılığı ile avlanan balıklar için de lezzetli bir besin kaynağı. Toprak solucanı popülasyonlarına en büyük zararı veren etkenlerse ormanların tahrip olması, toprağın işlenmesi, böcek öldürücü ilaçların kullanımı, doğal yaşam ortamlarının bozulması. Özellikle, kirletici maddelerin, kuşlara ve diğer kara omurgalılarına taşınmasındaki potansiyel rolleri nedeniyle dikkat çeken toprak solucanlarının en iyi bilinen örneklerinden olan Lumbricus terrestris türü son yıllarda önemli bir kirlilik göstergesi olarak kabul ediliyor. Kaynak (www.bugday.org) Bazı solucanlar kördür. Bazılarında ise, basit pigmentli bir göz yapısı bulunur. Bu yapı içerisinde de, ışığa duyarlı olan sadece birkaç pigment bulunur. Bu şekilde de, göz sadece önündeki ışığı algılayabilir. Bu tip gözlere "Ocelli = Nokta Göz" adı verilir. Etrafımızda görmeye alışık olduğumuz toprak solucanları, vücutları belirli bir noktadan itibaren ikiye ayrıldığında, yaşamlarını sürdürebilir. Toprak solucanlarının vücutlarına dikkatli bir şekilde bakarsanız, kuyruk kısmına doğru kalınca bir bant görünümündeki bir yapı dikkatinizi çekecektir. Toprak solucanları hermafrodittir (çift cinsiyetli). Yani bir bireyde hem erkek, hem de dişi üreme organları bulunur. Bu kalın bant görünümündeki yapı, üreme mevsiminde oluşan ve çiftleşmenin meydana getirildiği "klitellum" adını alan bölgedir. Çiftleşme sırasında iki toprak solucanı karşı karşıya gelir ve klitellumlarını birbirine yapıştırarak, sperm alışverişi yaparlar. Bu işlem sırasında klitellumlar birleşir ve daha sonra yumurtalar, "kokon" adı verilen bir kapsül üzerine boşaltılır. Solucan dediğimizde, sadece toprak solucanlarını değil, birçok solucanı kastetmiş oluruz. "Solucan" kelimesinin kapladığı aileler arasında halkalı solucanlar ve yassı solucanlar gibi çok farklı omurgasız grupları bulunabilir. Ancak sadece Annelidler (Annelidae) ailesine bakacak olursak, bunlar da toprak solucanlarını, poliketleri, oligoketleri ve sülükleri içermektedir. Bunların hepsinin özellikleri birbirlerinden farklıdır. Yukarıda verilen bilgiler ise, sadece toprak solucanları için geçerlidir. Kaynak (www.biltek.tubitak.gov.tr ) LUMBRICUS TERRESTRIS Lumbricus terrestris isimli bir solucan türü, toprak içinde 70 cm. kadar derinlere inerek çember veya elips kesitli yollar açar. Bir hektarlık alanda 25 ton'luk kütleyi yüzeye getirir; bu suretle toprağı 5 cm.'ye kadar kabartmış olur. Ağırlığı birkaç gram olan solucan, kendisinin "50 ila 60" katı ağırlıktaki kütleyi de harekete geçirebilir. Bu, 100 kg. ağırlığındaki bir sporcunun 5 ton'u hareket ettirebilmesi gibidir. Solucanın bu kadar güç bir işi başarması, vücudunu saran enine ve boyuna kaslar sayesinde gerçekleşir. Hayvan vücudunun ön kısmındaki kasları büzerek incelir ve yoklayarak bulduğu küçük bir deliğe başını sokar. Sonra boylamasına kaslarını çalıştırarak vücudunun ön bölümünü şişirir ve böylece deliği genişletir. Bunları yaparken de sürekli karnını doyurur ve sürekli olarak ilerler. Kaynak (www.hayvanlaralemi.net ) Toprak Solucanlari topragin vefakar çalisanlari.Birçok faydalari var.Ne yazikki yurdumuzda kiymetleri fazla bilinmiyor. Kimileri solucanlarin bitkilerin kokunu yediklerini zannediyor ve bu yuzden onlara zararli muamelesi yapiyor. Ben topragi kazarken bile solucanlara zarar vermemeye çalisyorum.Amerikada topraginiz veya kompostunuz icin solucan satin alabilirsiniz ayrica solucan diskisi (worm casting) ureten ciftlikler var.Solucanin sisteminden gecen bu degerli toprak gubre gibi kullaniliyor. www.localharvest.org) Bazı solucanlar kördür. Bazılarında ise, basit pigmentli bir göz yapısı bulunur. Bu yapı içerisinde de, ışığa duyarlı olan sadece birkaç pigment bulunur. Bu şekilde de, göz sadece önündeki ışığı algılayabilir. Bu tip gözlere "Ocelli = Nokta Göz" adı verilir. Etrafımızda görmeye alışık olduğumuz toprak solucanları, vücutları belirli bir noktadan itibaren ikiye ayrıldığında, yaşamlarını sürdürebilir. Toprak solucanlarının vücutlarına dikkatli bir şekilde bakarsanız, kuyruk kısmına doğru kalınca bir bant görünümündeki bir yapı dikkatinizi çekecektir. Toprak solucanları hermafrodittir (çift cinsiyetli). Yani bir bireyde hem erkek, hem de dişi üreme organları bulunur. Bu kalın bant görünümündeki yapı, üreme mevsiminde oluşan ve çiftleşmenin meydana getirildiği "klitellum" adını alan bölgedir. Çiftleşme sırasında iki toprak solucanı karşı karşıya gelir ve klitellumlarını birbirine yapıştırarak, sperm alışverişi yaparlar. Bu işlem sırasında klitellumlar birleşir ve daha sonra yumurtalar, "kokon" adı verilen bir kapsül üzerine boşaltılır. Solucan dediğimizde, sadece toprak solucanlarını değil, birçok solucanı kastetmiş oluruz. "Solucan" kelimesinin kapladığı aileler arasında halkalı solucanlar ve yassı solucanlar gibi çok farklı omurgasız grupları bulunabilir. Ancak sadece Annelidler (Annelidae) ailesine bakacak olursak, bunlar da toprak solucanlarını, poliketleri, oligoketleri ve sülükleri içermektedir. Bunların hepsinin özellikleri birbirlerinden farklıdır. Yukarıda verilen bilgiler ise, sadece toprak solucanları için geçerlidir. Lumbricus terrestris isimli bir solucan türü, toprak içinde 70 cm. kadar derinlere inerek çember veya elips kesitli yollar açar. Bir hektarlık alanda 25 ton'luk kütleyi yüzeye getirir; bu suretle toprağı 5 cm.'ye kadar kabartmış olur. Ağırlığı birkaç gram olan solucan, kendisinin "50 ila 60" katı ağırlıktaki kütleyi de harekete geçirebilir. Bu, 100 kg. ağırlığındaki bir sporcunun 5 ton'u hareket ettirebilmesi gibidir. Solucanın bu kadar güç bir işi başarması, vücudunu saran enine ve boyuna kaslar sayesinde gerçekleşir. Hayvan vücudunun ön kısmındaki kasları büzerek incelir ve yoklayarak bulduğu küçük bir deliğe başını sokar. Sonra boylamasına kaslarını çalıştırarak vücudunun ön bölümünü şişirir ve böylece deliği genişletir. Bunları yaparken de sürekli karnını doyurur ve sürekli olarak ilerler. Kısacası, solucanlar, toprakta 40 yılda oluşacak humusu 24 saatte çiftçiye kazandırırlar, lütfen daha dikkatli ilaçlama yapalım, solucan ölümlerine neden olmayalım. Kaynak (www.tarimdostu.com )

http://www.biyologlar.com/toprak-solucanlari-ve-onemleri

Bu Canlılar Hala Yaşıyormu

Bilim dünyasındaki gelişmelerler birlikte, dünyada çok eski dönemlerdeki hayatlara ilişkin de değişik ve önemli ipuçları el ediliyor. Ancak bazen öyle bulgularla karşılaşılıyor ki, insanın "gerçekten dünyada yaşadı mı?" diye sorgulamasına yol açıyor. İşte herkesi düşündüren bulgular Chupacabra Birçok insan, resimde görünen hayvan kafasının ‘chupacabra' isimli bir hayvana ait olduğuna inanıyor. Pek mümkün görünmeyen Meksikalı canavarın tarifleri çok çeşitli olmakla beraber, sonrasındaki araştırmalar aslında bunun efsanevi kan emici bir asalak değil de sadece yaşlı bir çakal olduğunu ortaya koyuyor. Tazmanya kaplanı Bilim adamları, Tazmanya kaplanının 1936 yılında neslinin tükendiğini belirtmiş olsa da bazı hayvan bilimcilerine göre Tazmanya kaplanları halen varlıklarını sürdürüyor. Tazmanya kaplanını gösteren bu fotoğraf, Sidney'deki Avustralya Müzesi'nde sergilenmektedir. Neslinin tükendiği duyurulduktan sonra, Tazmanya kaplanı Victoria'da altmış kez ve Warrandyte State Park'ında ise yirmi kez görüldüğü iddaa ediliyor. Loch Ness canavarı 1934'te İskoçya'da çekilen bu fotoğrafta hayal gibi görülen gölgeli şeyin Loch Ness Canavarına ait olduğu söyleniyor. Canavarın ilk görüntülenmesi bir önceki yılda olmuş ve bu görüntüler dünya çapında büyük ilgi görmüştür. Dev yılan Fotoğrafta gördüğünüz 15 metre uzunluğundaki dev piton yılanı, Endonezya'daki eğlence parkında görüntülenmiştir. 15 metre uzunluğunda ve 447 kilo ağırlığındaki dev yılan, 2002 yılında Sumatra Adası'nda yakalanmıştır, ve şu ana kadar yakalanan en büyük yılan olduğu varsayılmaktadır. Waheela Kurda benzeyen ve etobur bir hayvan olan Waheela'nın, Kanada'nın kuzeyindeki soğuk vahşi doğada yaşadığına inanlıyor. Resimde ise dünyanın herhangi bir yerinde karşılacabileceğiniz normal vahşi kurtlardan birini görebilirsiniz. Buz adam Buz adamın maymunla insan arasındaki eksik halka olduğuna inanılıyor. Resimde 5300 yıllık olduğu sanılan mumyalanmış buzadamın kalıntılarını görebilirsiniz. 1990'lı yıllarda İtalya'nın Alp dağlarında bulunan tuhaf yaratık, İtalya'nın Bolzano kentindeki Arkeoloji Müzesi'nde saklanıyor. Ormanda bulunan Koca-ayak Fotoğrafta görmüş olduğunuz yaratık bir maymun mu, bir koca-ayak mı yoksa kostüm giymiş bir insan mı? Bu ve buna benzer fotoğraflar, canavar severler arasında bitmek bilmeyen tartışmalara yol açmaktadır Kuzey Amerika maymunu Birçok kişi canavar ya da keşfedilmemiş türde hayvanlar gördüğünü iddaa ediyor. Fotoğrafta, bilinmeyen hayvanlar websitesi üyesi tarafından yapılan Kuzey Amerika maymununun eskizini görebilirsiniz. Mothman Mothman; parlak gözlü, kanatlı ve insan boyutlarında olan bir yaratık. İlk olarak 1966 yılında görülen ‘mothman', daha sonra ise filmlere konu olmuştur. Resimde, Amerika'da ana yolda bulunan büyük ‘mothman' heykelciğini görebilirsiniz. Kent sakinleri, ilginç yaratığın efsanesini benimseyerek şehrin turizm potansiyelini yükseltmek istemişlerdir DenizkızıDenzikızı, nesli tükenmiş olan ya da evvelce var olduğu sanılan kuşkulu bir hayvan türü. Uzun zamandan beri, gerçekten var olduğuna inanılıyor. 1785 yılında The Times, betimlemesi ile birlikte bir denizkızı görüntüsünü raporladı Chimaera Chimaera; Yunan mitolojisinin aslan başlı, keçi vucütlu ve yılan kuyruklu efsanevi ateş püskürten canavarı. Fotoğrafta, her ne kadar korkunç gözükmese de, kuzey kutupta bulunan Chimaera'yı görebilirsiniz. Koca-ayak Koca-ayak Asya'da görülen büyük maymunlardan olduğu söyleniliyor. Yıllar boyunca birçok görüntüsü kaydedilmiştir. Fotoğrafta ise, İdaho'nun Milli Tarih Müzesi'nde sergilenen birçok ayak izi kalıntısını görebilirsiniz.

http://www.biyologlar.com/bu-canlilar-hala-yasiyormu

Permakültür nedir?

Kendi kendine yeterliliği temel alan Permakültür hareketi, dünyanın hemen her ülkesinde giderek yaygınlaşan bir sosyal dönüşüm. Doğum yeri olan Avustralya’da yaygın olarak uygulanan bu yaklaşım, eğitmenler, ekolojik eylemciler, girişimciler, tasarımcılar, öğrenciler, çiftçiler, ev hanımları da dahil olmak üzere, her meslek grubundan on binlerce kişinin hayatını değiştirmeye devam ediyor. Türkiye’de de Permakültür tasarımını uygulayanların sayısı artıyor. 2010’da kurulan Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü (TPAE), bu yıl Temmuz ayında üç önemli etkinliğe ev sahipliği yapıyor: Permakültür tasarımının tüm detaylarıyla ele alındığı Permakültür Tasarım Sertifikası Kursu, Akdeniz Bölgesel Permakültür Konferansı ve Akdeniz Bölgesel Permakültür Buluşması. Doğaya karşı mücadele etmek yerine doğayla birlikte çalışmak ve gözlem üzerine kurulu, kendi kendine yeterli bir yaşamın nasıl mümkün olabileceğinin yöntemlerini içeren Permakültür Tasarımı Sertifikası Kursu (PDC), 30 Haziran-12 Temmuz 2012 tarihleri arasında İstanbul’da Kadir Has Üniversitesi’nde yapılacak. Kuzey Somali'de önemli permakültür projelerine imza atan Rhamis Kent ve TPAE kurucularından Mustafa F. Bakır’ın eğitmenliğinde gerçekleştirilecek 13 günlük kursa katılanlar, insan yaşamına dair her alanda ve her ölçekte uygulanabilir permakültür yöntemleri konusunda bilgi sahibi olacaklar. Gıda güvenliği, enerji tasarrufu, ekolojik ev inşası gibi temel konulara ışık tutan permakültür, kentli kuşağın kaybettiği bilgileri bizlere yeniden hatırlatıyor. Permakültür, şehirlerdeki aşırı kaynak tüketimi ve beraberinde getirdiği atık sorununa da farklı çözümler sunuyor. Toplam 72 saatlik kursa katılanlar, uluslararası geçerliliği olan PDC sertifikasını alarak Permakültür Tasarımcısı olma yolunda adım atıyor. Dünya çapında birçok üniversitede PDC kredi olarak sayılıyor. Permakültür tasarımcısı bir apartman balkonundan, kalabalık insan yerleşimlerine kadar her ölçekteki yaşam alanlarını permakültür etikleri çerçevesinde tasarlayabiliyor. Bu beceriyi edindiği deneyimlerle geliştirerek farklı projelere danışmanlık yapabiliyor ve kendi projelerini üretebiliyor. PDC kursunun hemen ardından 14 Temmuz 2012’de, İstanbul, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek Akdeniz Bölgesel Permakültür Konferansı’na ev sahipliği yapacak. Teması “Toprak” olan konferans, permakültür uzmanlarıyla meraklılarını buluşturacak. Konferansta Akdeniz ülkeleri ve Türkiye'deki permakültür çalışmalarıyla ilgili deneyimler paylaşılacak, öncü nitelikteki permakültür projelerini yürüten uzmanlar deneyimlerini aktaracak. Konferansın ardından Permakültürü bir yaşam tarzı olarak benimseyen farklı ülkelerden tasarımcılar, 17-21 Temmuz 2012 tarihleri arasında Marmariç Permakültür Köyü’ndeki uygulama alanında Akdeniz Bölgesel Permakültür Buluşması için bir araya gelecek. Pek çok yetkin uygulayıcı, eğitmen ve uzmanın katılacağı buluşmada, sertifikalarını yeni alan tasarımcılar ile saha deneyimi edinmek isteyenlere yol gösterici etkinlikler gerçekleştirilecek. Permakültür ailesine katılmak için Permakültür Tasarım Sertifikası Kursu’na katılarak Permakültür Tasarımcısı olma yolunda bir adım atabilirsiniz. Ayrıntılı bilgi için: Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü. permacultureturkey.org www.rpc2012.com Permakültür nedir? Etik temelli bir tasarım bilimi ve sosyal dönüşüm hareketi olan Permakültür, yeryüzüne ve insana saygı duyan, bunu yaşamlarına yansıtmak isteyen pekçok kişinin seçtiği alternatif bir yaklaşımdır. Temelinde doğaya karşı mücadele vermek yerine doğayla birlikte çalışmak, düşüncesiz eylemler yerine uzun ve özenli gözlemler yaparak doğadan öğrenmek olan permakültür yaklaşımı 1970’lerde Bill Mollison tarafından geliştirilmiştir. Bu yaklaşım, doğada bulunan çeşitliliğin doğal sistemlere sağladığı esnekliği ve yarattığı dayanıklılığı bir tasarım yöntemi olarak inceler; ekonomiden tarıma, kırsaldan kentsele insan yaşamına dair her alanda ve her ölçekte uygulanabilir hale getirir. “Bilinçli tasarım” olarak da nitelendirilen Permakültür, doğal sistemleri örnek alarak uygulanabilir yöntemlere dönüştürüyor. 1970’lerde Bill Mollison tarafından geliştirilen permakültür yaklaşımı, doğada bulunan çeşitliliğin doğal sistemlere sağladığı esnekliği ve yarattığı dayanıklılığı bir tasarım yöntemi olarak inceliyor ve insan yaşamının her alanında uygulanabilir hale getiriyor. Bilgi ve katılım için: Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü permacultureturkey.org/ www.rpc2012.com Permakültür Tasarım Sertifikası Kursu İçeriğinden Bazı Konular Permakültür Kuramı ve ilkeleri, Ekolojik ev konumlandırması ve tasarımı, Soğuk iklimler için enerji tasarrufu yöntemleri, Geri dönüşüm ve atık yönetimi, Kentsel ve kırsal stratejiler, Doğadaki örüntülerin anlaşılması, Tasarım yöntemleri, Organik gıda üretimi, Su hasadı ve yönetimi, Ekolojik zararlı mücadelesi, Kuraklık için çözümler, Toprak ıslahı ve erozyon önlemleri, Toprak işleri, Çiftlik hayvanları, Su kültürü (su ürünleri), Afete hazırlık ve önleme, Biyobölgesel organizasyon, Şehir Bahçeleri, Uygulama çalışmaları. Eğitmenler hakkında Rhamis Kent: Üniversitede makine mühendisliği eğitimi alan Kent, daha sonra temeli permakültüre dayanan iyileştirici bütüncül sistem tasarımı alanında eğitim gördü. Avustralya Permakültür Araştırma Enstitüsü'nde permakültür uzmanı ve eğitimci Geoff Lawton'dan eğitim aldı. Ardından Lawton'la birlikte Birleşmiş Arap Emirlikleri'nde bulunan Masdar City için sıfır karbon salımı kısıtlamasına uyan projede tasarımcı olarak yer aldı. Detroit kentinde endüstri sonrası dönemde permakültür uygulamaları konusunda İngiltere'deki Schumacher College'da ders verdi. Halen, Kuzey Somali'de ekolojik onarım ve eğitim konularında girişimde bulunmak isteyen sürgündeki Somalili bir delegeler grubuyla işbirliği içinde. Rhamis Kent, Gezegen Onarımı/Ekosistem Onarım Projeleri ve iyileştirici tasarım gibi gelişmekte olan sürdürülebilir ekonomi alanlarına yatırımcıların dikkatini çekmeyi umuyor. www.slideshare.net/tbliconference/rhamis-kent permaculture.org.au/author/Rhamis%20Kent Mustafa Fatih Bakır: Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. 2007 yılında Bill Mollison ve Geoff Lawton'ın, Tazmanya'da Bill Mollison'ın çiftliğinde verdikleri PPC (Permaculture Practical Certificate-Permakültür Uygulama Sertifikası) kursuna katıldı. 2008’de Mollison ve Lawton'ın Melbourne Üniversitesi'nde düzenledikleri PDC (Permaculture Design Certificate-Permakültür Tasarım Sertifikası) kursuna katıldı. 2009’da Avustralya Permakültür Araştırma Enstitüsü'nde, Geoff Lawton'ın yanında iki ay staj yaptı. Staj döneminde PEAWT (Permaculture Aid Worker Training-Permakültür Projesi Çalışan Eğitimi) ve PDC Teacher Training (PDC Eğitmen Eğitimi) eğitimlerini tamamladı. Mustafa Bakır, Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü'nde çalışmalarını sürdürüyor.

http://www.biyologlar.com/permakultur-nedir

Biyocoğrafya Nedir

Coğrafya: Herhangi bir yerde mevcut olan elemanların nasıl meydana geldiğini, başka varlıklardan ayrılıp ayrılmadığı, bu varlıkların birbirine benzeyip benzemediğini bütün bu kuralları inceleyen bilim dalıdır. Söz konusu elemanların ve bu varlıkların nerelerde bulunup bulunmadığı Bu elemanların oluşum şekillerini Bu varlıların özelliklerini ortaya koymaya çalışır. Bu varlıkların birbirlerine benzer yakınlıklarını araştırır,ortaya koyar. Tüm bu maddelerin kurallarını açıklar. Bu Varlıkların Özelliklerinin Sınırları Bitki, ve hayvanları ele alıyoruz bunlardan da yalnız makro olan bitki ve hayvanları ele alıyoruz. Ancak dolaylı olarak ta insanları ele alıyoruz. Hayvanların çoğu bitkilere göre tercih yapar. Çünkü bitkiler hayvanlar için durak ve besi yeridir. Bunun için bitkiler Biyocoğrafya’nın başlıca önemli elemanıdır. İnsanlar doğayı koruması için doğanın özelliklerini bilmemiz işleyişini ekolojisini bilmemiz gerekir. İnsanlar doğada kurulmuş olan sistemi ele geçirip işleyişini yok ediyor. A)Biyocoğrafya Canlıların yeryüzünde ilk var oldukları yerleri bu yerlerin özelliklerini var oluşlarının nedenlerini yeryüzünden başka nerelerde bulunduklarını ve bu yerlerin oluşum nedenlerini birbirlerine benzer olup olmamaları durumlarını ve bu yerlerin sınırlarının boyutlarını ve bütün bunların olası kurallarını ortaya koyan bütün canlıların meydana gelmesinin etmenlerini şu şekilde sıralayabiliriz. A.1) Jeolojik oluşum: Yeryüzünün oluşumundan beri geçirdiği değişik evreler. A.2) Bu yerlerin oluşmasında canlılar(bitkiler ve hayvanlar) bu canlıların kendine özgü olan özellikleri: A.3) İklim: Bunların üçünü birden ekolojik birleşme denir. Birbirine benzer özellikleri sahip olan alanlara benzer yerleşim alanları benzer özelliklere sahip olmayan alanlara farklı yerleşim alanları denir. Soru: Bu benzerlik ve farklılıkların kriterleri nelerdir ? A.1) Jeolojik oluşum Dünya’da canlıların geçirdiği jeolojik devirleri açıklamak için 4 teori vardır. Bunlar; A.1.1)Çökmüş Kıtalar Teorisi: Bu görüşe göre bugün birbirinden ayrı olan kıtalar eski jeolojik devirlerde ayrı değil tamamen bitişik olduğu bir bütün olan bu kütlenin hem jeolojik hem canlı olarak hem de iklim etkisi olarak ayrılmaya başlar. Eğer bu görüş varsayılırsa bir bütün iken orada bulunan canlılar bir bütünün ayrılmasıyla onlarda ayrılmaya başlamıştır ve böylelikle canlılar arasında benzerlik ve farklılıklar oluşmuştur. Böylece canlı çeşitliliği artmıştır. (Biyoçeşitlilik). Bu teorinin doğruluğunun iki tane olasılığı vardır. Yani yeni ortama adaptasyon gösterebilirler yada gösteremezler. A.1.2)Köprü Görüşü: Yine çok eski zamanlarda kara bitkilerinin dar ve geniş olduğu kabul ediliyor ve bu kara bitkilerinin birbirlerine köprülerle bağlı olduğu iddia ediliyor ve jeolojik olaylar sonucu bu köprüler su altında kalıyor. Bu köprüler arasında kalan kara kütlelerinde canlı geçişi olmuyor. A.1.3)Wegner Görüşü: Bu gün için birbirinden ayrı ufak veya büyük kara kütlelerinin bugünkü gibi irili ufaklı parçalar olmadığı tamamen tersine bir bütün olduğu söyleniyor ve jeolojik olaylarla ayrılarak bugünkü canlılar oluşuyor. A.1.4)Yer Kabuğunu Açılıp Parçalanması Görüşü: Yer kabuğu bir hareket içerisinde olduğu ileri sürülüyor. Bu hareket içerinden alçalmalar hem de yükselmeler var. Bu yer kabuğunun hareketinde iklimin de etkisi var tüm bu olaylar sonucunda karaların ve denizlerin meydana geldiği buzulların oluştuğu bu kütlede değişimlerin çok hızlı bir şekilde olduğu ve bu değişimlerin yer kabuğunu etkilediği ve bu etkiden de hayvanların ve bitkilerin etkilendiği söylenir. Bu etkilenme sonucunda canlı çeşitliliği(biyoçeşitlilik) meydana geldiği ortaya atılmıştır. En çok kabul edilen teoridir. Buna göre bitki ve hayvanların bugünkü yayılış şeklinin dünyanın 2 milyar yıl süren devamlı evrimi bu süre içinde ki tüm değişimler(kıtaların ayrılması, alçalıp-yükselme, bazı alanların su altında ve üstünde kalması) ve günümüze kadar bitki ve hayvan gruplarının hem değişik yaşlarda hem de farklı ortamda olmaları çok farklı görünümleri ortaya koymaktadır. Bu farklılık jeofizikçiler tarafından şu şekilde açıklanmaktadır. 2 milyar yıl önce 1.zamanda tek bir kütlenin ve tek bir kütle olan karaya ise PANGEA adı veriliyor ve tek bir kütle olan bu yapı permiyenin 1.zaman sonuna doğru çatlamaya başlıyor ve bu çatlama devresi 45 yıl sürüyor sonuç olarak ikiye ayrılıyor. Kuzeyde ki karaya LAVRASİA güneydekine GONDUWANA adı veriliyor. Bu ikiye ayrılan kütlenin arasına ise TETHYİS denizi adı veriliyor. (yok olmuş). Bu olaylar bugüne kadar ve sonuçta kıtalarda yaşayan canlı fosillerinin başka kıtalarda bulunmasına karşılık güncel formlarının bulunmaması da bu durumu gösteren önemli bir kanıt olarak gösteriliyor. Özellikle hayvanlar için ortaya atılan görüşe göre hayvanların bir kısmının önce LAVRASİA’ya daha sonra GONDUWANA’ya göç ettiği bugün bazı fosiller bu görüşü destekler. Köprü görüşünde bu köprülerin 6 tane olduğu söylenmekte bunların özellikle hayvanların göçünde dünyada bir sıcak devre ve sonra soğuk devre geçirdiği ileri sürülmekte ve 4 defa tekrarlanan bir süreç olduğu, bugün için bu buzul devrenin bittiği ve sıcak bir devrenin başladığı ileri sürülmekte ve bütün bu olaylar bitki ve hayvanların dağılmalarını ve yayılmalarını ve göçlerini etkilemekte ve canlıların yaşadığı bölgeleri oluşturmaktadır. A.2) Bu yerlerin oluşmasında canlılar(bitkiler ve hayvanlar) bu canlıların kendine özgü olan özellikleri Bu canlıların yaşadıkları alanların diğer canlılardan ayrı olması lazım. Bitki ve hayvan için ayırt edici özellik endemiklik (nadir,özgü)’ dür. A.2.1)Endemik Canlılar: Eğer bir canlı bir yerde bulunuyor başka bir yerde bulunmuyorsa buna endemik canlılar denir. Türkiye’de bir bitkinin bulunup ta diğer hiçbir Dünya ülkesinde bulunmaması gibi. Bu canlıların endemiklik özelliği kazanması için bunların kategorisi nedir.(tür cins familya…). Bir canlının bir bölgede bulunup bulunmaması yani endemik özelliğini kendi içinde taşır. Bu canlı ana kaya,toprak iklim vb. yönlerden seçicilik gösterebilirler. (Ayrıca bu canlı anatomik, sitolojik yönden öz.).Bir canlının yaşam alanını belirlemek için bu canlının tüm özellikleri ile yaşadığı alan arasında ilişki kurarız. A.2.2)Nadir Olan Canlılar: (Bunlar endemik olarak algılanmaz.) Örn:Amerika’da yaşayan bir bitki Türkiye’de nadir olarak bulunabiliyorsa bu bitki endemik değildir. Endemiklik alana göre kategorize edilir. Alan büyüklük sıralamasına göre tür cins familya takım vb. gibi kategorize edilir. Bitkilerin ve hayvanların yaşama alanların benzeyip benzemediğini ortaya koymak için bitki ve hayvan sistemlerini iyi bilmek gerekir. Bitkinin endemik olup olmadığını söylemek için iyi bir araştırıcı olmak gerekir. Yaşam alanı araştırılacak canlıların, yaşam alanının orda yaşayan canlıların %50 si oraya ait olmalıdır. Bitki orjinine(köken) bakılması önemlidir. Mesela İlk çıktığı bölgede ortam şartlarına adaptasyonun nedenini araştırıp o direnci sağlayan geni dirençsiz olmayan başka bir canlıya aktarabiliriz. Böylece ortama adaptasyon yeteneği yüksek olan yeni yeni türler oluşturulabilir. Soru: Yaşama alanları nasıl meydana gelmiş? A.3) İklim Bugün İçin Canlıların Oluşum Yönünden Kutuplarda buzulların eriyeceği Dünyanın bazı canlıların yerleşim alanlarının su altında kalacağı Dünyada su yüzeylerinin oluştuğu alanların artacağı İklimsel yönden dünya ölçeğinde bir değişim yaşayacağı Tüm bunlara bağlı olarak canlılar aleminde de bir değişim olacağı B)Biyocoğrafya’nın Sınıflandırılması B.1)Konularına Göre B.2)Canlılarına Göre B.3)Yaşama Ortamlarına Göre B.1) Konularına Göre: B.1.1) Dünya ile canlılar arasında ki ilişkiler araştırılıyorsa buna DESKRİPTİF BİYOCOĞRAFYA adı verilir. B.1.2) Eğer canlıların çevreleriyle ilişkisinin nedenleri araştırılıyorsa buna da EKOLOJİK BİYOCOĞRAFYA adı verilir. B.1.3) Eğer dünyada canlıların yaşadığı olaylar ve bu olayların tarihleri jeomorfolojik, zoogenetik ve filogenetik çalışmalarla yapılıyorsa buna da HİSTORİK BİYOCOĞRAFYA adı verilir. B.1.4) Canlıların dünyada ki yayılışları ve yayılışlarının nedenleri hem ekolojik hemde historik açıdan ele alınıp yapılıyorsa buna da NEDENSEL BİYOCOĞRAFYA adı verilir. B.2) Canlı Grubuna Göre: B.2.1) Eğer dünyada bitkilerin dünyada bitkilerin dağıldığı yerler, bulunduğu yerler ele alınıyorsa buna BİTKİ COĞRAFYASI adı verilir.(FİTOCOĞRAFYA) B.2.2) Eğer dünyada hayvanların yayılışları bu yayılışlarda bulunup bulunmadığı yerleri araştırıyorsa buna HAYVAN COĞRAFYASI denir. B.2.3) Dünyada insanların bulunup bulunmadığı yerler araştırılıyorsa buna İNSAN COĞRAFYASI denir. Örn: Tarihsel araştırılıyorsa buna Historik, nedenleri araştırılıyorsa Nedensel Biyocoğrafya. B.3)Yaşama Ortamlarına Göre: B.3.1) Karasal Biyocoğrafya: B.3.2) Denizsel Biyocoğrafya: B.3.1) Karasal Biyocoğrafya: canlıların yaşama istekleri yerleri çok daha uygun ortam olarak karaları seçerler. Karalar büyükten küçüğe doğru kıtalara ayrılır. Karalar bugünkü durumunda 3. zaman olan tersiyer başlangıcında bu günkü durumunu almıştır. Bu bulgular paleontolojik bilgilerden elde edilir. Bu bilgilere göre de bu süre içerisinden çiçekli, bitkilerin, plasentalı ve keseli memelilerin, kuşların ve yılanların, kemikli balıkların böceklerin ilk bu dönemde görüldüğü bu dönemden sonra diğer alanlara yayılmaya başladığı ileri sürülmektedir. Üçüncü zaman olan tersiyer başlangıcı son derece önemlidir. Bitkiler ve hayvanlar arzu ettiği özelliklere göre kıtalar içerisinde birbirleriyle aynı olan bazen de farklı olan alanlara yayıldıkları ve yaşamını sürdürdüğü ileri sürülmüştür. İsteklerine göre canlılar aynı ve farklı yayılma alanlarına ayrılır. Buna göre bu canlılar aynı özellikteki alanlarda yaşayabilir yada farklı özellikleri gösteren yerlerde de olabilir.ve buna göre bu canlı herhangi bir coğrafik bir alana dahil olması için 1. O coğrafik alanın içerisine giren bir yerde bulunması ve o alan içerisindeki canlıların %50 sinin yalnız o alanda bulunması lazım. Yapılan araştırmalar da biyosferde bitkiler için 6-7civarında birbirinden farklı alanın olduğu ileri sürülmektedir. Hayvanlarda ise birbirinden farklı 4 tane alanın olduğu ileri sürülmektedir. Bitki ve hayvanları birlikte ele aldığımızda bunların yaşam alanları 5 tanedir. Afrika’nın güneybatısında olan (lapensis bölgesi) özellikle bitkiler bakımından diğer bölgelere oranla çok büyük ayrıcalıklar gösterir ve böylece Afrika dışında ki hayvanlar (Etiopis) içerisinde yer alır. Bitki ve hayvanların yaşadığı 5 farklı bölge Holoarktis Bölgesi Paleotropis Bölgesi Neotropis Bölgesi Australis Bölgesi Antartis Bölgesi Bunlar biyosferin oluşturduğu yaşam alanlarıdır. 1.Holoarktis Bölgesi: Kuzey yarım küre de tropik bölge dışında ki tüm alanları kapsayan bölgedir. Biz bu bölgeye özellikle tersiyer döneme baktığımız da Kuzey ve Güney Amerika’nın birbirinden ayrı olduğu ancak bunun yanında Kuzey Amerika Avrasya bağlantısının mevcut olduğunu görüyoruz. Bu bölgeyi temsil eden en önemli familyalar Betulaceae, Fagaceae, Ranunculaceae, Brassicaceae, Saxifragaceae, Apiaceae, Primulaceae. Bunların % 50’ si en az burada bulunur. Bu familyalar bu bölgeler için endemiktir.Hayvanlarda ise Turna balıkları, Köstebek, Kunduz ,Dalgıç Kuşları, Penguen, Ren Geyikleri, Kutup Ayılırı. Holoarktis Bölgesi 2’ye ayrılır. Bu iki bölge biyoçeşitlilik bakımından çok zengin bölgelerdir. 1.1)Neoarktik: Keseli fareler bu bölgede endemiktir 1.2)Palearktik: Genellikle bu bölgede geyikler ve saygalar yaşar. Bu bölge İndo-Malaya ve Polinezya alt bölgeleri ile birlikte Afrika’dan Pasifik adalarına kadar uzanır. Bu bölgeyi karakterize eden en önemli bitki familyaları Cycdaceae, Pandonaceae, zingiberaceae, Maraceae, Aloe cinsi’dir. 2.Paleotropis Bölgesi: Bu bölge 2 alt bölgeye ayrılır. Bunlar ; 2.1.) Etiyopya 2.2) Oriental 2.1.) Etiyopya: Etiyopya Afrika’nın Paleotropis bölgesinin arasında ki alanları içine alır ve aynı zamanda bitkiler açısından Kapensis hayvanları açısından Madagaskar gibi 2 alt bölgeye ayrılır. Bunlar içinde Kapensis, Etiyopya içinde çok büyük yer işgal etmez. Bu bölgede özellikle bitki çeşitliliği fazladır. Bu bölgede yaşayan bitkiler içerisin de 5 endemik familya bulunmaktadır.Madagaskar’da, Kapensis’te bulunan hayvanların bir çoğu burada bulunmaz buna karşılık bu bölge canlılar açısından izolasyon özelliğine sahiptir.Örn: Afrika’da bulunan insansı maymun, gerçek maymun ve orangutan burada bulunmaz fakat oklu kirpiler, yarı maymunlar ve misk kedileri yalnız burada bulunur. 2.2) Oriental: Hindistan, Güney Çin, Sunda Adaları ve Filipinleri içine alır. Bu bölgenin en önemli özelliği bazı hayvanların buraya has olmasıdır. Bunların başında Tavuz kuşları, Kaplan, Leopar, Hint Fili, Gergedan, Goril, Çakal, Antilop, Boynuzlu Gergedan, Zebra, Afrika Kurdu gelir. Bunlar Oriental alt bölgeyi Etiyopya’dan ayıran en önemli özelliktir. Ayrıca Oriental alt bölge içerisinde de Wallas dediğimiz bir alan bulunmaktadır ki burası da yine Avusturalya ve de Oriental bölge elementlerine sahiptir ve Avusturalya elementleri bu bölgenin batısında ki Wallas çizgisine kadar yayılış göstermektedir. Buna karşılık Oriental bölgelerde bu bölgenin doğusundan geçen Lyddeck bölgesine kadar yayılış gösterir. Paleotropis bölgesi Etiyopya ve Oriental alt bölgeleriyle beraber dünyada ki en fazla bitki türüne sahip bölgeyi oluştururlar. Hatta burada ki bitki türüne Tropikal Flora adı verilmektedir. Örn: Tropikal yağmur ormanları bu bölgede yer alır. Bunun da en büyük nedeni ortalama sıcaklığın 25-30 C arasında olmasıdır. (Bitkiler için ideal sıcaklık aralığı). 3.Neotropis Bölgesi: Orta ve Güney Amerika’yı içine alır. Familyaları Cactaceae, Borameliaceae, Melatomaceae, Kannoceae, Moronthaceae’dir. Burayı karakterize eden en önemli cinste Agave’dir.Hayvanlarda ise özellikle kuşlar kuşlara ait 6-7 familya burası için endemik bunlar da 6 tane yarasa türü burada endemiktir. Burunlu maymunlar, Elektrikli yılan balıkları, Akciğerli Balıklar, Kertenkele ve Boğa Yılanı. Bu bölgede Kuzey Amerika ile arasında Sonera denilen bir bölge bulunur. Bu bölge Kuzeyle, Güney arasında geçişi sağlar. Sonera bölgesinde Kuzey ve Güney Amerika’ya ait türler bulunur. Bununda nedeni tersiyer dönemde izole olmasıdır. Bu nedenle özellikle pek çok hayvan burada evrimleşmiştir. Bu gruplardan çoğu bu bölgeye özellik vermektedir. Sonera bölgesi ile ilgili bazı tartışmalar vardır. 4.Australis Bölgesi: Avustralya, Tazmanya ve Yeni Gine’yi içine almaktadır. Ne var ki hayvanları ele aldığımızda bu bölgede saydıklarımızın yanı sıra Polinezya’yı, Yeni Ginenin tamamını Yeni Zelanda, ve Malezya’yı da kapsadığını görüyoruz. Hayvanlar alemini de ele aldığımızda bu bölgeye Avustralo-Papua bölgesi adı verilir. Bu bölge uzun yıllar izolasyon yaşamıştır. On binden fazla bitki türü bulunur. %86 civarında endemiktir. İçerisinde 2 cins çok önemlidir. Eucalyptus, bunun 500’den fazla türü vardır. Diğer cins ise Acacia 400 tane türü vardır.Hayvanlar da ise Emu ve Tepeli Kuşla, Cennet Kuşları, Kanguru, Lif Kuşlarının ve Yeni Gine Kaplumbağası adı verilen (buraya özgü), bazı kuşların, baykuşların buraya has olduğu görülür. Burada çok fazla sayıda kuşların olması nedeniyle bu bölgeye Ornithogea (kuş bölgesi) adı verilir. Avustralya kaplumbağası ve yılan, keseli hayvanlar yalnız Avustralya da bulunur. 5.Antartis Bölgesi: Bu bölge Güney Amerika’nın Güney ucu ve Yeni Zelanda’nın kısmen bazı alanları ve de Sub-Antartik Adalarını kapsar ve burada 2 cins son derece önemlidir. Netofagus, Fusksiave bunun yanında hayvanlar da ise tamamen diğer bölgelerden çok farklılıklar görülür. B.3.2) Denizsel Biyocoğrafya: Denizler de tür çeşitliliği azdır ancak populasyon fazlalığı vardır. Nedeni ise tuzluluktan ileri gelmektedir. Deniz Biyocoğrafyasın da olan olumsu bir durum tuzluluk oranını fazlalığıdır. Ancak buna rağmen burada yasayan canlılar da vardır. Denizel ekosistem adaptasyonunun zor olmasıdan dolayı çok fazla çeşitlilik yoktur. Fakat rekabet eden canlı çeşitliliğinin az olması populasyonda ki birey sayısının fazla olmasına neden olur. Dünyanın 2/3 denizlerle kaplıdır. Ve buda 361 milyon km2 alana karşılık gelir. Karalar içerisinde ki kısım vardır ki buda 149 milyon km2 karşılık gelir. Yani su yüzeylerinin dünyada kapsadığı toplam alan 510 milyon km2’dir. Buna göre bitkilerin su yüzeyinden 200 m derinliklere kadar yaşadığı görülür. Ayrıca 47 çiçekli bitki türü bu derinliklerde yaşar. Bütün bu su yüzeyleri içinde yalnız medcezir alanlarını kapsayan 2 tane önemli alan vardır. Bunlardan 1.si Mangrove(sakız ağaçları) özellikle tropikal ve sub-tropikal bölgelerin kıyı kısımlarında korunmuş koylar deltalar lagünler ve ırmak yatakları gibi yerlerde oldukça sık çok özel ve aynı zamanda ilginç bataklık vejetasyonu olan Mangrove Ormanları gelişir. Mangroveler büyük boylu ağaçlardan oluşur. Kıyı düzlükleri üzerinde su ile taşınımı olan diaspor(herhangi bir bitkinin kopan bir parçasından yavru oluşturması) kısa bir zamanda gelişerek alçak ve sı bir orman haline dönüşür. 2.si özel bir deniz yosunu olan sargassum ile kaplı sargassum denizidir. Hayvanlara baktığımızda ise dünyada ortalama 85.000 tür olduğu tahmin edilmektedir. Denizel ekosistemler gerek hayvan gerekse bitki türleri bakımından oldukça fazladır. Bunun diğer bir nedeni ise denizlerde karalarda ki kadar bir izolasyonun olmamasıdır. Bu neden ele alındığında Pasifik ve Atlantik olarak iki okyanus bir bütün teşkil eder. İşte bu bütünlük izolasyonu engeller ve sonuçta bu bölge Biyocoğrafya yönünden bir özellik taşımaz. Biyocoğrafya’nın sınıflandırmasını oluşturan başlıca neden bitki ve hayvan ilk var olduğu yerden (gen merkezi) yayılma ve göç etmesidir. Canlıların yaşayabilmesi ve göç edebilmesi için 2 önemli sebep vardır.1- Populasyonun artması 2- Yaşadıkları ortamın ekolojik özelliğinin değişmesiBütün bunların sebebini ve bu sebepler sonucunda canlıların köken ve dağılışını inceleyen Biyocoğrafya’nın yan dalı Koroloji’dir ve bu dalda Ernest HACKEL tarafından ortaya çıkarılmıştır. Canlıların yayılmasının neden ilk olarak alan kazanma isteğidir. Bu dalda en önemli faktör nesillerin devam etme isteğidir. Populasyonlar artsa bile yada ortamda ki ekolojik koşullar değişse bile eğer canlının çoğalma miktarı ve dağılıma özelliği yoksa bu gerçekleşmez. Canlıların Yaşama Alanları Biyocoğrafya canlı ve canlının yaşadığı yerlerin, bu yerlerin oluşumu ve bu yerlerin nasıl seçildiği ve oluşum etkenlerini inceler. Canlının yaşadığı yer anlamına gelen 2 temel sözcük vardır. 1-Lokalite 2-Habitat 1-Lokalite(coğrafik yer): Canlının yaşadığı yerin adresidir. Biyocoğrafik incelemelerde söz konusu olan bitki veya hayvanın nerede yaşıyor olduğudur. Adresi belli olmayan bir bitki ve hayvandan bhasedilmesinin bilimsel olarak hiçbir anlamı yoktur. Bitki yaşadığı yerin adresi ülkesel bazda, kıtasal bazda, il, ilçe, köy veya mezra bazında olabilir. Burada söz konusu olan tamamen coğrafik niteliklerin taşınıyor olmasıdır. Örneğin Türkiye’de Doğu Akdeniz Bölgesinde Adana İli Çukurova Üniversitesi Kampüsü Fen-Edebiyat Fakültesinin Seyhan Baraj Gölüne bakan yamaçları. Habitata ulaşabilmek için lokaliteden sonra adrese devam edilir. Örneğin Altimetre(bulunan yerin deniz seviyesinden yüksekliğini ölçer) veya Gps(bulunan yerin koordinatlarını gösterir) ile daha açıklayıcı bilgiler verilebilir. 2-Habitat: Kelime karşılığı yerdir. Canlının yaşadığı yere Habitat denir. Bu yer büyük alanları kapsadığı için İstasyonda denilir. Yayılış sırasında canlının durduğu yer onun yaşayabileceği türüne uygun öz sahip yerlerdir. Her canlının yaşadığı yerin kendine göre bir takım istekleri ve kendine özgü bir yaşama tarzı vardır. Canlı doğada tek başına yaşayamaz. Bazı özel yaşam şekilleri de vardır. Habitat incelemelerinde önce incelenen canlı grubu belirlenir. Toprak özelliği ele alınır. Bunun amacı yer yüzünde nerelerde hangi canlıların bulunduğunu tespit etmektir. Veri elde etmede ideal yöntem tek tek gezerek araştırma yapılmasıdır. Elde edilen veriler daha sonra coğrafik haritalar da karşılaştırılarak yer belirlenir. Benzerlikler veya farklılıklara göre daha küçük alanlar gibi sorunlar yüzünden bugün coğrafik alanları tespit edilemeyen birçok canlı vardır. Habitat verilirken floristik ve ekolojik olarak adreste verilebilir. Örneğin floristik olarak maki, Qercus coccifera topluluğu için ekolojik olarak hareketli taşların bulunduğu yerler toprağın olmadığı yerler yada açıklık alanlar. Biyosfer: Canlıların yeryüzünde yaşadığı yere biyosfer denir. Biyosferden itibaren yukarılara çıkıldıkça yada aşağılara inildikçe canlıların gittikçe azaldığı yaşamını devam ettiremediği görülür. Canlıların yaşamadığı alana Parabiysfer denir. Parabiyosfer sonrası canlı bulunmaz. Canlılar parabiyosfer ile biyosfer arasında sürekli olarak hareket halindedir. Bunun sonucunda canlılar ve yeryüzünde bulunduğu alanlar incelediğimizde, bu alanların bazılarının küçük-büyük olduğunu bazılarının hem büyük hem de devamlılık gösterdiğini, bazılarının ise büyük ama devamlılık göstermediği görülür. İşte bu yeryüzüde ki alanları 5 grupta inceleyebiliriz. Kesintisiz Kıtalar Arası Alanlar: Kesintili Kıtalar Arası Alanlar: Rölik Alanlar: Vikaryont Alanlar: Endemik alanlar 1-Kesintisiz Kıtalar Arası Alanlar: Canlıların bulunduğu en büyük alanı aluşturur. Bu büyük alan içerisindeki alanların hiç bir alan aynı özellikte değildir. Yanlız birbirine benzerddir. Canlı grupların arasındaki mesafe yok denecek kadar az olduğu için kesintisiz alanlar diyoruz. Bu kesintisiz alanlar kendi içerisinde Kozmopolit Kutup çevresi alanlar Kuzey kutup çevresi alanlar Pan-Tropik alanlar olmak üzere kendi içerisinde 4'e ayrılır

http://www.biyologlar.com/biyocografya-nedir-1


Damla Balığı

Damla Balığı

Tabiattaki canlılar her ne kadar birbirlerine benzeseler de, birbirlerini andırsalar da, tüm canlılar kendilerine özgü bir takım özelliklerle birbirinden ayrılırlar. Kimi canlılar renklerindeki ve tüylerindeki muhteşem güzellikle insanoğlunun dikkatini üzerine çekerken; kimi canlılarda zehirli oluşları ve korkunç görünümleri sayesinde insanoğlunun dikkatini üzerlerine çekerler. Şüphesiz ki; hiçbir canlı yeryüzünde gereksiz değildir. Tüm canlılar kendilerine verilen görevi eksiksiz bir şekilde yerine getirmenin gayreti içindedirler.Dünyanın en çirkin hayvanı yapılan bir oylama sonucu ‘damla balığı’ olarak bilinen blobfish oldu. Damla balığı çirkinliği ile herkesin ilgisini çekmeyi başarmış bir canlı türüdür. Dünyanın en çirkin yaratığı olarak gösterilmektedir. Damla balığının nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır.Tabiatta nadir bulunan canlı türlerinden bir tanesidir. Denizin derinliklerinde yaşarlar yaklaşın olarak denizin 900 metre derinliğinde yaşamaktadırlar. Bu yüzden insanlar tarafından bu yaratıklar pek görülmektedirler. Damla balıkları her ne kadar denizde yaşasalar da etleri yenmemektedir. Zaten çirkin görünüşleri nedeniyle görenlerin iştahını kapattığı için kimse yeme düşüncesinde olmayacaktır. 25 santimetreye kadar uzayabilen bu yaratıklar görünüşleri itibariyle üzgünmüş izlenimi vermektedirler. Görünüşleri itibariyle akışkan bir jele benzemektedirler. Gözleri, ağzı ve burunları vardır. Vücutlarına oranla küçükte olsa kuyrukları da vardır. Fakat gördüğümüz kadarıyla ayakları mevcut değildir. Damla balığının Avustralya’nın güney doğusundaki adalarda ve Tazmanya civarında okyanusun 600 ila bin 200 metre altında yaşadığı, yengeç ve ıstakozla beslendiği biliniyor. Damla balığının etinin yenmemesine rağmen neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasının nedeni, balıkçıların ağlarına takılarak ölmeleridir.Yeryüzünde görmediğimiz, ismini bile duymadığımız yüzbinlerce canlı türü mevcuttur. Damla balığı bunlardan sadece bir tanesidir. Nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan bu canlı türünü belki ilerde çevremizde göremeyeceğiz, duyamayacağız ancak onlar hakkında ki bilgilere internetten ve ansiklopedilerden ulaşabileceğiz. Damla balıkları ne kadar dünyanın en çirkin yaratıkları olarak nitelendirilselerde onlarda da kendilerine has güzellikler mevcuttur.Kaynakça:google , canlılarYazar: Hamza canhttp://www.bilgiustam.com

http://www.biyologlar.com/damla-baligi

Port Jackson Köpek Balıkları

Port Jackson Köpek Balıkları

Yaygın Adı: Port Jackson Köpek Balıkları3561_portjacksonBilimsel Adı:  Heterodontus portusjacksoniFamilya: HeterodontidaeTakım: HeterodontiformesBoyutları: Erkekler genelde 76 cm, dişiler 80-95 cm, maksimum uzunluk 1,7 m.Fiziksel Özellikleri: Küt başlıdırlar. Gözlerinin önünden başlayıp üzerinde devam ederek başın arkasına yakın yerde sonlanan iki belirgin çıkıntısı vardır. Ağzında keskin dişler öndedir. Arkada ise, daha yumuşak ve düz olanları bulunur. İki sırt yüzgecinin önünde sağlam omuriliği, geniş küreğimsi göğüs yüzgeçleri vardır. Anal ve pelvik yüzgeçler göğüs yüzgeçlerinden daha küçüktürler ve kuyruğu heteroserk biçimdedir.Yaşam Çizgisi: Yumurtlama bölgesine gitmek için 800 km yol kat edebilir. Birden fazla erkek dişiye kur yapar. Çiftleşme kışın sununda ve baharda gerçekleşir. İçsel döllenme, dişi 10-16 derimsi yumurta (denizkızı cüzdanı) üretir, dişiler yumurta keselerini kaya yarıklarına bırakabilir. Embriyo, gerekli besini yumurtanın sarısından alır. Yumurtalar 9-12 ay sonra çatlamaya başlar, yeni doğanlar yaklaşık 25,5 cm uzunluğundadırlar.Beslenme Tarzı: Yumuşakçalar, kabuklular, denizkestaneleri, denizyıldızları ve kemikli balıklar diyetinin temel öğeleridir.Yaşam Alanı: Kayalıklar en çok tercih ettikleri yerlerdir ancak kum veya çamur tabanlarda da bulunurlar. Kıyıya yakın yerlerden 170 m derinliğe kadar değişen sularda yaşarYeryüzünde Dağılımı: Moreton Koyundan (Avustralya, Brisbanein kuzeyi) güneye, batıya ve kuzeye doğru, Kuzey Adasına (Batı Avustralya, Pertin kuzeyi), ayrıca Tazmanya etrafında bulunurlar. Yeni Zelanda da bir kere görülmüş, Batı Avustralya York Sound’dan bir şüpheli bildirim gelmiştir.Boğa başlı köpek balıkları ya da boynuzlu köpek balıkları arasındaki sekiz türden en iyi tanınanıdır. Adını Avustralya’da New South Wales’deki Jackson Limanından (Sidney Limanı) alır.Ailenin diğer üyeleri gibi Port Jackson köpek balığı da sıkça domuz burunlu olarak tarif edilir. Kesinlikle tüm boğa başların yüzleri kaba görünümlüdür fakat burunları domuz burnuna benziyor mu, bu tartışılır. Başka bir isimle daha anılırlar bu isim bulldog köpek balığıdır. Ancak yine bulldoglarla arasında bir benzerlik bulmak için gerçekten hayal gücüne ihtiyaç vardır, tek benzerlik alt çenelerinin güçlü ve oldukça büyük olmasıdır.Port Jacksonların bir diğer bilinen ismi istiridye kırandır. Bu da yanıltıcı bir isimdir. Besinleri arasında istiridyeler gibi yumuşakçaların yanında çoğunlukla denizkestaneleri, denizyıldızları, ıstakozlar, yengeçler ve balıklar oluşturur. Beslenirken yüzeyin altında saklanan avını ortaya çıkarmak için sıkça kumun üzerine su fışkırtır.Bu türe konulan çeşitli isimlerin içinde en uygunu Port Jackson gibi görünse de bu dünyaca tanınmış isim bile yanıltıcıdır, çünkü Port Jackson’da gerçekten yaşasalar da ayrıca genişçe uzanan Avustralya kıyı şeridinde ve buna Tazmanya’nın suları da dâhil olmak üzere büyük bir bölgede yaşarlar.Favori Üreme BölgeleriPort Jackson köpek balıkları her sene aynı yumurtlama alanına geri dönerler, bazen aynı mağaraları ve diğer seçtikleri yerleri tekrar kullanırlar. Bu yüzden bazıları 800 km göç etmeyi göze alır ve yazın beslendikleri yerlerden kışın yumurtlamak için geleneksel bölgelerine geri dönerler. Bu dönemlerde çok kalabalık bir Port Jackson gurubu bu bölgelerde kış sonu bahar başı toplanır ve kur yapıp çiftleşmeye başlarlar. Çiftleşmenin seyri tüm Heterodontidae ailesinin diğer üyeleriyle aynıdır, Hemşire köpek balığında da (familya Ginglymostomatidae) aynı çiftleşme kurgusu izlenir.Yumurtalar içerde döllendikten sonra dişi 10 ile 16 arasında derimsi yumurta kesesi (deniz kızının cüzdanı) üretir, boyutları 7,5 cm genişliğinde ve 15 cm uzunluğundadır. İlk çıktıklarında her biri yumuşak ve bükülebilirdir.Henüz yumurtlanmış yumurtaların akıbeti hakkında düşündürücü bir tartışma vardır. Uzun yıllardan beri dişi Port Jackson’un yumurta kesesini yumurtladıktan sonra ağzına alıp, ağzında taşıyarak kaya çatlaklarına götürdüğü ve daha güvenli olmaları için bunların içine yerleştirmeye çalıştıkları rapor edilmiştir. Yumurtaların dışı sertleştikçe çatlakların içi yumurta kesesini sıkıca tutar ve yumurtalar çatlayana kadar yerinde kalmış olur.Port Jackson yumurtalarını kaya çatlaklarına yerleştirirken görülmemiştir, sadece yumurtaları ağızlarında taşırken görülmüşlerdir. Dişileri yumurtladıktan sonra yumurtalarını terkeder.Kaynakça: BBC John DawesYazar: Tuncay Bayraktahttp://www.bilgiustam.com

http://www.biyologlar.com/port-jackson-kopek-baliklari

Damla Balığı

Damla Balığı

Tabiattaki canlılar her ne kadar birbirlerine benzeseler de, birbirlerini andırsalar da, tüm canlılar kendilerine özgü bir takım özelliklerle birbirinden ayrılırlar. Kimi canlılar renklerindeki ve tüylerindeki muhteşem güzellikle insanoğlunun dikkatini üzerine çekerken; kimi canlılarda zehirli oluşları ve korkunç görünümleri sayesinde insanoğlunun dikkatini üzerlerine çekerler. Şüphesiz ki; hiçbir canlı yeryüzünde gereksiz değildir. Tüm canlılar kendilerine verilen görevi eksiksiz bir şekilde yerine getirmenin gayreti içindedirler.Dünyanın en çirkin hayvanı yapılan bir oylama sonucu ‘damla balığı’ olarak bilinen blobfish oldu. Damla balığı çirkinliği ile herkesin ilgisini çekmeyi başarmış bir canlı türüdür. Dünyanın en çirkin yaratığı olarak gösterilmektedir. Damla balığının nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır.Tabiatta nadir bulunan canlı türlerinden bir tanesidir. Denizin derinliklerinde yaşarlar yaklaşın olarak denizin 900 metre derinliğinde yaşamaktadırlar. Bu yüzden insanlar tarafından bu yaratıklar pek görülmektedirler. Damla balıkları her ne kadar denizde yaşasalar da etleri yenmemektedir. Zaten çirkin görünüşleri nedeniyle görenlerin iştahını kapattığı için kimse yeme düşüncesinde olmayacaktır. 25 santimetreye kadar uzayabilen bu yaratıklar görünüşleri itibariyle üzgünmüş izlenimi vermektedirler. Görünüşleri itibariyle akışkan bir jele benzemektedirler. Gözleri, ağzı ve burunları vardır. Vücutlarına oranla küçükte olsa kuyrukları da vardır. Fakat gördüğümüz kadarıyla ayakları mevcut değildir. Damla balığının Avustralya’nın güney doğusundaki adalarda ve Tazmanya civarında okyanusun 600 ila bin 200 metre altında yaşadığı, yengeç ve ıstakozla beslendiği biliniyor. Damla balığının etinin yenmemesine rağmen neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasının nedeni, balıkçıların ağlarına takılarak ölmeleridir. Yeryüzünde görmediğimiz, ismini bile duymadığımız yüzbinlerce canlı türü mevcuttur. Damla balığı bunlardan sadece bir tanesidir. Nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan bu canlı türünü belki ilerde çevremizde göremeyeceğiz, duyamayacağız ancak onlar hakkında ki bilgilere internetten ve ansiklopedilerden ulaşabileceğiz. Damla balıkları ne kadar dünyanın en çirkin yaratıkları olarak nitelendirilselerde onlarda da kendilerine has güzellikler mevcuttur.Kaynakça:google , canlılarYazar: Hamza canhttp://www.bilgiustam.com

http://www.biyologlar.com/damla-baligi-1

Memelilerin Sınıflandırılması

Sınıf Mammalia - Memeliler Alt sınıf/Takım Prototheria - İlkel memeliler (Yumurtlayan memeliler) Takım Monotremata - Tek delikliler Familya Tachyglossidae - Dikenli karıncayiyengiller Familya Ornithorhynchidae - Ornitorenkgiller Alt sınıf Marsupialia/Metatheria - Keseliler/Keseli memeliler Üst takım Ameridelphia (Amerika keselileri) Takım Didelphimorphia - (Yenidünya keseli sıçanları) Familya Didelphidae - Keseli sıçangiller Takım Paucituberculata Familya Caenolestidae - Fare keseli sıçanıgiller Üst takım Australidelphia (Avustralya keselileri) Takım Microbiotheria Familya Microbiotheriidae - Chiloé keseli sıçanı Takım Notoryctemorphia Familya Notoryctidae - Keseli köstebekgiller Takım Dasyuromorphia - Yırtıcı keseliler Familya Thylacinidae - Tazmanya kaplanı soyu tükenmiş Familya Myrmecobiidae - Keseli karıncayiyen Familya Dasyuridae - Keseli sansargiller Takım Peramelemorphia - Keseli porsuğumsular Familya Thylacomyidae - Keseli tavşan (Bilbie) Familya Chaeropodidae - Domuzayaklı keseli soyu tükenmiş Familya Peramelidae - Keseli porsukgiller Takım Diprotodontia - İki ön dişliler Alt takım Vombatiformes - Vombatımsılar Familya Phascolarctidae - Koala Familya Vombatidae - Vombatgiller Alt takım Phalangeriformes - Kuskusumsular Üst familya Phalangeroidea Familya Burramyidae - Keseli yediuyuklayangiller Familya Phalangeridae - Kuskusgiller Üst familya Petauroidea - (Uçan keseliler) Familya Pseudocheiridae - Kıvrıkkuyruklu keseligiller Familya Petauridae - Uçar kuskusgiller Familya Tarsipedidae - Balcıl keseli Familya Acrobatidae - Cüce uçar kuskusgiller Alt takım Macropodiformes - Kangurumsular Familya Hypsiprymnodontidae - Misk sıçankangurusu Familya Potoroidae - Sıçan kangurusugiller Familya Macropodidae - Kangurugiller Alt sınıf Placentalia/Eutheria - Eteneliler Üst takım Afrotheria Takım Afrosoricida - Tenrekimsiler Familya Tenrecidae - Tenrekgiller Familya Chrysochloridae Takım Macroscelidea Familya Macroscelididae Takım Tubulidentata Familya Orycteropodidae Takım Bibymalagasia soyu tükenmiş Familya Plesiorycteropodidae soyu tükenmiş Takım Hyracoidea - kır sıçanımsılar Familya Procaviidae - Kırsıçanımsıgiller Takım Proboscidea - Hortumlu memeliler Familya Elephantidae - Filgiller Takım Sirenia - Denizinekleri Familya Dugongidae - Dugonggiller Familya Trichechidae - Manatigiller Üst takım Xenarthra Takım Cingulata Familya Dasypodidae - Kemerli hayvangiller Takım Pilosa/Edendata - Dişsiz memeliler Alt takım Folivora - Tembel hayvanlar Familya Bradypodidae - Üç parmaklı tembel hayvanlar Familya Megalonychidae - İki parmaklı tembel hayvanlar Alt takım Vermilingua Familya Myrmecophagidae - Karıncayiyengiller Üst takım Glires/Euarchontoglires Takım Scandentia Familya Tupaiidae - Sivri sincapçıkgiller Takım Dermoptera - Abalı memeliler Familya Cynocephalidae - Uçar makigiller Takım Primates - Maymunlar Alt takım Strepsirrhini - Nemli burunlu maymunlar İnfra takım Lermuriformes - Makimsiler Familya Cheirogaleidae - Kedi makisigiller Familya Lemuridae - Makigiller Familya Lepilemuridae - Gelincik makisigiller Familya Indriidae - İndrigiller Familya Daubentoniidae - Uzun parmaklıgiller Familya Megaladapidae soyu tükenmiş Familya Archaeolemuridae soyu tükenmiş Familya Palaeopropithecidae soyu tükenmiş İnfra takım Lorisiformes Familya Lorisidae Familya Galagonidae Alt takım Haplorhini - Kuru burunlu maymunlar İnfra takım Tarsiiformes Familya Tarsiidae - Uzunbacaklıgiller İnfra takım Platyrrhini - Yenidünya maymunları Familya Callitrichidae Familya Cebidae - Yenidünya maymunugiller Familya Aotidae - Gece maymunları Familya Pitheciidae Familya Atelidae İnfra takım Catarrhini - Eskidünya maymunları Üst familya Cercopithecoidea - Dar burunlu maymunlar Familya Cercopithecidae - Eskidünya maymunugiller Üst familya Hominoidea - İnsanımsılar Familya Hylobatidae - Uzun kollu maymungiller Familya Hominidae - İnsangiller Takım Rodentia - Kemiriciler Alt takım Sciuromorpha - Sincabımsılar Familya Aplodontidae Familya Sciuridae - Sincapgiller Familya Gliridae - Yediuyuklayangiller Alt takım Castorimorpha - Kunduzumsular Familya Castoridae - Kunduzgiller Familya Heteromyidae - Kanguru faresigiller Familya Geomyidae - Avurdu keseligiller Alt takım Myomorpha - Sıçanımsılar Familya Dipodidae - Arap tavşanıgiller Üst familya Muroidea Familya Platacanthomyidae Familya Spalacidae - Kör faregiller Familya Calomyscidae - Fare hamsterigiller Familya Nesomyidae Familya Cricetidae Familya Muridae - Sıçangiller Alt takım Anomaluromorpha Familya Pedetidae Familya Anomaluridae - Düzensiz kuyruklugiller Alt takım Hystricomorpha - Oklu kirpimsiler Familya Diatomyidae İnfra takım Ctenodactylomorphi Familya Ctenodactylidae - Tarak parmaklıgiller İnfra takım Hystricognathi Familya Hystricidae - Oklu kirpigiller Familya Bathyergidae - Toprakkazangiller Familya Petromuridae - Kaya sıçanıgiller Familya Thryonomyidae - Sazlık sıçanıgiller Üst familya Caviomorpha - Kobayımsılar Familya Erethizontidae - Yenidünya kirpisigiller Familya Chinchillidae - Çinçilagiller Familya Dinomyidae Familya Caviidae - Kobaygiller Familya Dasyproctidae Familya Cuniculidae Familya Ctenomyidae Familya Octodontidae - Sekizdişligiller Familya Abrocomidae - Çinçila sıçanıgiller Familya Echimyidae - Dikenli sıçangiller Familya Myocastoridae - Kunduz sıçanıgiller Familya Capromyidae - Ağaç sıçanıgiller Familya Heptaxodontidae soyu tükenmiş Takım Lagomorpha - Tavşanımsılar Familya Ochotonidae - Islıklı tavşangiller/Cüce tavşangiller Familya Leporidae - Tavşangiller Üst takım Laurasiatheria/Euarchonta Takım Eulipotyphla/İnsectivora - Böcekçiller Familya Erinaceidae - Kirpigiller Familya Nesophontidae - Karibik sivri fareleri soyu tükenmiş Familya Solenodontidae Familya Soricidae - Sivri faregiller Familya Talpidae - Köstebekgiller Takım Chiroptera - Yarasalar/Uçan memeliler Alt takım Megachiroptera - Büyük yarasalar Familya Pteropodidae - Kanat ayaklılar Alt takım Microchiroptera - Küçük yarasalar Üst familya Rhinolophoidea Familya Rhinolophidae - Nal burunlu yarasagiller Familya Hipposideridae Familya Megadermatidae Familya Nycteridae Üst familya Rhinopomatoidea Familya Rhinopomatidae - Fare kuyruklu yarasalar Familya Craseonycteridae Üst familya Emballonuroidea Familya Emballonuridae - Serbest kuyruklu yarasagiller Üst familya Noctilionoidea Familya Mystacinidae - Yeni Zelanda yarasaları Familya Phyllostomidae Familya Mormoopidae Familya Noctilionidae - Balık yiyen yarasagiller Üst familya Natalioidea Familya Myzopodidae Familya Furipteridae Familya Thyropteridae Familya Natalidae - Huni kulaklı yarasagiller Üst familya Molossoidea Familya Molossidae - Kuyruklu yarasagiller Üst familya Vespertilionoidea Familya Vespertilionidae - Fare kulaklı yarasagiller/Yassı burunlu yarasagiller Takım Pholidota Familya Manidae - Pullu hayvanlar Takım Carnivora - Etçiller Alt takım Caniformia - Köpeğimsiler Familya Amphicyonidae soyu tükenmiş Familya Canidae - Köpekgiller Familya Miacidae soyu tükenmiş Familya Ursidae - Ayıgiller Familya Ailuridae - Küçük panda Familya Mephitidae - Kokarcagiller Familya Mustelidae - Sansargiller Familya Procyonidae - Rakungiller Üst familya Pinnipedia - Yüzgeçayaklılar Familya Odobenidae - Morsgiller Familya Otariidae - Denizaslanıgiller Familya Phocidae - Fokgiller Alt takım Feliformia - Kedimsiler Familya Nimravidae soyu tükenmiş Familya Eupleridae - Madagaskar etçilleri Familya Felidae - Kedigiller Familya Herpestidae - Kuyruksürengiller Familya Hyaenidae - Sırtlangiller Familya Nandiniidae Afrika palmiye misk kedisi Familya Viverridae - Misk kedisigiller Takım Artiodactyla - Çift toynaklılar Alt takım Ruminantia - Gevişgetirenler Familya Antilocapridae - Amerikan antilobu Familya Bovidae - Boynuzlugiller Familya Cervidae - Geyikgiller Familya Giraffidae - Zürafagiller Familya Moschidae - Misk geyiğigiller Familya Tragulidae - Cüce geyikgiller Alt takım Suina - Domuzumsular Familya Hippopotamidae - Su aygırıgiller Familya Suidae - Domuzgiller Familya Tayassuidae - Pekarigiller Alt takım Tylopoda - Topuktabanlılar Familya Camelidae - Devegiller Takım Perissodactyla - Tek toynaklılar Familya Equidae - Atgiller Familya Rhinocerotidae - Gergedangiller Familya Tapiridae - Tapirgiller Takım Cetacea - Balinalar: Balinalar Alt takım Mysticeti - Dişsiz balinalar Familya Balaenidae - Gerçek balinagiller Familya Balaenopteridae - Çatal kuyruklu balinagiller Familya Eschrichtiidae - Gri balina Familya Neobalaenidae Alt takım Odontoceti - Dişli balinalar Üst familya Delphinoidea - Yunusumsular Familya Delphinidae - Yunusgiller Familya Monodontidae - Beyaz balinagiller Familya Phocoenidae - Muturgiller/Domuz balinasıgiller Familya Physeteridae - İspermeçet balinasıgiller Familya Ziphiidae - Gagalı balinagiller Üst familya Platanistoidea - Nehir yunusları Familya Platanistidae - Ganj ve İndus nehir yunusu Familya Iniidae - Amazon nehir yunusu Familya Lipotidae - Çin nehir yunusu Familya Pontoporiidae - La Plata yunusu

http://www.biyologlar.com/memelilerin-siniflandirilmasi

İlk Kez Türler Arasında Bulaşıcı Kanser Keşfedildi

İlk Kez Türler Arasında Bulaşıcı Kanser Keşfedildi

Bilim insanları hayvan türleri arasında geçiş yapabilen ilk bulaşıcı kanser tipini keşfettiklerini duyurdu.

http://www.biyologlar.com/ilk-kez-turler-arasinda-bulasici-kanser-kesfedildi

Nesli Tükenmiş Canlıları Nasıl Diriltebiliriz?

Nesli Tükenmiş Canlıları Nasıl Diriltebiliriz?

Bir daha yünlü mamut görebilecek miyiz? Peki ya çizgili Tazmanya kaplanları, bir zamanlar yaşayan yolcu güvercinler, Avrupa bizonu olarak adlandırılan devasa vahşi sığırlar?

http://www.biyologlar.com/nesli-tukenmis-canlilari-nasil-diriltebiliriz


80 Yıl Önce Soyu Tükenen <b class=red>Tazmanya</b> Kaplanı Yeniden Ortaya Çıktı

80 Yıl Önce Soyu Tükenen Tazmanya Kaplanı Yeniden Ortaya Çıktı

1936 yılında soyu tükendiği düşünülen Tazmanya Kaplanını gördüğünü iddia eden birçok kişi var.

http://www.biyologlar.com/80-yil-once-soyu-tukenen-tazmanya-kaplani-yeniden-ortaya-cikti

Bitki Evrimi 3/5: Kömür Çağı

Bitki Evrimi 3/5: Kömür Çağı

Yeşil bir gezegende yaşıyoruz. Bize bu gayet sıradan, alışılmış ve dolayısıyla önemsiz geliyor ama bitkiler Dünya üzerinde yaşayan en önemli canlılar.

http://www.biyologlar.com/bitki-evrimi-komur-cagi

<b class=red>Tazmanya</b> kaplanın genomu soyunun tükenmesi hakkında ipucu veriyor.

Tazmanya kaplanın genomu soyunun tükenmesi hakkında ipucu veriyor.

Son esir alınan tazmanya kaplanlarından biri. 1900’lü yıllarda fotoğraflandı. Credit: Paul Popper/Popperfoto/Getty

http://www.biyologlar.com/tazmanya-kaplanin-tazmanya-canavari-genomu-soyunun-tukenmesi-hakkinda-ipucu-veriyor-

 
3WTURK CMS v6.03WTURK CMS v6.0